Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

En meşhur albay

Perşembe, 15 Temmuz 2010 - 05:00

Albay Çiçek denilince bilmeyen kalmadı. Çiçek bir piyon mudur, kahraman mıdır, kurban mıdır, hain midir, sıradan bir albay mıdır? TSK’ya karşı yürütülen sistemli yıpratma kampanyasının somut ismi Çiçek. İrticayla Mücadele Planı’nı o yazdı. Altına imzayı o attı. Üstelik ıslak bıraktı, kurutmadı. Buruşturup atmadı. Bir de kopya alıp Taraf’a sızdırdı! Bütün bunları TSK’yı içten çökertmek, itibarını düşürmek için yaptı. Vay be, ne çiçekmiş Albay Çiçek, zehirli çiçek! Çiçek bunu niye yaptı? Truva atı mıydı, F tipi ajanı mı, sızma zeytinyağ mı? Çiçek, amiral olmak istiyordu, yapmadılar, benim olmayacaksan kimsenin olmayacaksın Mualla dedi ve çekti tabancayı Mualla’yı öldürdü, katil oldu, içeri girdi! Albay değil, Yeşilçam filminde Orhan Günşiray mübarek. Sıcaklar yaramadı, askeri savcının başına güneş geçti. Rivayet muhtelif. Albay bu işi yapmışsa tek başına yapamaz, komutanları kurtarmak için albayı aslanlara attılar deniyor. Böyle bir kumpas ve iddianameyle bunu yapacaklarını düşünüyorlarsa herkesi kör sağır ve aptal mı sanıyorlar? Ergenekon savcılarının benzer düzeydeki senaryolarına alışmışken bir de askeri savcıların üslubunun aynı olduğunu görünce yaşadığım düş kırıklığını anlatamam. Onlara göre de Çiçek, bu planı hükümeti zor duruma düşürmek için yaptı. Referanduma bir madde daha ekleyelim, hangi iddianameye inanıyorsunuz? Demek ki neymiş, Allah mahkemeye düşürmesin, bizim hukuk fakülteleri bitmiş! Oradan savcı değil, kötü senarist çıkıyor! Albay Çiçek, iki ayrı mahkemede aynı suçtan ama farklı suçlamalarla yargılanıyor. Bu ülkede bulamazsa dünyada, orada da bulamazsa ilahi adalette arayacak hakkını anlaşılan!

Askerler de ağlar!

Sonunda başardılar. TSK’ya yönelik yıpratma, burun sürtme, sindirme operasyonu gayet iyi gidiyor. Kim bilmiyorum. Bu toz duman arasında seçilemiyor. Artık AKP mi, ABD mi, F tipi mi, Yunan mı, PKK mı, TSK’nın etkisizleştirilmesinden kim nemalanacaksa, onlar. Savunmalara sıra geldi. Koca koca ordu komutanları, kendilerini bu konular yüzünden savunmak zorunda kalınca, çaresizlikten göz yaşlarına boğuluyor! Çelik gibi sinirlere sahip olduğunu düşündüğüm Dursun Çiçek, geçende ağlamıştı. Dün de Poyrazköy duruşmasında emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü (o dönem Kuzey Deniz Saha Komutanı) o kadar çok ağladı ki duruşmaya ara verildi. Zaten o sırada herkes ağlıyordu! Erkekler ağlamaz demiyorum. Askerler ağlamaz da demiyorum. İnsan olan ağlar. O komutanlar, o askerler ki birlikte çarpıştıkları askerlerinin şehit olduğunu gördüklerinde, cenaze törenlerinde de tutamazlar göz yaşlarını. Ama en acısı, hainlikle suçlandıkları bir mahkemede, savunma yaptıkları, adalet aradıkları ve kendilerini, yönetilen bir senaryonun içinde çaresiz hissettikleri an... Suçsuzluklarını kanıtlayamayacaklarını düşündükleri, bütün o yaşadıkları zor anlar gözlerinin önünden geçtiğinde, tutuklu olduklarını düşünüp biz bunun için mi savaşmıştık, derken yaşadıkları duygu patlaması ve dökülen göz yaşları. Tebrik ediyorum. Vatanın sınırlarını ve bölünmez bütünlüğünü emanet ettiğimiz ordunun komutanlarını tutuklu sandalyelerinde göz yaşlarına boğmayı başardığınız için. Tarih, kimin kahraman, kimin hain olduğuna karar verecek. Ama bugün kaybedenin biz olduğu kesin.

Müzik ve gürültü!

Çevre ve Orman Bakanımız gürültüyle savaşıyorum derken aslında sadece müzik ve eğlenceye savaş açtı. Gürültü etmemek için başkalarına saygılı olmayı bilmek gerek. Sabahın altısında yandaki inşaatın ikinci katından kamyonun içine hafriyat çuvalı atıyorlar! Öyle bir gürültü ki sanırsın deprem oldu, binalar yıkılıyor. Herkes uyuyormuş, geç yatmış, ona ne, o uyumuyor ve istediği kadar gürültü yapabilir, müzik çalmıyor ya! Şimdilik gürültü şikayeti için 155 gibi bir telefonla işe başlasak ne derseniz?