Ekşi'nin 150 bin akrabası var

Babası inşaat taşeronluğu ile işe başlayan Rizeli Hasan Ekşi, şimdi dünya çapında işler yapıyor. 38 ilde 300 bin Ekşioğlu var. Yalnız İstanbul'da 600 bin Rizeli yaşıyor

Ekşi'nin 150 bin akrabası var

İstanbul’daki Türkiye’de Karadenizliler büyük bir yer tutuyor. Karadeniz Sivil Toplum Kuruluşları Platformu ve Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Ekşi yalnız İstanbul’da değil, Türkiye’de tanınan bir isim. Yukarıda adı geçen iki kuruluşa 22 ilin dernekleri üye.

Bu illerin toplam nüfusu 32 milyon. Bu nüfusa İstanbul da giriyor; çünkü İstanbul’u da Karadeniz bölgesinin illeri arasında sayıyorlar. Karadenizli cinliği mi diyorsunuz buna? Yok canım! İşbilirlik ve örgütlenme bilinci ve becerisi demek daha uygun.

Konfederasyonun merkezi İstanbul’da ve biz Genel Başkan Hasan Ekşi ile konuşuyoruz ve önce kendi ağzından Hasan Ekşi’yi dinliyoruz:

“Babam, rahmetli, 1947’de Rize’nin İkizdere ilçesinin Tulumpınar Köyü’nden İstanbul’a geldiler. Çok güzel suyu vardır; o sudan dolayı Tulumpınar adını almıştır.

Türkiye’de 38 ilimizde akrabalarımız yaygın bir şekildedir. Yalnız İstanbul’da akraba sayımız 150 bin civarındadır. Türkiye genelinde Ekşioğlu olarak nüfusumuz 300 binden fazladır. Türkiye genelinde Rizeli sayısı ise, bir milyondur. Bunun 600 bini İstanbul bölgesindedir.”

Bir ailenin yükselişi

Hasan Ekşi, daha sonra, bir ailenin yükselişini anlatıyor:

“Babam 1947’de İstanbul’a geliyor, inşaatlarda çeşitli çalışmalar yapıyor. Askerlik dönüşü, 1954’lerde, Doğu bölgesine gidiyor, Erzurum’da inşaat taşeronluğu yapıyor. Daha sonra 1954’te Erzurum’da et kombinası inşaatını alıyor. Ben hem okuyorum, hem babamın yanında çalışıyorum. Yapı Sanat Enstitüsünü bitirdikten sonra, Erzurum Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldum. Ben sadece ilkokulu Rize’de okudum.

Evi 1980’de, 12 Eylül sonrası İstanbul’a naklettik, kışa doğru. Ama Rize’de de, Erzurum’da da, İstanbul’da da evlerimiz var, başka yerlerde de var; böyle geziyoruz. Dağılmış durumdayız. Devlet müteahhitliği yapıyoruz, birçok ilde şantiyelerimiz var. Sadece bizde onbeş firma var. Bunlar başta inşaat olmak üzere turizm, sanayi ve çeşitli sektörlerde çalışır.”

İkizdere dar geldi

Göçün 1950’lerde başladığını belirten Hasan Ekşi, “Niye göç ettik?” diye soruyor ve yanıtlıyor:

“İkizdere( Rize’nin ilçesi) ormanlık bir bölgedir; arazi yok. Orada neyi ekip biçeceksin.

Göçün asıl nedeni arazinin yokluğudur. Çocuk sayısı arttıkça, eğitim ihtiyacı ortaya çıkınca göç gerekiyor.”

“Yani İkizdere size dar geldi?” diyoruz.

“Evet, İkizdere dar geldi” diyor.

Burada araya girip, öğreniyoruz ki, Hasan Ekşi 8 kardeş ve kendisinin de 4 çocuğu var. Kardeşlerin beşi üniversite, üçü lise mezunu. Biri Amerika’da işletme mastırı yapıyor, onun küçüğü kızı Almanya’da mimarlık okuyor. Onun küçüğü Ankara’da üniversitede, en küçüğü kolejde.

“Öz dedemin, yani babamın babasının dokuz çocuğu, 400 torunu var” deyince, bu tablonun fotoğrafını soruyoruz.

Gülüyor: “Yok, çektirmedik” diyor.

Dünya açılımı

Hasan Ekşi, grup olarak Türkiye ekonomisine büyük katkı sağladıklarını vurgulayarak, özetle şunları belirtiyor:

“Eğitimde ve ticarette önemli adımlar attık. Bizim bugün yapsat” ımız var, toplu konutta iyi bir yerdeyiz. Kentsel dönüşümler var. Üniversiteler, hastaneler, birçok işler yaptık alt yapı yol gibi. Mesela Altunizâde Kavşaşı’nı da biz yaptık. Bunların dışında şu anda Nijerya’da otoyol inşaatı yapıyoruz. Libya’da, Suudi Arabistan’da ofislerimiz var. Yani şimdi dünya çapında iş yapıyoruz.”

Hasan Ekşi, 15 şirketinde 2800 kişi çalıştığını söylüyor, bunların 800’ü Nijerya’da.

Bu noktada, gerek nüfus sayısı ve dağılımı, gerek örgütlenme ve de dünya çapında iş ortamı bakımından bir “Ekşi İmparatorluğu” adını taksak, yanlış mı olur?

Küreselleşen Siirt Pazarı

Seyyar peynircilikle işe başlayan Fettullah şimdi iki dükkânında Siirt ürünleri yanında öteki illerin ürünlerini de satıyor.

Siirt pazarında memleketinin ürünlerini satan bir başka Siirtli, Fettullah Eroğlu- Siirt ürünleri diyoruz, ama lafın gelişi bu; Siirt ürünlerinin dışında başka illerin ürünleri de var. Bir anlamda küreselleşen dünya Siirt Pazarını da küreselleştirmiş.

Siirt’in topak pestilinin yanında, Diyarbakır işi yaprak pestil de var. Siirt fıstığının yanında Antep fıstığı. Biliyoruz, Gaziantepliler kentlerine Antep denilmesinden hoşlanmazlar, ama fıstık Antep fıstığı olarak markalaşmıştır.

Fettullah’ın dükkânında Siirt tahini, Siirt üzümü, Siirt menengüçü var; öteki adı çitlembik. Kahvesi de yapılıyor. Burada Gaziantep’in sucuklu lokumu, Malatya’nın kaysısı, Giresun’un fındığını da bulabilirsiniz. Dedik ya, dünya ile birlikte Siirt Pazarı da küreselleşti. Yeri gelmişken şunu da belirtelim; birçok ürün birkaç il arasında paylaşılamamakta; “O asıl benim malım” tartışmasına neden oluyor.

Gelelim bizim Siirtli Fettullah Eroğlu’na. Yedi nüfuslu aile, tekmili birden 1969’da İstanbul’a göçüyorlar.

“Orda geçim olmuyor muydu? Tarla toprak yok muydu?

“Vardı da, olmuyordu. Ben orda fırıncılık yapıyordum. Buraya gelince, Siirt’ten otlu peynir getirip, seyyar olarak satıyordum burada.”

Fettullah sultanlar gibi yaşıyor

Siirtli Fettullah Eroğlu, 15 yılda işi geliştiriyor, 1985’te Fatih Siirt Pazarı’ndaki ilk dükkânı açıyor, daha sonra ikinci bir dükkânın da sahibi oluyor. Ağabeyiyle ortak, iki yardımcılarıyla birlikte iki dükkânı idare ediyorlar.

Elli yaşındaki Fettullah’ın, en büyüğü üniversiteye hazırlanan, en küçüğü ana okulunda dört çocuğu var.

Ekonomik kriz Fettullah Eroğlu’nun etkilememiş; hayatından memnun ve mutlu:

“Şimdi bizim yaşadığımız hayatı eskiden krallar yaşamamış. Niye diyeceksiniz.”

“Niye diyeceğim tabii.”

“O zaman cep telefonu mu vardı? Uçak mı vardı? Ha? Sultanlar dahi bu hayatı yaşamamış.”

“Sen yaşıyorsun değil mi? Cep telefonun da var.”

“Her şeyi Allah vermiş yahu! Rahmetli babam anlatıyordu; bayramdan bayrama pirinç yiyorduk. Şimdi hayat fantezi olduğu için, geçinemiyorlar tabii.”

“Sen Siirtlilerin toplantılarına, şenliklerine filan katılıyor musun?”

“Yok. Vaktim olmuyor.”

“Kendini hepten bu işe vermişsin ha? Malları Siirt’ten nasıl getiriyorsun?”

“Orada adamlarımız var, kargoyla filan getiriyoruz.”

Anadolu hep göçle yaşadı

ÇEKÜL Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’e göre, geldikleri yerde güçlü yönetim kuranlar cazibe merkezi oluyor.

Ömrü Anadolu yollarında ve kitaplar arasında geçen bir Türkiye sevdalısı Prof. Dr. Metin Sözen. Elazığ’da 1936’da doğmuş, ilkokulu Malatya’da, ortaokul ile liseyi sırasıyla Konya, Antalya, adana, İzmit, İstanbul ve tekrar Antalya’da okumuş. Öğrenim yaşamındaki bu gezginlik, kurduğu ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) Başkanı olarak Anadolu yollarında sürüyor.

Prof. Dr. Metin Sözen (74), İstanbul’daki Türkiye’yi oluşturan olaya bir bilim insanı gözüyle, geniş açıdan bakıyor. İstanbul’daki Türkiye bir “sonuç” ise, onun “neden”ini irdeliyor önce:

“Anadolu demek, bir anlamda göçler tarihinin bütün evrelerine sahip olmak demektir. Çünkü Anadolu, tarihin ilk yıllarından itibaren hep göçün coğrafyası olmuştur.

Bu coğrafyanın bu kadar hareketli ve göçe yönelik olmasının temel nedeni, dünya coğrafyasında büyük Asya, Avrupa, Akdeniz çanağı ve benzeri büyük coğrafyaların tam ortasında ve kesişme noktasında olmasıdır. Bu yüzden göç, birkaç yönde ortaya çıkar. Çünkü, kendisini farklı coğrafyalara atmayı düşünenler, önce, yukarda belirttiğimiz kesişme noktasındaki bölgeye egemen olmak isterler. Ya egemenlik altına alır ya da onu farklı bir coğrafyaya doğru iter.” Bu noktada biz bilimsel söylemin dışına çıkarak, sokak ağzıyla bir yorum getiriyoruz: “Yani, dağdan gelen bağdakini kovar.”

Metin Hoca, Anadolu’da insanlık tarihinin başından bugüne kadar yapılan araştırmaların ve kazıların sonuçlarını anlattıktan sonra, sonucu söylüyor:

“Dünya tarihinde göç ve yerleşme kavramı, sanki Anadolu insanı için yazılmıştır. Anadolu hep göçle yaşamıştır. Göçten sonra uzun kalanlar, egemenlik sınırlarını genişletenler ve güçlü bir yönetim biçimi oluşturanlar daha uzun yaşamışlardır.

Göçün ikinci bir nedeni vardır. Buraya gelenler güçlü bir yönetim biçimi kuruyor ve çevresine gücünü anlatan bir sistem uyguluyorlarsa, bu kez cazibe konusu olan bu coğrafyaya gelip yerleşmek, bir nevi iş bulma anlamına, bir nevi yükselme anlamına, iş bulma ve bu topraklarda tutunma anlamına geliyor.” 

BÖLGELERDEN İSTANBUL’A GÖÇ VE DERNEKLEŞME

Derneklerin yarısı KARADENİZLİ

Ülkemizdeki derneklerin büyük çoğunluğunu hemşehri dernekleri oluşturmaktadır. Hemşehri dernekleri ise, en çok İstanbul’dadır. İstanbul’da en çok Karadeniz bölgesine ait hemşehri dernekleri bulunmaktadır. Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri izlemektedir. Son sıralarda ise Ege ve Akdeniz bölgeleri gelmektedir.

1990 ve 2000 nüfus sayımı sonuçları karşılaştırıldığında Karadeniz bölgesindeki köy nüfusunda %10,94 azalma varken şehir nüfusunda %21,48 artış olduğu görülmüştür. Toplam nüfus artışı ise sadece %3,65’tir. Son iki nüfus sayımı sonuçları Karadeniz bölgesindeki nüfusun köylerden kentlere göçtüğünü ve nüfus artışının diğer bölgelere göre çok az olduğunu göstermektedir. Son iki nüfus sayım verilerine göre en çok göç veren bölge Karadeniz bölgesidir. En çok göç alan il ise İstanbul’dur. Son on yılda göç eden Karadenizliler İstanbul’a yerleşmiş ve bir araya gelmek için dernek kurmuşlardır. Bu yüzden İstanbul’da Karadeniz bölgesine ait hemşehri derneklerinin sayısı tüm hemşehri derneklerinin %49’unu oluşturmaktadır. İstanbul’da Karadeniz bölgesine ait en fazla dernek sayısına sahip il Kastamonu’dur. Kastamonu ilini ise Giresun ve Tokat illeri izlemektedir.

(Kaynak: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eyüp Dursun Ergür, Yüksek Lisans Tezi, 2006)

İstanbul’da 80 cemevi var

Sivas Platformu Başkanı Hasan Genç, İstanbul’daki Sivas yaşantısından kesitler aktarıyor:

“Muharrem ayı içinde oruç tutulur; yas ayı olduğu için Cemevlerinde sürekli toplantılar yapılır, günün önemi anlatılır. Daha sonra aşure günümüz olur. Bu şekilde cemlerimiz olur.”

“Cemevleri ibadethane midir, değil midir?”

“Bize göre ibadethanedir, ama birileri tarafından kabul edilmiyor; biz buna çok üzülüyoruz. Biz bu ülkenin vatandaşıyız; bu ülkede vergi veriyoruz, askerlik yapıyoruz, yurttaşlık görevlerimizin hepsini yerine getiriyoruz. Ama verdiğimiz vergiden pay alamıyoruz bu konuda. Bunun ciddi şekilde irdelenmesi lazım.”

İstanbul’da yaklaşık 80 cemevi olduğunu söyleyen Bektaşi Dedesi Hasan Genç, Cemevlerinin bir sorununun da dile getiriyor:

“İl Genel Meclisi’nin geçen döneminde de bu döneminde de önergeler verildi; camiler gibi bizde elektrikten sudan yararlanalım diye, ama daha henüz sonuç alınmadı. Özellikle bizim platform içinde olan Sivaslı Sünni arkadaşlarımıza minnettarız. Sağolsunlar, ilgi gösteriyorlar, bizim sorunlarımızı kendi sorunları gibi gösteriyorlar.”

6