Erdoğan 8 yıldır iktidarda kalmayı nasıl başardı?

a
a
Perşembe, 04 Kasım 2010 - 05:00

Türk siyasi hayatının son 20 yıldaki en sıradışı ismi RecepTayyip Erdoğan, iktidarda 8'inci yılını geride bıraktı. 2002’de daha Başbakan bile olmamışken AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş ve orada dönemin ABD Başkanı George W. Bush tarafından kabul edilmişti. Bu tarihi ziyarette Erdoğan ile Washington’a gidenler arasında ben de vardım. O günden bu yana Erdoğan’ı en yakından izleyen gazetecilerden biriyim.

Erdoğan, siyaset yapma biçimi, kendine özgü ‘halkla ilişki kurma üslubu’ ve hitabet gücüyle hakkında doktora tezleri yazılabilecek güçlü bir figür.

İktidar yılları boyunca çok zor günler geçirdi, kapatma davalarıyla boğuştu, ancak her seferinde sürekli değişen koşullara göre yeni planlar yaptı ve bunların çoğundan istediğini alarak çıktı. AK Parti’nin son iki dönemde de elde ettiği seçim zaferinde ve referandumla gelen yüzde 58’lik oyda onun kişisel gayretlerinin büyük rolü var.

“Bir damar yakaladığı için” sokağın nabzını çok iyi tutuyor. Erişilmesi zor bir enerjiyle çalışıyor. Onu hiç sevmeyenler bile 24 saate yayılan çalışma temposunu takdir ediyor.

[[HAFTAYA]]

Dışarıdan çok sert göründüğü anlarda bile yumuşak ve duygusal bir tarafı var. Zaman içinde ağır hatalar yapsalar da dostlarını ve beraber yola çıktığı arkadaşlarını kaderlerine terk etmiyor. Buna karşın en kritik zamanlarda oyuncu değiştirmeyi iyi beceren bir takım kaptanı gibi davranıyor. Nitekim “görevdeki Bakanlar Kurulu” son dönemin en isabetli kabine kombinasyonu olarak kabul ediliyor.

Ekonomi ve dış politika becerisi

Kırsal kesime, varoşlara, kısaca bugüne kadar kendilerini ihmal edilmiş gören bütün kesimlere yakın duruyor. Türkiye’de olup bitenler hakkında uzun yıllar söz sahibi olamayan milyonlarca kişi de Başbakan’da kendilerini görüyor. Erdoğan bu yolla Türkiye’de kendine özgü bir siyaset alanı yarattı. Sabah Ankara’da, öğlen Atina’da, akşam Diyarbakır’da olabilme becerisini gösterdi. Belediyecilik döneminde edindiği deneyimleri makro projelere yansıtmayı başardı.

Ekonomi ve dış politikada sürdürülmesi güç riskler almasına karşın kendi tarzını yarattı, her iki alanda da çok önemli girişimlere imza atarak dünyada dikkati çekti. Bir taraftan “Türkiye’nin eksenini kaydırdı” tartışmalarına muhatap olurken diğer taraftan Avrupa, Rusya ve Ortadoğu’da alkışlanan girişimlere öncülük etti.

“Ekonomik kriz Türkiye’yi teğet geçti” sözü çok karikatürize edildi ancak aylar sonra gerçekten de Türkiye’nin küresel krizi en az yarayla atlatan ülkelerden biri olduğu anlaşıldı.

Erdoğan değişik bir yetenekle zorlukların üstesinden gelerek sadece Türkiye’de değil, dünyada da çok konuşulan bir figür haline geldi. Aynı dönemde siyaset yaptığı dünya liderleri Tony Blair, Gerhard Schröder, Jacques Chirac ve Jose Maria Aznar gibi isimler emekliye ayrılalı yıllar oldu.

Erdoğan ise siyasete daha dün başlamış gibi partisini ve ülkeyi yönetmeye devam ediyor. İşaretler, önümüzdeki dönemde de Türkiye’ye liderlik edeceğini gösteriyor.

Ferit Şahenk’in dehası

Türkiye’nin ve dünyanın sayılı kurumlarından biri haline gelen Doğuş Holding’i kuran Ayhan Şahenk, hep başarıyı ve daha ileriyi hedef gösteren büyük bir işadamıydı. Hayatı boyunca çocuklarına, etik değerlerden uzaklaşmadan rekabet etmeyi ve yenilikçi yolları keşfetmeyi öğretti. Ancak merhum Ayhan Şahenk bile bugün gelinen seviyeyi hayal edememiş olabilir. Çünkü oğlu Ferit Şahenk çok büyük bir performans gösterdi ve grubun faaliyet alanındaki bütün markaları zirveye taşıdı. Ekibini her anlamda çok iyi motive etti. Otomotivden finans alanına, medya yayıncılığından turizm işletmeciliğine kadar Doğuş markası bugün kalite ile birlikte anılıyor. Garanti Bankası ile İspanya’nın en büyük finans kuruluşlarından BBVA arasında imzalanan dev anlaşma bunun en önemli kanıtı. Garanti, hem müşteri memnuniyeti kriterinde hem de Türkiye’ye değer katan küresel bankacılık anlayışıyla dünyanın dikkatini çekmeyi başardı. Ferit Şahenk’in Türkiye’nin en beğenilen patronları arasında gösterilmesi tesadüf değil.