En büyük darbeyi küçükler yedi!

Cuma, 12 Şubat 2010 - 05:00

Küçük işletmeler, global krizden en büyük darbeyi alan kesim oldu. Bunu, Türkiye’de ve dünyada açıklanan rakamlardan görmek mümkün... Ödeme döngüsünün en altında yer alan bu tür işletmelerin bazıları, ‘kansızlıktan’ komaya girdiler ya da kapandılar. Geçenlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009 yılının bütününe ilişkin, şirket ve ticari işletmeler (daha küçük olanlar) açılma-kapanma rakamlarını açıkladı. Rakamlar, krizden en çok küçüklerin ve şahıs şirketlerinin zarar gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Rakamların dili, aslında fazla söze gerek bırakmıyor:

Kapanan sayısı arttı

* 2008 yılında Türkiye’de 49 bin 3 adet şirket/kooperatif kurulmuş, buna karşılık 9 bin 578 şirket kapanmış. Aşağı yukarı kurulan 5 şirkete karşılık 1 şirket kapanmış. Fena bir oran değil.

 * Krizin etkin olduğu 2009 yılında ise kurulan şirket sayısı 44 bin 472’ye gerilemiş, kapanan şirket sayısı da 10 bin 395’e yükselmiş. 4 kurulan şirkete karşılık 1 şirket kapanışı olmuş. Bu oran kötüleşmeyi gözler önüne sermeye yetiyor.

* Ticari işletmelere gelince... 2008 yılında 46 bin işletme kurulmuş, 37 bin 343 işletme kapanmış. Neredeyse 1 kurulan işletmeye karşılık 1 işletme kapanmış. Şirket cephesine göre oldukça kötü bir oran...

Kuruluştan çok kapanan var

* 2009 yılında ise 32 bin 419 işletme kurulurken, 44 bin 50 işletme kapanmış. Uzun süredir ilk kez kapananlar, açılanları geçmiş. Oldukça kötü bir oran... İşletmelerin bu kötü performansında en büyük etkiyi, dış pazardaki daralma ile birlikte kredi olanaklarının ortadan kalkması yaptı. Aynı etkiyi, Avrupa’da da gördük. Örneğin, National Federation of Independent Business adlı örgüte göre, Avrupalı küçük işletmelerin yaptıkları kredi başvurusunun yüzde 43’ü, 2009 yılının ilk yarısında geri çevrildi. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi... Onlardan da bir kısmı ‘komaya’ girdi, bir kısmı kapandı.

TÜSİAD’daki ‘i’ harfinin karşılığı değişir mi?

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) yeni başkanı bir kadın... Önceki başkanı da bir kadındı... Erkeklerden oluşan bir ‘kurucular kurulu’ tarafından kurulan TÜSİAD’da son yıllarda kadın ağırlığı artıyor, yönetime güçlü kadınlar giriyor. Bu nedenle ‘TÜSİAD’ın i’sinin, ‘işadamları’ yerine, ‘iş insanları’ olarak değiştirilmesini önermiştim. Bunu ilk fırsatta Ümit Boyner’e soracağım.

Ama ondan önce bu soruyu, eski yönetim kurulu üyesi Ayça Dinçkök’e yönelttim. Merak ettiğim şu idi: ‘Başkanın kadın olduğu, yönetiminde de kadınların olduğu TÜSİAD’da, işadamı kelimesini değiştirmek hiç gündeme gelmedi mi?’ Biraz da şakayla karışık, “Ben kendimi işadamı olarak hissediyorum” dedikten sonra şunları söyledi:

“Bunun çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Benim yönetim kurulunda olduğum dönemlerde hiç gündeme gelmedi. Duygusal bir tarafı olduğuna inanıyorum. TÜSİAD, oturmuş, belli bilinirliği olan bir kurum... TÜSiAD’daki kadınların da bu konuya çok takıldıklarını sanmıyorum.” Ardından da şunu eklemeyi ihmal etmedi: “Belki TÜSİAD’ın kısaltılmış adı değişmeden, sadece ‘i’ harfinin karşılığı olan kelime yenilenebilir.” Duygusal ya da mantıksal... Bence hiç önemli değil. Kürsüde başkan Arzuhan Doğan Yalçındağ konuşurken, arkadaki logonun altında ‘Türk Sanayicileri ve İşadamları’ derneği kelimesi biraz ‘anlamsız’ kalıyordu. Şimdi Ümit Boyner konuşurken de aynı anlamsızlığını koruyacak.

Tayvanlı şirketlerden ders alınmalı

Dünyanın her tarafında benzer örnekleri yaşanıyordur ama Türkiye’de çok daha öne çıktığını düşünüyorum. Zamanında değişim yapmayıp, ürün ve hizmet açısından demode olan şirketler, bir süre sonra yakınmaya başlarlar... Oysa, değişim ve yeni iş modelleri ile teknolojilerin ortaya çıkması, bazı durumlarda sektörü terk etmeyi bile beraberinde getirebilir. Yıllarca aynı ürün ve değişmeyen üretim tarzı ile devam eden tekstil şirketleri ile benzer sorunu yaşayan şirketlere, Tayvan’dan birkaç örnek aktarmak istiyorum.

Neden değişiyorlar?

Biliyorsunuz, Tayvan’da dünya çapında güçlü teknoloji şirketleri var. Bunlar özellikle PC ve çip üretimleriyle öne çıkıyorlardı. Uzunca süre bu işlerden para kazanan şirketler, son yıllardaki ‘erozyonu’ görüp, hızlı bir tepki verdiler. Amaçları, PC ve çip üretimindeki ‘kâr düşüşünden’ kurtulup, daha katma değerli alanlara yönelmekti. Bir anlamda ‘portföy’ değişimi de yapıp, rekabetin daha sınırlı olduğu platforma geçmeyi amaçlıyorlar. Örneğin, Çang adlı çip üreticisi, kârlılığın düştüğü bu alan yerine, güneş enerjisi ile çalışan çipler ile LED (Light Emitting Diods) ekranlarına yatırım yapmaya yöneliyor. United Microelectronics, geçen yılın sonlarına doğru solar enerji ve LED’e yatırım yapacağını açıkladı.

Daha değerli üretim

Rakibin arttığı ve kâr marjının neredeyse ‘sıfıra’ yaklaştığı cep telefonu sektörünün önemli oyuncusu HTC, daha katma değerli ürünler hedefliyor. Bu kapsamda, Microsoft bazlı telefonlar yerine, Google’ın Android yazılımını destekleyen ürünlere yöneliyor. Au Optronics ise artık LCD’ye yatırım yapmayacak. Çünkü, keskin rekabet nedeniyle sürekli yatırım yapmak zorunda. Ancak, bunun karşılığında kâr marjı giderek daralıyor. Onun yerine e-reader ve elektronik kağıt alanını tercih edecek. Buradan çıkacak ders şu: Tayvanlı şirketler, uzun yıllar boyunca, bulundukları alanların tadını çıkarıp, kâr sağladılar. Şimdi ise ‘geçiş riski’ ve ‘teknoloji’nin getirdiklerinin farkına varıp, değişimin işaretini verdiler. Böylece, yeni rakiplerin arkasında kalma riskini de önemli ölçüde ortadan kaldırdılar. Bu strateji, Türkiye’de her sektörden şirket için örnek olabilir. Çünkü ortalık, eski başarılarıyla yetinen şirketlerle dolu.