E7 şimdi G7'ye karşı

a
a
Cuma, 19 Kasım 2010 - 05:00

Pimco, dünyanın en önemli tahvil yatırım şirketlerinden biri... Kurucusu Bill Gross ve CEO’su Mohammed Al Arian, dünya çapında izlenen yatırım uzmanlarındandır. Bünyesinde çok iyi yatırım uzmanları da bulundurur.
Geçenlerde bir TV kanalında Curtis Mewbourne adlı uzmanın, gelişmekte olan ülkelerle ilgili analizini dinledim. ‘Gelişmiş ülkeler inişli çıkışlı bir şekilde Yeni normal’de yolculuk yaparken’ diye başladığı analizini şöyle sürdürdü: “Yeni normal’de henüz daha bu ülkeleri ve şirketlerini keşfetmeyenlere, yatırım öneriyoruz. Yatırımı olanlara da varlıklarını artırmalarını öneriyoruz.”
Sadece Pimco değil, çok sayıda yatırım bankası ve uzmanı da gelişmekte olan ülkeleri öneriyor. Zaten son 1 yıldır bu ülkelerin hisselerindeki yükseliş de bu eğilimi destekliyor.

Grup 7’nin yeni rakibi
[[HAFTAYA]]
Yatırımcılar, gelişmekte olan ülkelerin, gelecekte daha yüksek getiri ve büyüme potansiyeline sahip olduğuna inanıyorlar. Uzunca yıllar boyunca G7’ye (Group 7) yatırım yapanlar, şimdi E7’ye (Emerging 7, Gelişmekte olan 7 ülke) yöneliyorlar. Tabloda verileri görüyorsunuz. Gelecekte E7, G7’ye rakip olacak.
Şimdiki durumda nüfusun yüzde 11’ine sahip olan G7 ülkeleri, dünya GSMH’nın (gayrisafi milli hasıla) yüzde 57’sini elinde tutuyor.
Buna karşılık nüfusun yüzde 49’unu barındıran E7 ülkeleri ise dünya milli gelirinden sadece yüzde 18.7 düzeyinde pay alabiliyorlar.
Ancak, bu tablonun böyle gitmesi, bugünkü trendin devamı halinde mümkün değil. Bir yanda yüzde 8’lere varan oranda büyüyen Çin ve Hindistan var. Diğer yanda krize rağmen büyümelerini sürdüren Asya ülkeleri var. Rusya ve Meksika, doğal kaynak destekli büyümelerini sürdürüyorlar. Türkiye ise dinamizmini kriz döneminde bile ayakta tutabildi.

Gaza gelip balon olma riski

Gelişmekte olan ülkeler, bir kazaya uğramadan yollarına devam edebilirlerse, bir 10 yıl içinde, dünya milli gelirinden aldıkları payı yüzde 25’lere çekebilirler. Ancak, aşırı ısınma ve yabancıların ‘sıcak para’ tutkusunun yarattığı riskleri unutmamak gerekiyor.
Bir İngiliz gazetesinde okudum. 1990’larda dünyanın büyümede örnek ülkelerinden olan İrlanda, şimdi krizin kucağında kıvranıyor. ‘Nasılsa satarız’ diye başlatılan konut projeleri, ‘hayalet evlere’ dönmüş durumda. Benim korkum, ‘İrlanda’yı örnek alın’ diyenlerin bir bölümü, şimdi de gelişmekte olan ülkeleri gazlıyorlar. Geleceğimize inanalım, E7’nin potansiyelini göz ardı etmeyelim ama yabancıların da gazına fazla gelmeyelim.

Londra’da perakende patlaması
Geçtiğimiz hafta Louis Vuitton’un CEO’su (icra başkanı) Türkiye’ye gelmiş, Bağdat Caddesi’ndeki büyük mağazasını açmıştı. Ondan önce H&M’in kurucusu geldi, yine yeni mağazasının açılışında bulundu. Biz ayın başında Hugo Boss’un merkezini ziyaret edip, mağazalaşma planını dinlemiştik.
Sadece aklıma gelen birkaç yabancı perakende devinin Türkiye’ye yönelik ilgisini ortaya koyan gelişmeleri paylaştım. Yeni açılacak Zorlu Center’a yönelik ilgiyi de eklemem gerekiyor. Gerçekten de yabancılar Türkiye’nin yarınına şimdiden yatırım yapıyorlar.

Yabancılar Oxford Street’te

Sosyal Medya Zirvesi nedeniyle geldiğim Londra’da, alışverişin merkezi Oxford Street’te de aynı eğilimi gözledim. Yabancılar, bu önemli ve büyük caddeye adeta yığınak yapıyorlar. Telegraph gazetesinde yayınlanan bir araştırmanın sonuçları, bu gerçeği gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, bu caddede geliştirilen yeni mağazaların yüzde 95’i yabancılar tarafından dolduruluyor.
Örneğin, 11 bölümden oluşan Park House adlı dev proje, Urban Outfitters ve Zara gibi yabancı perakendeciler tarafından kapılmış. Kira bedeli ise metrekaresi 600 pound’u buluyor.
Bir başka İspanyol moda zinciri Desigual, yaz sonunda Disney’in bulunduğu mağaza için metrekaresi 710 pound için anlaşma imzaladı.

Türklerin de payı var

Dünyanın dört bir yanından turist çeken Londra, ekonomik krize rağmen perakendedeki çekiciliğini koruyor. Perakendenin yükselişi bazı caddelerde öyle düzeylere varmış ki bazı zincirler, mevcut markaların çıkışını teşvik için bir anlamda ‘hava parası’ bile veriyorlar. Metrekare başına 10 pound’a kadar peştemaliye (hava parası) önerildiği söyleniyor. Oxford Street’deki bu canlılığı destekleyenler arasında Türklerin olduğunu da söylemek lazım. Caddede yürürken, adım başı Türk’e rastlamak, mağazalarda ‘Türk Lirası’yla ne kadar yapar’ sözlerini duymak da bunu düşündürüyor.

Sosyal medyada ne konuşuluyor?
Londra’ya Sosyal Medya Zirvesi’ni izlemek için geldim. Zirveyi izlemeye karar verdiğimde, bayrama denk geldiğinin farkında değildim. Ama iyi oldu, hem iş hem de tatil yapma şansı buldum. İki gün süren ve çok sayıda konuşmacının katıldığı konferansın ayrıntılarını Capital’in Aralık sayısına yazacağım. Ancak, dikkatimi çeken birkaç noktayı paylaşmak istiyorum:
1. Konuşmacılar gibi konferansı izleyenlerin yaş ortalaması, iş dünyasının epey altındaydı. Tahminim 25-30 arası bir yaş profili vardı. Hepsi internetle birlikte büyüyen bir kuşaktan geliyor.

Tweet göndermekten fazlası

2. İzleyiciler, ağırlık olarak tüketiciye yönelik iş sektörlerindendi. Az sayıda ‘B to B’, yani tüketiciyi hedeflemeyen şirket yöneticisi vardı.
3. Sosyal medya, giderek bir ana iş olmaya gidiyor. Çok sayıda danışmanlık şirketi kurulmuş. Şirketlerde bu konuya odaklı bölümler oluşturulmuş.
4. Şirketler bir şeyler yapıyor, bölümler de oluşturuyorlar. Ama hâlâ yöneticileri ‘daha ne yapılabilir’ arayışındalar. Konuştuğum yöneticilerin önemli bölümü, benzer konferans ve workshop’lara katılmışlar.
5. Her sektörden iyi örnekler var. Teknoloji sektörünün ağırlığı olsa bile, banka, otomobil, havacılık gibi alanlardan da başarılı ‘sosyal medya’ başarı öyküleri çıkıyor.
6. Burada da içeriğin önemi öne çıkıyor. Sosyal medyada başarının yolu, iyi içerikten geçecek.
7. Sosyal medya, sadece facebook sayfası ve tweet göndermekten ibaret değil. Daha fazlası gerekiyor.