Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan gezisini özellikle kesmedi

Perşembe, 10 Aralık 2009 - 05:00

Washington- Başbakan’ın uçağında ABD’ye giderken, hem kendisiyle uzun uzun konuşup ne düşündüğünü öğrendim, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB Başmüzakerecimiz Egemen Bağış ve diplomatlarımızla hemen hemen her şeyi konuştuk. Ancak Meksika’ya -çok istememe rağmen- gidemedim. Ana haberi uzun süre bırakamazdım. Üzülmedim de değil...

Yolda çok şey öğrendim. Önümüzdeki yazılarda bunları size aktaracağım.

Bugün, Washington’da Başbakan Erdoğan’ın çeşitli kuruluşlardaki konuşmalarının genel bir analizini yapmak ve izlenimlerimi aktarmak istiyorum.

İsrail konusunda inanılmaz bir duyarlılığı var...

Beni en çok şaşırtan, Başbakan’ın Washington gibi bir başkentte, İsrail konusundaki sert tutumunu sürdürmesiydi. Zira Washington, Yahudi lobisinin adeta başkentidir. Özellikle Türkiye gibi bölge ülkelerinin ABD ile ilişkileri bu lobinin gözetimi ve baskısı altındadır. Yahudi lobisi burada “astığı astık, kestiği kestik”tir. Ancak gelin görün ki, Erdoğan hiç oralı değil.

Yine açtı ağzını, yumdu gözünü...

Besbelli ki, iki olay Erdoğan’a çok dokunmuş. Bunlardan biri, Gazze’nin bombalanması. Diğeri de, kendisinin İsrail ziyareti sırasında, Gazze’ye giderken sınırda yaklaşık yarım saat bekletilmesi.

İsrail yönetiminin, kendisine “Merak etmeyin Gazze’den çekileceğiz” dedikten sonra bombardımana başlaması, Erdoğan’a çok dokunmuş. Aldatıldığına inanmış ve bundan dolayı da hâlâ hiddeti geçmiş değil.

Yine, Yahudi lobisinin başkentinde İsrail’e verdi veriştirdi. Kendi kendime “Ne gerek var ki?..” diye sordum.

Bu konudaki görüşü zaten biliniyor. Zaten Davos’taki “One minute” olayı yeterince etkili oldu. Arap dünyasında büyük prim topladı.

Artık yetmez mi?

Hayır, yetmiyor.

Belki de bir başka hesabı var. İşin o yanını bilemiyorum. Bildiğim ve gördüğüm, İsrail’in üstünde bu kadar tepinmenin ne Türkiye’ye ne de Başbakan’a artık prim getirdiğidir.

Aslında İsrail konusunu, genelde elindeki yazılı metnin dışına çıkıp anlatıyor. “Bakın ben açık sözlü bir insanım ve duygularımı da açıkça söylerim. Başkaları gibi saklamam. Bundan dolayı kızmayın” diyerek başlıyor ve ardından verip veriştiriyor. Belki kendi açısından, gerçekten içten ve gerçekten duygusal bir tepki gösteriyor, ancak bu tip yaklaşımlara alışmamış olan uluslararası kamuoyu şoke oluyor.

Acaba, sürekli şekilde kendi doğrularını söylemek, genelde gerçek amacını saklayan bir uluslararası kamuoyunda kendi doğrularını tekrarlamak, ne derece doğrudur bilemiyorum.

Eminim Başbakan da bu gerçeği biliyordur. Tekrarladığına göre de bir bildiği vardır. Ancak benim gibi, birçok çevre de anlayamıyor.

Avrupa Birliği’ni, Amerika’da dövmek acaba ne oranda doğru?

Başbakan’ın ABD’deki diğer konusu da, Avrupa Birliği idi.

İsmen söz etmese dahi, Sarkozy ile Merkel’i öylesine sert kelimelerle eleştirdi ki, Amerikalılar dahi şaşırdılar.

Aynı konuşmayı Almanya veya Fransa’da yapsa, emin olun bu kadar tepki toplamazdı. Ancak Washington’da yapması, buradaki Alman ve Fransız Büyükelçilikleri’ni ayağa kaldırdı. Fransız Büyükelçiliği’nin, Türkiye’yi çok iyi tanıyan bir memurunun tepkisi bu açıdan çok ilginçti: Bu konuda da Başbakan’ı anlayamadığımı söylemeliyim.

Mutlaka kendine göre bir hesabı vardır.

Bu yaklaşımla bir yere varabileceğinden emindir. Ancak, uluslararası kamuoyunun etkili bir bölümünün de bu yaklaşımı pek anlayamadığı ortada...

Gezisini kesip, neden geri dönmedi...

Buradayken, Türkiye’den yansıyan en önemli sorulardan biri de, Başbakan’ın neden gezisinin Meksika bölümünü iptal edip Türkiye’ye dönmediğiydi.

Ben de çok merak etmiştim. Zaten bu konudaki soruyu da ilk ben sormuştum.

Yaptığı açıklama önemliydi.

Geziyi kesmesi, PKK’nın ekmeğine yağ sürecekti.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı geri getiren bir örgüt olduğunu ilan edecekti.

Başbakan “Hayır, bu keyfi onlara vermem” dedi ve yoluna devam etti.

Bence doğrusunu yaptı.