Erdoğan, gündemi elinde tutmasını bildi...

a
a
Cuma, 31 Aralık 2010 - 05:00

Amerikan TIME dergisinin bu yılki “Yılın Adamı” anketinde, okur oylarıyla Başbakan Erdoğan’ın ikinciliğe kadar yükselmesi hiç de boşuna değildir. Yakın tarihimizde ilk defa bir Türk başbakanı, böyle bir uluslararası ankette tepelere çıkabiliyor. Politikalarının bazılarını beğenmeyebilirsiniz ancak Erdoğan’ın Türkiye’yi farklılaştırdığını, dünya kamuoyunda dikkatlerin üstüne çevrilmesini başardığını reddedemezsiniz. Erdoğan, bu değişimi özellikle 2010 yılında ön plana çıkardı. İlk gününden itibaren, yıl boyunca gündemi elinde tuttu. 2010’un uzun süre unutulmayacak en önemli gelişmelerinden bazıları şunlardı:

- Türk Silahlı Kuvvetleri için 2010, bir dönüm noktasının kesinleştirildiği yıldı. Ağustos Şura toplantısı ve Balyoz Davası, dönüm noktalarıydı. İlk defa Silahlı Kuvvetler mensupları, olası bir darbe hazırlığında bulunmaktan sivil mahkemede yargılanmaya başlandı. Yıl süresince TSK giderek geri plana çekildi, siyaset üstündeki etkinliğini kaybetti, sustu ve köşesine çekildi.

[[HAFTAYA]]

- Dünyada mali-ekonomik kriz sürerken, özellikle de Avrupa’da Yunanistan ile başlayan euro krizi yaygınlaşırken, Türkiye herkesi hayretler içinde bırakacak şekilde toparlandı. Yükselen ülkeler arasında en çok sözü edilen ve reytingi artan oldu. Başbakan, “Bu kriz bizi teğet geçiyor” dediğinde alaya alınmıştı. Bu yıl Erdoğan, kendini alaya alanlarla alay etti.

- İsrail ve İran politikalarıyla Türkiye uluslararası kamuoyunda dikkatleri çekti. Washington’da tepkiyle karşılandı ancak Orta Doğu ve İslam ülkeleri başta olmak üzere, Türkiye “ne dediğine dikkat edilen bir ülke”, Başbakan Erdoğan da, “ters düşülmemesi gereken liderlerden biri” olarak nitelenir oldu.

- Erdoğan’a yöneltilen en yaygın eleştiriler ise, demokrasi uygulamasındaki eksiklikler, giderek sertleştiği ve eleştiriye tahammül edemediğiydi. Türkiye’nin giderek muhafazakarlaştırıldığı da en çok eleştiri alan diğer bir alandı.

Kılıçdaroğlu, CHP’ye damgasını vurdu...

2010’a damgasını vuran diğer isim de Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Aynı yıl içinde iki kurultay yaşandı ve CHP’yi tam anlamıyla kontrol altına aldı. Deniz Baykal dönemi tamamen kapandı. Kılıçdaroğlu’nun ana muhalefet partisinin başına geçmesinin önemi çok büyük. AK Parti’nin anketlerdeki üstünlüğünü dengeleyecek etkin bir muhalefetin bulunamaması, ülke siyasetinin en çok tartışılan konusu. CHP’nin kaptan köşküne yeni ve taze bir ismin oturması hem içeride hem de dışarıda son derece olumlu karşılandı ve beklentiler artıverdi. Nedeni de, CHP’nin dışında hiçbir ciddi muhalefet hareketinin görülememesi. MHP’nin kan kaybettiği şeklindeki söylentiler, bütün gözlerin Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’ye dönmesine yol açıyor. Yapılan hesaplara göre, CHP’nin yüzde 20-25 oranındaki oy potansiyelini yüzde 30’lara çıkarması durumunda, AK Parti istediği çoğunluğu elde edemeyecek ve ülke siyasetinde dengeler yeniden kurulmaya başlanacak. İktidar partisinin şu sıralardaki yüzde 45 civarındaki oy potansiyeli, çok kişiyi rahatsız ediyor. Üçüncü defa büyük bir çoğunlukla iktidar olması durumunda, AK Parti’nin sistemi dahi değiştirebileceğine dikkat çeken gözlemciler, tek ümit olarak Kılıçdaroğlu’nun görüldüğünü belirtiyorlar. Kılıçdaroğlu, gelecek seçimlerde yüzde 30’luk oranı tutturabildiği taktirde, 2011’in en büyük sürprizini gerçekleştirecek ve ülkedeki siyasi gidişi büyük oranda değiştirecek.

Öcalan, kontrolü yeniden eline aldı

gündemi yönlendirme açısından, hakkında en çok konuşulan isimlerden biri de Abdullah Öcalan oldu. Önceki dönemlerde de, PKK ve bölge halkının dikkatle izlediği bir liderdi ancak geçtiğimiz yıl durum çok farklılaştı. Ankara, PKK içinde bir lider kavgası çıkmamasını ve kendi kontrolü altındaki bir kişinin bu rolü sürdürmesini istiyor olacak ki, İmralı’ya hiçbir kısıtlama getirmedi. Belki de zorunlu olarak, Öcalan’ın ön plana çıkmasına göz yumdu. Dışarıdan bakıldığında T.C. Devleti, Kürt sorununa Öcalan ile birlikte çözüm arıyormuş gibi bir izlenim var. Öcalan, sorunun çözümü için bir yol haritası hazırladı. BDP’nin temel politikalarını yönlendirdi ve gerektiğinde de mesajlar yollayarak, parti liderlerine dahi ince ayar yaptı. PKK da, İmralı’yı kayıtsız şartsız benimsedi ve onun sözlerine hiçbir şekilde karşı çıkmadı. Örgüt içinden çıkan ters sesler susturuldu, eski başkan uzakta bulunsa dahi tekrar eski konumuna getirildi. Daha da önemlisi, Kürt kökenli vatandaşlarımız Öcalan’ı ortak liderleri olarak kayıtsız şartsız benimsediklerini gösterdiler. Öcalan, 2010’a damgasını vurdu. Önce “silahların seçimlere kadar susturulmasını” önerdi ve kabul ettirdi. Ardından da, temel çözüm için iki dil-özerklik diye özetlenen taslak önerilerini kamuoyuna açıklattırdı. Kürt sorununun ilk ve en önemli adımı geçen yıl iktidarın “demokratik açılımı” ile atıldıysa, ikinci ve somut adım bu yıl İmralı’da atılmış oldu.