Düz ovada siyaset için yeni bir altın fırsat...

a
a
Çarşamba, 03 Kasım 2010 - 05:00

Geçen yılki açılım girişiminin acemilikten kaynaklanan hatalar sonucu kesilmesi moralleri bozmuş ve genel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte de, yumuşama ümitleri suya düşmüştü. “Bakalım, seçim sonrası yeniden hareketlenilir” diyorduk.

Şu anda gelinen nokta büyük bir sürpriz oldu.

İçişleri Baskanı Beşir Atalay, durmadan “Çalışmalar yapılıyor, önemli adımlar atılacak” diyor, ardı ardına Kuzey Irak ile temaslar yapılıyordu da, kimse böyle bir noktaya gelineceğini tahmin etmiyordu. Her şeyin başında, hem Türk devleti hem de PKK’nın artık silahla, sınır dışı operasyonlarla, sokak gösterileri veya sert demeçlerle bu mücadeleyi kazanamayacaklarının anlaşılması geliyor.

Artık tek çıkışın siyasetten geçtiği anlaşıldığı için bu noktaya gelindi.

[[HAFTAYA]]

Karayılan risk alıyor...

Eylemsizlik kararının 8 ay süreyle uzatılması PKK açısından önemli bir ödündür. Zira 8 ay süreyle gerillayı dağda eylemsiz, çözüm istemeyen komutanları kontrol altında tutmak çok zordur. PKK’nın liderlerinden Murat Karayılan, kendi açısından risk almaktadır. Silahla değil, düz ovada siyaset yaparak yoluna devam etmek istediğini açıkça ortaya koymuştur. Şimdi kimileri ortaya çıkıp “Tabii kardeşim, önümüz kış, işlerine geldiği için böyle hareket ediyorlar” demesin. Eylemle beslenen binlerce kişiye sekiz ay silah taşımayacaksın demek kolay değildir. Türkiye topraklarında eli silahlı insan dolaştırmamak kararı ise, hiç mi hiç kolay değildir. Biz de tetik çekmemeliyiz... Kendi kendimizi aldatmayalım. Terörü durdurmak istiyorsak, beğenmesek dahi, bizim de üstümüze düşenler vardır. Bunların başında da, Türk güvenlik kuvvetlerinin bundan önce olduğunun aksine, daha dikkatli davranması ve varılan anlaşmaya uyması gerekir. Bu tutum güvenlikçilerin, PKK karakol basıp insan öldürmeye kalkarsa durumu seyretmeleri anlamına tabii ki gelmiyor. Eylem anında karşılığını bulmalı ancak eylem yoksa dağlarda insan avına çıkılmamalı.

Çok güç bir şeyden söz ettiğimi biliyorum. Ancak terörü durdurmak için ne gerekiyorsa yapmak gerekiyor. Tabii bu konuda asıl sorumluluk PKK’ya düşüyor. Kuvvetlerini sınır dışına çıkarabildiği taktirde güvenlik güçleri de rahatlayacaklardır.

Öcalan gücünü yine gösterdi...

Kim ne derse desin, Abdullah Öcalan bundan önce olduğu gibi, bu defa da gücünü gösterdi. Ülkenin nefes almasına yardımcı olacaksa, İmralı’yı taşlamamak, günlük yaşamda da daha fazla eziyet etmemek gerekiyor. Bu çerçevede BDP’nin de hakkını yemememiz gerekiyor. Yıllarca itip kaktık, yapmadığımız eziyeti bırakmadık ancak bugün gelinen şu noktaya bakıyoruz ki, partinin önemli bir katkısı olmuş. Beğenmediğimiz sözler duyduk ancak onların da belirli bir barış sürecine ihtiyaç duydukları anlaşılıyor.

AK Parti isterse tarihe geçebilir...

AK Parti eğer bu defaki süreci iyi yönetebilirse, gerçekten terörün önüne geçebilir ve tarihe geçer. PKK’nın silah bırakması ve düz ovada siyasetin önünün açılması, iktidarın cesur adımlarına bağlıdır. Seçime kadarki dönemde atılacak her adım, belki oy kaybettirebilir ancak Başbakan Erdoğan sadece bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu’nu ikna edebilirse, ikisi Türkiye’nin önünü açarlar. Ben CHP’nin sırf oy uğruna bu süreci baltalayacağını hiç sanmıyorum. MHP konusunda aynı şeyi söyleyemem ancak bugünden itibaren kilit parti CHP’dir.

Türkiye için yine ümitli günler başlıyor.

Birileri bozana kadar tabii...

Türkiye’nin gerçek dostu: Yeşiller...

Türkiye’nin Avrupa’daki siyasi partiler arasındaki en sağlıklı müttefiki Yeşiller Partisi’dir.

Sorunlarımızı çok doğru saptarlar ve bizi anlayabilmek için de özel çaba gösterirler. Başkaları gibi, kulaktan dolma bilgilerle, klişeleşmiş sözlerle karşımıza çıkmazlar. Konuyu iyi bilirler ve hem desteklerini hem de eleştirilerini esirgemezler.

Avrupa’da, Türkiye’ye gelip gelişmeleri ilk elden öğrenmek ve görüşlerini açıklamak için özel toplantı yapan tek partidir. Yine İstanbul’dalar. Pazartesiden itibaren son derece yoğun katılımlı “Avrupa’da Türkiye” konulu bir konferansta, AB-Türkiye ilişkileri ele alındı. Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin Türkiye temsilciliğiyle birlikte gerçekleşen bu konferans, hem Yeşiller’in yaklaşımlarını öğrenmemiz hem de bizim ne düşündüğümüzü anlamaları için olanak yarattı. Yeşiller’in yıldızları da oradaydı: Helene Flautre, Daniel Cohn- Bendit, Monica Frassoni, Rebecca Harm, Franzika Keller. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne doğru yürüyüşüne başından beri arka çıkmışlardır. Hiç unutmam, bugün Yeşiller’in en güçlü isimlerinden biri olan Daniel Cohn-Bendit, 1995 yılında Gümrük Birliği Anlaşması parlamentoda tartışılırken söz aldı. Hıristiyan Demokratlar, Türkiye ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı hararetle destekliyorlardı. Danny özellikle Alman Hıristiyan Demokratlar’a dönüp “Türkler’in Gümrük Birliği’ni alkışlıyorsunuz ancak yarın tam üyelik başvurusu yaptıklarında karşı çıkacaksınız. İkiyüzlülük yapıyorsunuz. Türkler’in Gümrük Birliği ile yetinmesini istiyorsunuz” demişti.

Dedikleri aynen gerçekleşti.

Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller Grubu’nun Türkiye’ye bu kadar sağlıklı davranmasının temelinde kendi ilgileri olduğu kadar, Ali Yurttagül gibi bir danışmanlarının olmasını da eklemeliyim. Türkiye’nin AB ilişkilerini önemseyen herkesin Yeşillere kulak vermesinde çok yarar var. Bu defa da çok yapıcı eleştirilerde bulundular. Başbakan ile görüşerek, AK Parti iktidarını birçok konuda uyardılar.

Dostluk buna denir...