Erdoğan: Hedefimiz 367'ye ulaşmak

Erdoğan: Hedefimiz 367'ye ulaşmak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül darbesiyle ilgili soruşturmaya ilişkin olarak, "Taşlar yerli yerine oturuyor ama çok acele edenler vardı. Köşelerinde yazdılar, oralardan saldırdılar ama şimdi ileri demokrasi diye 12 Eylül’de ifade ettiğim olay, güçlenen demokrasinin nelere muktedir olduğunu gösteriyor. Hukuk devleti anlayışı bir çok kurum ve o kurumların temsilcileri tarafından artık kabul edilir hale geldi. Burada bir artık teslimiyet söz konusu. Devlet içi bir dönüşüm yaşanıyor ve şu anda geçmişte bunu kabullenemeyenler vardı ama şimdi kabullenir hale geldi" dedi.

Erdoğan, Kanal 24’teki Gündem Özel programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Partisince Çankırı ve İzmir mitingini değerlendiren Başbakan Erdoğan, "Çankırı mitingi bugüne kadar benim Çankırı’da yaptığım mitinglerin arasında katılım itibariyle en yüksek olanıydı" değerlendirmesinde bulundu. Coşku ve heyecanın güzel olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, yağışa rağmen Çankırılıların alanı terk etmediğini anlattı.

Çankırı’da adrese dayalı nüfus itibariyle oradaki milletvekili sayısının 3’ten 2’ye düştüğünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Bundan dolayı biraz orada çok çekişmeli bir seçim olacak. Fakat evler... Yoğun bir coşku... Balkonlar, pencerelerden bayraklarla adeta o caddeleri süslemiş vaziyetteler. Bir festival havası var Çankırı’da. Onu gördüm" dedi. Başbakan, Çankırı’dan mutlu ayrıldığını ifade etti.

İzmir mitinginin de kendisinin bugüne kadar İzmir’deki mitinglerinin en başarılısı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Emniyet rakamlarına da baktığımız zaman, Emniyet rakamlarıyla da ana muhalefetle mukayese edilemeyecek bir farkı vardı. Orada da alan coşkusu çok çok iyiydi. Gündoğdu Meydanı denizin kenarında bir meydan. Bütün motorlar falan da bu coşkuya katılıyordu. Orada 100 binin üzerinde, 150 bin diye verdiler bize rakamı, böyle bir rakam, coşku olunca İzmir’e yönelik umutlarımız kamuoyu araştırmalarıyla da örtüşüyor. Kamuoyu araştırmalarında bu seçimde inşallah İzmir ve sevgili İzmirliler öyle zannediyorum ki artık bu atılan adımlarla, bu şu ana kadar yaptığımız hizmetlerle ve yapmayı planladığımız projelerle, öyle zannediyorum ki AK Parti iktidarına, tarihte olduğu gibi, çok daha farklı bir güç katacak. İzmir’in şöyle geçmişine baktığımız zaman hep orada sağ iktidarları görürüz. Mesela Demokrat Partinin çıkış yeri olmasından tutunuz da aynı şekilde Demirel’in dönemine gelelim, merhum Özal’ın dönemine gelelim... Özal’ın döneminde de yerelde de genelde de İzmir halkı Özal’a çok ciddi destek vermiştir. Bizim dönemde de aslında biz kuruluşumuzdaki çıkardığımız milletvekili sayısı itibariyle filan CHP ile aramızda açık ara yok. Son yerel seçimlerde bizim il genel meclisinde ve yerelde maalesef orada, onu biz de çözebilmiş değiliz, orada bir sıkıntı yaşadık fakat şu anda inanıyorum ki gerek adaylarımız, gerek verilen hizmetler, gerek CHP’nin yerel yönetimlerdeki başarısızlığı, AK Parti’nin oradaki yürüyüşünü öyle zannediyorum ki olumlu istikamette neticelendirecektir."

"Kıyı kesimlere mesajlar verilebildi mi?" şeklindeki soru üzerine Başbakan Erdoğan, sahil kesimlerine devamlı mesaj verdiklerini belirtti.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ben hep şunu söylüyorum; ’Sahil kesimlerine yönelik bizim olumsuz tavrımız ne olmuştur’ diye bunu hep soruyorum. Yani oralarda yaşayan insanların yaşam koşullarında ne gibi bir değişiklik oldu? Giyimi, kuşamı, yemesi, içmesi bu tür şeylerde bizim cebri olarak, otoriter bir yaklaşım tarzımız mı oldu? Bir defa biz zaten otokrasiyi kabullenmeden, otokrasiyi ret ederek gelmiş bir iktidarız. Çünkü biz otokrasinin olduğu bir yönetim tarzını kabullenmeyen bir siyasi partiyiz ve bunu aşarak gelen ve milletin rotasını çizdiği bir parti olarak iktidara gelmiş bir partiyiz. Biz böyle bir şeyi yapabilir miyiz?. Kalkıp da vatandaşın yemesi, içmesi, giyimi kuşamı... Bunlar bizi ilgilendirmiyor. Herkes bu noktadaki özgürlüğünü bugüne kadar hep yaşamıştır. Kimse de bu konuda ne belediyelerde, ne genel yönetimle ilgili, valiliklerde vesaire bize yansıyan, medyada zaman zaman çıkan bazı spesifik olayların dışında genelleme yapması mümkün değil."

-"YAŞAM TARZLARINA, MÜDAHALE ETMEDİĞİMİZİN BİR İFADESİ OLACAK"-

"Haritaya bakıldığında bir hat olduğu ve bu hattın AK Parti’ye çok da yakın durmayan bir hat olduğu, Eğer bu bölgede ters dönme olur da kıyı hattında AK parti ön plana çıkarsa bunun sembolik anlamı AK Parti ve Türkiye için ne olur?" şeklindeki soruya Başbakan Erdoğan, şöyle yanıt verdi:

"Bana göre anlam itibariyle olaya baktığımız zaman vatandaşlarımın hizmet, eser siyasetine ve bizim gerek ileri demokrasi hedefimizle, gerek özgürlükler noktasında halkımıza hizmetkar olmanın ve onun yaşam tarzlarına, koşullarına müdahale etmediğimizin bir ifadesi olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü biz istismar siyaseti yapmıyoruz, ideoloji siyaseti yapmıyoruz. Bizim tek şeyimiz eser üretmektir, hizmet üretmektir. Ondan sonra diyoruz ki ’marifet iltifata tabidir’. Halkımız da bu marifetin karşılığını bize sandıkta gelir verir. Şimdi zaten vatandaşım bana şunu söylüyor, ’Sen benim yaşam koşullarıma karışmadın ki. Hizmetse bana hizmet getirdin’.

Bazısı ’Benim karnım aç. Yol olsa ne yazar’ diyor. Olaya böyle bakan da var. Ben buradaki yaklaşım tarzını da düşünüyorum. Biz yoksulluk sınırı noktasını 19 milyondan almışız. 12 milyon 715’e indirmişiz ve emeklilere bakıyorsunuz emeklilerde 1’e 3 artırmışız. En az artan burada 1’e 3 kat memurlardır. Mesela Bağkur emeklililerine bakıyorsunuz 66 lira alan vardı biz geldiğimizde ama şimdi onu biz 400’ün üzerine çıkarmışız. Bire 6’ya çıkanı var. Bu kadar hassas davranmışız. SSK işçisinde aynı şekilde böyle davranışımız var. Bu adımları atarken biz bir defa her zaman emeklinin yanında olduk. Şimdi de mesela intibak noktasında bazı sıkıntılar var. Geçmişte yapılan emeklilerin aldıkları maaşlarla, daha sonra yapılan arasında bir tutarsızlık var. Bunların intibakıyla alakalı da inşallah seçim sonrası onların da yasal düzenlemeleri yapmak suretiyle bunları da adil bir çizgiye getireceğiz. İntibak yasasını çıkaracağız."

-"ASIL HEDEFİMİZ PARLAMENTODA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ YAPABİLECEK GÜCE ULAŞMAK"-

Çıkarabilecek milletvekili sayısıyla ilgili bir değerlendirme yapıp yapamadığının sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Asıl hedefimiz Parlamentoda Anayasa değişikliğini yapabilecek güce ulaşmak. Bu tabi en büyük arzumuz. Vatandaşım bize bu yetkiyi verirse bunu biz sadece bir ceberut yapıyla kendimiz yaparız demiyorum asla. Bunda bile grubu olan bütün partilerle biraraya gelir, parlamento dışındaki siyasi partiler, sivil toplum örgütleri onlarla yine görüşürüz ve şu ana kadar bazı Anayasa çalışmaları olmuştur, o taslakları alır onlar üzerinde yine çalışmalar yaparız ve bir uzlaşma komisyonuyla parlamentomuzdan, eğer oluyorsa parlamento içinde bu iş, parlamentodan bu yeni anayasayı temel hak ve özgürlüklere gerçekten değer veren, kuşatıcı, tüm halkımızın ’bu benim anayasamdır’ diyebileceği, özellikle dil itibariyle, söyle bir anayasayı, daha özet, daha kısa bir Anayasayı tabii ki hazırlamak şahsen benim hedeflerimin ilkidir. Eğer halkımız bize AK parti olarak bu yetkiyi verirse, parti olarak organize ederiz. Vermiyorsa diğer partilere de bu teklifi yaparız. Birlikte yapabiliyorsak yaptık, yapmıyorsak orada ellerimi açarım. Böyle bir sayıya ulaşamamamız halinde o zaman tabi tek yol var. 330’un üzerinde bir rakam olursa burada da referandum yolunu zorlarız. 26 maddelik pakette olduğu gibi."

"367 milletvekilinin aşılması halinde referandum yapmayacak mısınız?" sorusuna da Erdoğan, "367’yi aştıktan sonra zaten millet size ’al bu işi yap’ diyor. Yani bu yetkiyi size veriyor. Tekrar referanduma gitmenin orada anlamı yok. O zaman bu zaman kaybından başka bir işe yaramaz" yanıtını verdi.
Türkiye’nin zamanla yarışan bir süreci olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, 12 Eylül olayında ayların kaybedildiğini söyledi. Milletin 367 milletvekili çıkaracak kadar oyla kendilerine yetki vermesi üzerine referanduma gidilirse tekrar ayların kaybedileceğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Millet size bu yetkiyi verdiğine göre, hemen çalışmaya davet edeceksiniz. Zaten yapılmış çalışmalar da var. Parlamento 26 maddede yanımıza gelmedi. Ziyaret ediyoruz, arkadaşlarımızı gönderdik, ’kahve içmeye gelirsiniz’ dediler. MHP randevu vermedi. CHP, sadece kahveden bahsetti veya dedi ’bize gelsinler versinler taslaklarını’. Biz diyoruz ki ’gelin beraber çalışalım’. Ben göndereceğim o üzerinde çalışacak ondan sonra bize kanaatlerini bildireceklermiş. Öyle şey olur mu? Oturalım beraber bu çalışmayı yapalım. Senin neyin var onu getir, bizde ne var onu getirelim.

Müşterek bir çalışma yapalım, ama yanaşmadılar. CHP’nin mantığı da bu. Ondan sonra Meclis’te CHP, MHP, BDP sadece o gün kimler konuşma yapacaksa onları gönderdiler. Çünkü oylama şu bu gibi herhangi bir şey düşünmedikleri için. Biz tabi grup olarak tamamen bir insicam içinde, iltisak olarak bulunduk ve ben 15 gün oradan hem ülkeyi yönetiyorsunuz sürekli olarak da orada gece geç saatlere kadar durdum. Ekibimin bütünlüğünü kurmam gerekiyordu. Ama bunu başardık bundan dolayı da ayrıca mutluyuz tabi. Grubuma da tabi çok çok teşekkür ediyorum. Böyle bir yetkiyi halkım bize verirse burada zaman kaybından çok, süratle aldığım o yetkiyle..."

-"DAHA AZ ALIYORSAN BU İŞİ BIRAKIRIM"-

Anayasa ile ilgili 13 Haziran’dan itibaren çizilecek yol haritasında daha net bir mesaj beklendiği belirtilerek, "Neden çekingen davrandınız?" sorusuna Başbakan Erdoğan, 12 Eylül’deki kampanyalarında yapılan konuşmanın sadece Anayasa maddelerine yönelik olduğunu, ama şu anda sadece Anayasanın tartışılacağı bir seçimin yapılmadığını belirtti.

"Biz sadece Anayasayı tartışacağımız bir seçimi yapmıyoruz, aynı zamanda ülkeyi konuşuyoruz" diyen Başbakan Erdoğan, yaptıkları ve yapacakları olduğunu ve 2023’ü konuştuklarını söyledi.

2023’ü konuşurken yeni bir Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin önde olduğu özgürlükler anayasası olduğunu söylediklerini, bunun ancak detaylı bir şekilde televizyon programlarında tartışılabileceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Seçimin belirleyici başlığının bu olduğunu eğer şey yaparsak çok iyimserlik olur. Çünkü ne diyor adam, ’işsizlik’ diyor. Başta anayasa demiyor. Yaptırdığımız kamuoyu araştırmalarında bu var. İşsizliğe yönelik bazı şeyler anlatmamıza rağmen bundan tatmin olmuyor. Emeklinin durumu ne olacak, sözleşmelilerin durumu ne olacak? Bunları soruyor. Bizim onlara cevabını vermemiz lazım. Biz iyi ki bu Kanun Hükmünde Kararnameyi çıkardık. O bizim işimizi rahatlattı. Mesela sözleşmelilerle ilgili sorunu böylece bu arada çözmüş olduk yoksa onu çözemeyecektik."

Bazı vatandaşların 8 yıl önce cebine girenle şimdinin mukayesesini yapmadığını dile getiren Başbakan Erdoğan, "enflasyona mahkum edilen bir dönemden biz bu günlere geldik. Aldıkları zam enflasyonu karşılamıyordu" dedi.

Paradaki sıfırlarla halkın mağdur olduğunu ancak şimdi enflasyona, faiz politikalarına ezdirilmediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, faizlerle ilgili geçmiş dönemle günümüzdeki durumu kıyasladı. Asgari ücretle kendileri iktidara gelmeden önce ne kadar ekmek, toz şeker, yağ aldığını, şimdi ne kadar alındığını soran Başbakan Erdoğan, "Şimdi daha az alıyorsan ben bu işi bırakırım. Bu kadar açık konuşuyorum. Ama bakıyorsunuz ki yüzde 47’den başlıyor artış yüzde 110’lara kadar çıkıyor. Biz bunu sağlamışız bu ülkede bu başarı ortadan çok açık net var" dedi.

Seçmenin gündeminde yeni anayasa nereye oturuyor sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, konuşmaları sırasında yeni anayasayı gündeme getirdiklerinde halktan olumlu bir tepki aldıklarını ifade etti. Başbakan Erdoğan, "Beklenti var ama içeriğine gelince biz o içeriğe bir mitingi tamamen tahsis edemeyiz, o da başlıklar içinde bir yere oturuyor" dedi.

-"ARTIK TESLİMİYET SÖZ KONUSU"-

Kenan Evren’in ifade vermesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, Başbakan Erdoğan, "Bazı önyargılar, kabullerle biliyorsunuz bizim bu sürecimizi, bu 26 maddelik paketi eleştirenler vardı. Bana bu yönde çok saldırılar, hakaretler oldu. Buyurun şimdi uyum yasaları hepsi çıktıktan sonra bir süreç başladı. Taşlar yerli yerine oturuyor ama çok acele edenler vardı. Köşelerinde yazdılar, oralardan saldırdılar ama şimdi ileri demokrasi diye 12 Eylül’de ifade ettiğim olay, güçlenen demokrasinin nelere muktedir olduğunu gösteriyor. Hukuk devleti anlayışı bir çok kurum ve o kurumların temsilcileri tarafından artık kabul edilir hale geldi. Burada bir artık teslimiyet söz konusu. Devlet içi bir dönüşüm yaşanıyor ve şu anda geçmişte bunu kabullenemeyenler vardı ama şimdi kabullenir hale geldi. Nereden geldi bu? Bir güven, iki ülkenin istikrarı, üç demokrasinin güçlenmesi. Bunlar bunu getiriyor ve inanıyorum ki bu bize kayıp yıllarımızı geri döndürecek. Çok daha süratle Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunacak" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili daha atılması gereken adımlar olduğunu belirtti.

SERT ÜSLUP

Seçimler öncesi parti genel başkanlarının seçim meydanlarındaki üsluplarının sert olduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan, bunun her seçimde olduğunu söyledi.

13 Haziran’dan sonra Anayasa konusunun gündeme geleceğinin ve sert üslubun devam edip etmeyeceğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, "Onu meclis aritmetiği gösterir. Meclis aritmetiği bazı siyasi partileri çok daha farklı bir konuma taşıyabilir. Önce bir Meclis aritmetiği çıksın bakalım, tabloyu görelim. Ama ben şöyle veya böyle Meclis çalışmaları yine yolunda gider diye düşünüyorum. Bugünkü hava Meclis çalışmalarına aynen yansımaz. Çıkacak tablo çok önemli, parlamentoya kimler gelecek, kimler gelmeyecek bunlar çok önemli" diye konuştu.
Seçim meydanlarında kendisi aleyhinde birçok söz, suçlama ve eleştirinin söylendiği belirtilerek, "Bu süreçte sizi en çok üzen ne oldu" sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Bütün bu hakaretleri eleştiri tablosu içinde değerlendirmek bizi çok rahatsız ediyordu. Bize ölüm tehdidine varıncaya kadar her şeyi yapanlar var. ’Konuşturmayacağız’, şudur, budur diye önceden tehditleri gönderenler var. Hakkari’de olan olay budur. Kepenklerin kapattırılması olayı budur. Kepenkleri kapattıranlara ekranlarını açanlar var. Ona ekran açıyorlar, bunları konuşturuyorlar. Kepenkler kapatılmıyor, kapattırılıyor. İnsanların ekonomik özgürlükleri, ticaret özgürlükleri engelleniyor. Bunlara karşı medyanın ortak tavır takınması lazım ama takınılmıyor. Bunlar el bebek, gül bebek alınıyor. ’Demokrasi’ diyorlar bilboardlarda, ’özgürlük’ diyorlar, nerede bu demokrasi, nerede bu özgürlük? İmam Hatip yurdunu gidiyorsunuz molotoflarla bombalıyorsunuz, çocukları yakıyorsunuz. Bir tanesi en az iki-üç ay Ankara’da yatacak. Diyarbakır’da da İmam Hatip okulunun yurduna saldırıyorlar. Şimdi bunun kiminle ilişkili olduğu belli. Bunların siyasi uzantısı yok mu? Var. Bu siyasi uzantı da belli. BDP’nin bunlara karşı bir tavrı var mı? Yok. Çünkü BDP Türkiye’de bu terör örgütüne, ’terör örgütü’ ifadesini kullanmamıştır bugüne kadar. Çünkü onlar nemalanıyor, kullanamaz."

CHP’nin Hakkari’de miting düzenlediğini anımsatan Erdoğan, "Kılıçdaroğlu Hakkari’ye gitmiştir, BDP’lilerin eline CHP bayrağını tutuşturmuştur, orada onlara hitap etmiştir. 250-300 tane oy almış zaten oradan, karşısında ama 2 bin-3 bin kişi var. Ellerinde CHP bayrakları ama ellerine bir tane Türk bayrağı tutuşturamamıştır" diye konuştu.

Bir gazete yayımlanan haberi okuyan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Niye tutuşturamamıştır? Çünkü BDP’lilerin de ifade ettiği bu 5 tane madde var ya. Çok enteresan. Bunu ben söylemiyorum. Bakın burada. ’CHP mitingine giden BDP’lilerin dile getirdiği anlaşmanın maddeleri’ diyor. Nedir bu? ’KCK operasyonlarına tepki’, Kılıçdaroğlu’ndan isteniyor bu. ’Demokratik özerklik ilanı’. Bunlar yerine geldi işte. ’KCK operasyonlarına tepki’, KCK’ya üye oldukları iddiası ile tutuklanan sanıklara özgürlük vaadinde bulunması. Bulunmadı mı? Bulundu. Demokratik özerklik ilanı, Kılıçdaroğlu, ’yerel yönetimlerin özerlik şartını aynen kabul edeceğiz, onlara özerlik vereceğiz aynı Avrupa’daki gibi’ demedi mi? Dedi. Oradaki ifadesi. ’Belediye başkanlarına sahip çıkılacak’. ’Halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının aylarca gözaltına tutulmasını istemiyoruz’ diye konuştu. Orada konuştu. İşte anlaşma denilen şey bu. ’Başsavcıya sorma şartı’, ’anadilde eğitim şartı’ bunların hepsinin vaadini zaten orada kendisi de yaptı. Bu tabii bir sözlü anlaşma, yazılı anlaşma diye bir şey benden çıkmadı zaten. Böyle bir ifadem yok, sözlü bir anlaşma ve bunu BDP’liler söylüyor."

-"DİŞİMİ SÖKECEKMİŞ BÖYLE BİR ŞEY Mİ OLUR?"-

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuya ilişkin "Eğer Başbakan bunu kanıtlarsa ben genel başkanlıktan istifa edeceğim" dediğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bunlar söylediği şeyler zaten. O gün meydanda bunları zaten söyledi. Ama bu söylenenler bir sözlü anlaşmanın gereğiydi ve bunları da yaptı. Ama çok daha öte, şu ifade enteresan. Benim için adam, ’dişlerini sökeceğim’ diyor. Allah aşkına benim meydandaki hitabet tarzım farklı olabilir ama siz benden Kılıçdaroğlu için, Bahçeli için, ya da bir başkasına yönelik, buna benzer bir ifade duyduysanız bana bunu söyleyin. Ben bundan dolayı özür dileyeyim. Sen hesap uzmanı mısın, diş hekimi misin? Böyle bir ifade kullanılır mı? Dişimi sökecekmiş, böyle bir şey mi olur? Siyasi literatürde geçmişte vardı ’Çankaya’dan indireceğim’ diyenler. Akıl hocası böyle olunca tabii iş buralara varıyor."

CHP’nin, MHP’nin Diyarbakır ve o bölgede miting düzenlemesini nasıl bulduğunun sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, bundan mutluluk duyduğunu belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:
"Orada siyasetin, demokrasinin güç kazanması lazım. Siyasi liderlerin oraya gitmesi siyasi hareketliliği orada güçlendirecektir. Keşke CHP yasla ilgili kepenkler indirildi veya kapattırıldı ya, CHP de kendi kepengini indirmeseydi. AK Parti indirmedi. Siyasi mücadele veriyorsun, eğer sen BDP’liler veya arkasındaki terör örgütü size hemen şöyle bir sinyal verdiğinde oradaki kepengi indireceksen zaten bu işi yapma, siyaset yapma. Daha baştan bir defa işi kaybediyorsun, otoriteyi kaybediyorsun. AK Parti’nin bu noktada böyle bir gayreti var. Biz MHP’nin de CHP’nin de güneydoğuda yaptıkları bu mitingler sebebiyle, keşke MHP hepsine şöyle, o da o illere gidebilse çok daha isabetli olur, çok daha güzel olur."

-"HUKUK İÇERİSİNDE NE GEREKİYORSA YAPILIR"-

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in yanına bazı belediye başkanlarını da alarak "Biz 15’inden sonra ikili hukuk sistemine geçeceğiz" diye bir açıklamasının olduğu anımsatılarak değerlendirmesinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, "Bunu ne konuşmak, ne tartışmak isterim" diye konuştu.

Erdoğan, "Bu ülkenin 780 bin kilometrekaresinde en ufak bir operasyon, en ufak bir ameliyat yaptırtmayız. Böyle bir şeye kimsenin tevessül etmesine müsaade etmeyiz. Ne gerekiyorsa o yapılır. Hukuk içerisinde ne gerekiyorsa yapılır, hukuk dışına çıkanlar da bunun bedelini zaten öderler" dedi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"İnanın, BDP’nin karşılığı şu andaki oranlar değildir. Terör estiriyorsunuz, köyleri gidip tehdit ediyorsunuz, yakıyorsunuz yıkıyorsunuz, hatta daha ileri gidiyorsunuz, oy kullanmaya gidene ’cep telefonu ile nereye oy verdiğinin resmini çekeceksin, çıktığında da göstereceksin’. Bu tür kontrol mekanizmaları da var. Biz orada özellikle bu işe asla fırsat vermeyeceğiz. Yeni yasal düzenlemelerin gereği neyse bunları da yapacağız. İmralı’dan şuradan, buradan zaman zaman birçok şeyler geliyor, gidiyor. Mesela MHP’lilerin özellikle işledikleri bir konu var; ’Devlet İmralı ile anlaşıyor, masaya oturdu’ gibi birçok şeyler konuşuluyor. MHP’nin kendi iktidarı döneminde de İmralı ile görüşmeler yapılmıştır. Dürüst davranmıyorlar. Devlet her yerle görüşür. Görüşülmesi gerektiğine karar verdiği zaman her yerle görüşür. Bu illa, siyasi suçlu olması da şart değildir. Bunun dışındakilerle de görüşür. Eğer bir çözüm arayışı içindeyse bunları yapar. Veyahutta zinciri çözmek ister, yapar, bundan sonra da bunu yine yapacaktır."

-"HEPSİ CANIM CİĞERİM-

"Kürt meselesinde algı ve beklentiler" konulu bir araştırmanın çıktığını, bu araştırmanın ciddi bir fay hattı yarılmasına işaret ettiğini ve ’bir tarafta Türkler bir tarafta Kürtler birlikte yaşayacaklar mı?’ sorunu sorduracak nitelikte olduğunun belirtilerek, bölge seçmenine yönelik neler söyleyeceğinin sorulması üzerine Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu:

"Benim Kürt kardeşlerimin sorunları, talepleri nelerse, dürüst, samimi olarak biz bu talepleri bugüne kadar nasıl yerine getirdiysek bundan sonraki süreçte de bunları anında yerine getiririz. Makul olacak, kabul edilebilir olacak. Şimdi makul olmayan, kabul edilebilir olmayan bir talebi, bir teklifi de tabii ki kalkıp kabul etmemiz mümkün değil. Ret ile ilgili, inkar ile ilgili, asimilasyon politikaları ile ilgili biz çok ciddi mesafeler aldık. Ret politikaları, inkar politikaları bunlar bitmiştir. Asimilasyonda da büyük mesafeler alınmıştır. Böyle ufak tefek bazı yerlere de takılıp kalmayı ben gereksiz buluyorum. Onlar aşılmıştır zaten. Bugün kalkıp da benim Kürt vatandaşıma ’Sen Kürtlüğünü inkar et’ diyen var mı? Bunun için farklı bir politika gütme gayretinde olan bir hükümet mi var? Asla. Böyle bir şeyin karşısına ilk ben çıkarım. Ben Kürt kardeşime Kürt olduğu için saygı duyuyorum ve onu da Allah için seviyorum. Ben bunu söylediğim için ’Kürtler için temsil yetkisi kendilerinde olduğunu’ iddia eden partiler bundan rahatsızlar. Her zaman söylüyorum. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü hepsi benim canım ciğerimdir. Yaratılanı Yaradan’dan ötürü seviyorum, bunu her zaman söylüyorum. Hizmetse hizmeti götürüyoruz, biz ayrım yapmıyoruz ki. Batıda ne yapıyorsak orada da onu yapıyoruz, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Şu üç tane başlık zaten Kürt sorunun ortadan kaldıran başlıktır. Ret politikaları, inkar politikaları, asimilasyon politikaları. Türkiye artık bunları aşmıştır, bundan sonra ben diyorum ki, Kürtlerin sorunu vardır, bu sorunlar da benim görevimdir."