Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Elif Şafak'ın yeni romanı 'Aşk'tan çok farklı olacak

Pazar, 14 Şubat 2010 - 05:00

Salona girdiğinde gözler bir anda bulunduğu yöne doğru çevrildi. Bal rengi saçları, ışıltılı makyajı, gülümseyen yüzü, inceliği ve güzelliğiyle dikkat çeken genç bir kadın gelmişti. Yazar Elif Şafak. Güzel, akıllı, doktoralı, evli, iki çocuklu ve satış rekorları kıran kitaplar yazan başarılı bir edebiyatçı. Görmeye pek alışık olmadığımız bir kadın yazar profili.
Elif Şafak, ‘Bersay İletişim Enstitüsü’nün konferanslar dizisinin geçen haftaki konuğuydu. Sadece neden yazdığını değil, nasıl yazdığını da anlattı. Benim en çok merak ettiğim, bir zamanların ‘dişi’ olmaktan ödü patlayan ‘özgür kız’ının şimdi nasıl olup da evcil ve iki çocuklu bir kadın olarak roman yazma işini kotardığıydı.
Güldü. İlk doğumundan sonra bir daha asla yazamayacağı korkusu yaşadığını, bu korkularından ilk otobiyografik kitabı ‘Siyah Süt’ün çıktığını anlattı. Yazı yazmak için ille de sessiz bir ortama ihtiyacı olmadığını, karmaşa içinde de yazabildiğini, şimdilerde ise genelde geceleri, çocuklar yattıktan sonra yazdığını söyledi.
Son romanı ‘Aşk’ ile çıtayı epey yükselttiği için bir sonraki kitabıyla ilgili endişe duyup duymadığını merak eden dinleyicilere ise, ‘Aşk’tan çok farklı bir şey, yani okuyucuyu şaşırtacak bir şey yazacağının mesajını verdi.

Kocada gönlü mü var?
Kına gecesi, en eski adetlerimizden biri. Yöreden yöreye farklılık gösterse de, amaç hep aynı. Baba evinde son kez geceleyecek olan genç kız için bir veda gecesi tertibi.
Gelin olacak kızın baba evinden ayrıldıktan sonra gideceği yer -mesafe ne olursa olsun- ‘gurbet’ ya, bu yüzden kına gecelerinde söylenen türkü ve maniler hep ayrılık, gurbet üstüne ve ‘acıklı’. Ne diyor ‘Yüksek Yüksek Tepeler’ dizesiyle başlayan türkü, ‘Babamın bir atı olsa binse de gelse/Annemin yelkeni olsa açsa da gelse...’
Geleneğe göre, kına gecesinde kız mutlaka ağlamalı. Eğer ağlamazsa ‘Kocada gönlü var’ diye yorumlanıyor ve ayıplanıyor çünkü.
Buradan yürüyüp okuyalım şu haberi: ‘7 yıldır birlikte olduğu Ali Uğur Akbaş ile 14 Şubat’ta evlenecek olan Yeliz Yeşilmen kına gecesi yaptı. Yeşilmen’in nikah hazırlıklarına hamile kaldıktan sonra başladığı öğrenildi’.
Tamam, geleneksel olandan yola çıkmak güzel, kırmızı bindallılar, kaftanlar giyerek ‘gelin’cilik oynamak, türkü söylemek, kına yakmak da güzel ama böylesi de biraz garip olmuyor mu? Hadi baba evinde son geceden(!) vazgeçtik; hadi kocada gönlü olduğunu da(!) anladık, lakin hem ‘hamile’ hem de ‘masum kınalı gelin’ konseptini anlamakta biraz güçlük çektik.

Bugs Bunny basketbolu sevdirdi
Heyecan daha Abdi İpekçi Spor Salonu’na girmeden başladı. Kapının önündeki ışıklı, renkli oyuncak satıcıları, patlamış mısırlar, rengarenk İçim Smartt’lar, sütler, bayraklar vs. her şey çocukları heyecanlandırıyordu.
Bizimkinin, ilk defa böylesine büyük bir salona girdiği ve böylesine büyük bir kalabalık gördüğü için, gözleri faltaşı gibi açıldı.
İbrahim Kutluay’ın anonsu yapıldığında bütün çocuklar çığlık çığlığaydı. Meğer ne kadar seviliyormuş İbrahim, Bugs Bunny’yi bile gölgede bıraktı. Öyle ki bizim oğlan, İbrahim gibi güçlü ve uzun olabilmek için basketbola başlamaya karar verdi. Face Team adlı ekibin basketbol şovu, dans gösterileri ve müzikler çok eğlenceliydi. Ama bence esas olan bu vesileyle çocukların spora özendirilmeleri ve bir basketbolcuyu kahramanlaştırmalarıydı. Böylelikle İçim Smartt bir sosyal sorumluluk projesinin bile eğlence içine yedirilebileceğini kanıtlamış oldu.

İlişki Durumu: Karışık
Mecliste yaşanan olayların sorumlusunun Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu olduğunu söylüyor Bülent Arınç. Peki hangi sıfatıyla bu iddiada bulunuyor? Başbakan Yardımcısı sıfatıyla mı, milletvekili sıfatıyla mı? Soruyorum, çünkü Güldal Mumcu’nun odasını bastığı günkü davranışlarını bir milletvekili olarak gerçekleştirdiğini söylüyor. Hükümet üyesi sıfatıyla değil. Sonra da oda basma konusuyla ilgili olarak ‘Güldal Hanım incindiyse özür dilerim, ama Baykal istiyor diye dilemem’ şeklinde bir beyanat veriyor.
Tabii insanın kafası karışıyor, Arınç bir yandan Güldal Mumcu’yu adaletsiz ve taraf olmakla suçluyor, odasını basıp talimat veriyor, bir yandan da Mumcu için ‘O Türk milletine emanettir, saygısızlık etmeyiz’ diyor ve isterse özür dileyebileceğini söylüyor.
Kim nereye hangi sıfatla giriyor, hangi açıklamasını hangi sıfatla yapıyor bilemeyeceğimiz için, işin esası, hükümetin bir üyesi olan bir kişinin, temsil ettiği Meclisin Başkanvekili’nden özür dilemesi gerekiyor.
‘O isterse özür dilerim, bu isterse özür dilemem’ gibi olgunluktan uzak ve ‘kişiselleştirilmiş’ bir yaklaşım, malum tabloyu daha da vahimleştiriyor.

HAFTANIN NOTLARI
İslami forumlar’da kadın ve erkekler arasında ‘chat’ sohbetleriyle başlayan aşklara engel olmak için İslami bazı internet siteleri, kadın üyelerinin cinsiyetlerini belli edecek üye adları kullanmasını yasaklamış. Milli Gazete Yazarı Mevlut Özcan ‘Bu, zinanın bir başka boyutudur. Namahremler tebliğ, cihat ayaklarıyla başlıyorlar chatleşmeye. Sonra bu çığrından çıkıyor, buluşmaya, fiili zinaya dönüşüyor’ demiş.
(Bu durum bana Osmanlı’nın ‘Batı’nın teknolojisini alalım ama geleneksel değerlerimizi muhafaza edelim’ hayalini hatırlattı. ‘Hem teknolojinin tüm nimetlerinden sonuna kadar faydalanalım, hem de chatleşirken flört etmeyelim’ olmuyor demek ki.)

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Tekel işçilerinin eyleminde PKK’lıların da parmağı olduğunu söylemiş. (Hükümet, Tekel işçileri eyleminde çuvalladığını kabul etmiş olsa gerek ki, son çare olarak işçileri karalama eylemini başlattı. İşçilerden bazılarının iyi niyetli olmadığını söyleyebilirsiniz, ideolojik yaklaştıklarını da söyleyebilirsiniz ama emekçi sıfatıyla hareket edenleri PKK’lı olmakla itham ederseniz, fazla ileri gitmiş olursunuz. Yoksa ‘Aman grev yapmaya kalkmayın, sonunda PKK’lı olmakla suçlanırsınız’ mı demeye getiriyorsunuz?)