Enerji kaybının başlıca 3 nedeni

Pazar, 26 Haziran 2011 - 05:00

İnsülin direnci: Şekeri, üretim fabrikalarımıza ulaştırmada yetersiz kaldığımız ve şekerimizi kas hücreleri gibi enerji üretmek için kullanacak hücrelere taşımak yerine yağ depolarına dağıttığımız durumdur. 

Virüsler ve diğer enfeksiyonlar: Akut veya kronik fark etmez, düşük dereceli enfeksiyonlar şalterlerin atmasına neden olabilir. Genelde birilerinin gelip sigorta kutumuzdaki kabloları aşındırarak sağlanan enerji miktarını azalttığına şahit oluruz veya kablolar onları onarılmış bir şekilde tutmaya yarayan besin maddelerinin eksikliğinden dolayı aşınırlar (örneğin; sağlıklı bir yağ asidi olan DHA eksikliği). Bu durum, bir hamilelik veya bağışıklık sisteminin hassaslaştığı bir hastalık sonrası ‘enerji kaybı’ sürecini başlatır. Birçok insan hücresi çekirdeğinde fibromiyalji gibi ciddi enerji eksikliği olan viral moleküller bulunmuştur. Bir bölge daha az enerjik hissettiğinde diğer bölgeye daha çok yüklenerek bu süreci hızlandırırsınız, böylece virüslerin yol açtığı küçük bir kablo aşınması çoğu zaman yorgun hissetmenize neden olur. 

Uyku problemleri: Birçok insan her istediğinde uykuya dalma sorunu yaşar. Ayrıca çoğumuz (evet, ben bile) uykuya dalma becerimizi veya iyi bir uyku uyumamızı kısıtlayan olumsuz alışkanlıklar geliştiririz ve böylece bir kısır döngüyle mücadele içine girmek zorunda kalırız. Bağışıklık sisteminiz ihtiyacı olan bütün enerjiyi istediğinde, (örneğin sizin için bir enfeksiyonla savaşırken) mevcut enerji yeteri kadar dinlenmezse bahsettiğimiz kabloların aşırı ısınmasına neden olur ve enerji probleminizin daha da kötüye gitmesine yol açar. Bu durum bağışıklık sisteminizin diğer enerji stoklarınızdan alabileceği enerjiyi azaltır. Böylece daha yorgun hissedersiniz. Yeterli miktarda veya kaliteli bir uyku uyumadığınızda (uykunuz yeteri kadar derin olmadığında veya yeteri kadar rüya görmediğinizde), ağrıya daha yatkın hale gelirsiniz. Bu ekstra ağrı da enerji hattını boşaltır ve böylece neredeyse daha günün başında yorgun hissedersiniz. Uyku, güzel olmak için de önemlidir.

Bir şeye dayanmaya çalışmak neden onu daha çok istememize neden oluyor?

Birine sürekli olarak içki içmemesini, sigarayı bırakmasını veya iş yeri bilgisayarlarına çıplak resimler yüklememesini söylemenin yeterli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ancak, beyniniz oldukça komik şeyler yapabilir. Beyniniz (özellikle beynin, bir şeyi aşırı arzulamayı etkileyen kısmı olan insula) “sigara içme” uyarısını duyar ve “sigara iç” uyarısını duymuş gibi davranır. Bu da şiddetli bir sigara içme arzusu uyandırır. Birine bağımlılığından kurtulması için yardım etmenin daha iyi bir yolu; mesajı tersine çevirmek olacaktır. “Sigara içme” demek yerine “Nefesini tazele”, “Tatlı yeme” demek yerine “Bir avuç fındık ye” diyin.

Ruh haliniz etrafınızdaki insanları nasıl etkiliyor?



Tam bir oyunbozan olup olmadığınızı mı merak ediyorsunuz? Bu küçük deneyi uygulayın: Bir odaya girin. Siz odaya girdiğinizden itibaren odadaki insanların keyfinde iyi veya kötü bir değişiklik oldu mu? Eğer ruh halleri olumsuz yönde değiştiyse bu bazı depresif belirtiler yansıtıyorsunuz anlamına geliyor. Doktorlar genelde kendilerine depresyon tanısı koyabilirler çünkü depresyondaki hastayla konuştuktan sonra kendileri de kötü hissederler. Ara sıra depresif hissetmek normaldir. Yeryüzünde yaşayan altı milyar insan var ve herkesin görüntüsünün, tarzının ve damak zevkinin aynı olduğu, herkesin robot gibi gezindiği bir dünya gerçekten sıkıcı olurdu.

Herkesin boyu 1.65 olsa, herkesin ten rengi mor olsa ve herkes kask giyiyor ve kahve seviyor olsa belki biraz renkli olabilirdi. Hayatın güzelliği, insanların birbirinden tamamen farklı olmadığı ancak herkesin kendine has bir farkı olduğu gerçeğinde gizli. Hepimizin, bizi üç boyutlu hale getiren küçük farkları, ustalıkları ve kişilik özellikleri var. Kimi insanlar rahat, kimi insanlar tutucudur, bazılarımız mide bulandırıcı şakaları komik bulur, bazılarımız komik bulmaz, kimileri spor yapmayı sever, kimileri pembe dizileri, bazılarımız tavuk sever ve bazılarımız tavuğu sadece ızgara şekilde ve sosla sever... Aslında karışık olarak saydığım bu önemsiz aşamadaki davranışlar bizi tamamlayan parçalardır.

Depresif olma yolunda çok hassas, kompulsif olma yolunda düşünceli, pasif-agresif olma yolunda ise uygunsuz şekilde davranmaktan kaçınan ve kişilerarası çatışma yaşayan biri haline gelebilirsiniz. Zihinsel hastalıkların ileri aşamaları ise özsaygıyı yok ederek kendimizi çirkin ve işe yaramaz hissetmemize neden olur. Eğer kendi kişilik tencerenize bakacak olursanız ana malzemeleri ayırt edebileceğinizi (aileniz ve arkadaşlarınız da) biliyoruz; ahlak ve değer sisteminizi oluşturan malzemeler, kişisel özelliklerinizi oluşturan malzemeler ve sizi türünüzün tek örneği yapan sıcaklık ve lezzeti veren bütün tatlı aromalar...

Tabii size ait olmayan herhangi bir malzeme olup olmadığını veya bazı anahtar bölgelere gereğinden fazla baharat koyup koymadığınızı anlamak için daha dikkatli bir bakış atmakta fayda var. Yani, hangi kişilik özelliklerinin (depresyon, bağımlılık ve çeşitli davranış bozuklukları gibi) siz ve etrafınızdakilere zarar verebilecek şeylere dönüşebileceğini bulmaya çalışın.

28 günde daha mutlu hale gelin

Mutsuz, negatif duygular profesyonel ve kişisel ilişkilerinizi ele geçirebilir ve kendinize olan saygınızı sarsabilir. Sizi nelerin mutlu ettiğine odaklanarak olumsuzluğu nasıl etkisiz hale getirebileceğinizi öğrenin.

1. Hafta: Günlük tutun Sizi en çok mutlu eden aktiviteleri, ilişkileri ve olayları kolayca ayırt edebiliyor musunuz? Her gün günlük tutmak sizi en çok mutlu eden durum ve insanları belirlemenize yardımcı olur. Çalışırken müzik dinlemek, yakın bir arkadaşınızla sohbet etmek, ailenizle vakit geçirmek kadar basit olabilecek bu şeyleri not edin ve yavaş yavaş sizi mutlu eden şeylerin sıklığını artırmaya başlayın. Bu adım öz farkındalık ve günlük tepkileriniz, duygularınız hakkında eleştirel düşünebilmeyle alakalı. Sadece neden bu şekilde hissettiğimizi anlayarak uzun süreli ve anlamlı değişiklikler yapabiliriz.

2. Hafta: Gerçeğini yapabilene kadar numara yapın Bu hafta, keyifsiz, huysuz ve baskı altında hissediyor olsanız bile gülümseyeceksiniz. Yüzden geri denetim denilen bir tepki, gülümsediğinizde beyninize mutlu olduğunuzu söyleyen sinyaller yolladığınızı gösteriyor. Ayrıca, gülümsediğiniz zaman etrafınızdaki insanlara karşı daha cana yakın ve mutlu görünürsünüz ve insanlar da size gülümser. Pozitif duyguları, negatif duygulardan daha sık yaşarız ama negatif duygular ne yazık ki daha güçlüdürler. Bütün negatif duygularınızı yok etmek için uğraşmadığınızı unutmayın, çünkü böyle bir görev başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bunun yerine pozitif duygu örneklerini artırmaya çalışın (günlüğünüzü hatırlayın).

3. Hafta: Dikkatinizi başka şeylere yönlendirin Kendinizi negatif düşünceler içinde boğulurken bulduğunuzda (“Fazla kiloluyum”, “Sevimsizim”, “Neden bu partiye geldim ki?”) bu düşünceleri durduracak bir yöntem bulmalısınız. Bu, hem topluluk içinde hem de yalnız başınıza olduğunuz zamanlar için geçerli bir durum. Dikkatinizi aklınızda dolaşan sorunlardan başka bir yere yönlendirmek zor bir görev gibi gelebilir ama ihtiyacınız olan şey yalnızca bir veya iki kurtulma mekanizması. Eğer yalnızsanız en sevdiğiniz şarkıyı açın ve yüksek sesle söyleyin veya uzun bir yürüyüşe çıkın. Toplum içindeyken ise aklınızı kurcalayan şeyler yerine diğer insanların konuştuklarına yoğunlaşmayı deneyin.

4. Hafta: Rastgele kibarlık örnekleri Mutluluk planlamanızın dördüncü haftasında her gün ayrı bir kibarlık örneği göstereceksiniz. Bir yabancının otopark ücretini ödeyerek, birine teşekkür kartı yollayarak veya iltifatlarda bulunarak kendinizi pozitif duygulara boğun. Bu basit ince davranışlarla kendinize ve çevrenizdekilere daha pozitif yaklaşacaksınız. Ayrıca şansınızın açılması da hoşunuza gidecek. Başkalarına yardım ederek özsaygı ve özgüveninizi artırın.

( 19.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )

 

2