Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan hem alkışlanıyor, hem korkuluyor...

Çarşamba, 21 Temmuz 2010 - 05:00

Eğer bir Tayyip Erdoğan hayranı, onun her yaptığını sorgusuz kabul edenlerdenseniz, bu yazıyı okumayın. Sinirlenirsiniz. Eğer katıksız bir Erdoğan karşıtı iseniz de, boş yere okuyup benden nefret etmeyin. Eğer bu iki grubun ortasında iseniz, o zaman gelin ikilemimizi birlikte çözmeye çalışalım. Önümüzdeki 8-9 ay içinde Türkiye yakın tarihinin en önemli sınavından geçecek. Önce bir referandumda oy kullanacağız, ardından bir genel seçim gelecek.

Her ikisinde de, Erdoğan için oy kullanılacak. Referandumda insanlar, anayasa değişikliğinden çok, Başbakan’a EVET veya HAYIR oyu verecekler.

Eğer bu iki engeli atlatırsa, Erdoğan üçüncü defa seçilirse, Türkiye’yi en uzun süre yöneten kişi olacak. AK Parti, isterse Türkiye’yi temelinden değiştirme olanağına kavuşacak.

Seçilemezse, ülkede koalisyonlu yıllar başlayacak. Eski hastalıklar canlanacak. MHP’li veya CHP’li koalisyonların kavgalarına girilecek. Bu durumda ne yapalım?

Erdoğan’ı mı destekleyelim, yoksa ona HAYIR oyu mu verelim? İkilem içindeyiz.

Başbakan’ın bir yanı var ki, alkış alıyor. Öbür yanı ise korkutuyor. Ben de adeta ikiye bölünmüş durumdayım. Bakın neden? Başbakan Erdoğan’ı alkışlıyorum, çünkü... Başbakan Erdoğan’ı alkışlamamın birçok nedeni var. Başlıcaları da şunlar:

- KÜRT sorununda istediği sonuçları alamamış olsa dahi, Türkiye’nin en önemli sorununa böylesine el atan ilk başbakan oldu. Diğerleri boş laf edip, ardından hemen geri adım atarlarken, açılım konusunu başlatmış olması dahi alkışa değerdi. Tamamlayamadı, yetersiz kaldı, gereken cesareti gösteremedi. Ancak risk alıp düğmeye bastı. Bundan sonra da geri dönemez.

- AVRUPA BİRLİĞİ konusunda, yine eskilere oranla en cesur adımları attı. Girişimi yetersiz kaldı. Hem içeriden, hem de dışarıdan kaynaklanan nedenlerle beklenen hızı tutturamadı. Ancak, Türkiye’yi ilk defa aday ülke statüsüne sokmasını bildi.

- TABULARI YIKTI.

Kamuoyunda AÇILIM diye adlandırılan girişimleriyle, Ermeni ve Kıbrıs konularındaki dev tabuları yıktı. Kemikleşmiş resmi ideolojiyi değiştirdi. Devletin düşünme şeklini değiştirdi. Sadece bizim değil, karşımızdakilerin de doğru söyleyebileceğini, haklı olabileceklerini kabul etti.

- ALEVİ vatandaşları dinleyen, onları anlamaya çalışan belki de ilk iktidarın başı oldu. Onların itilip kakılmalarının, kötü muamele görmelerinin kabul edilemeyeceğini açıkça, yüksek sesle söyledi.

- DIŞ POLİTİKA’da son derece önemli değişiklikler yaptı. Eskiden sadece batıya bakan ve kendi sorunlarının dışında kalan başka sorunlarla ilgilenmeyen bir ülkeyi, bölgedeki anlaşmazlıkların çözümüne çalışan bir güç konumuna soktu. Türkiye, uluslararası kamuoyunda dikkatle izlenmeye başlanan bir oyuncu konumuna girdi.

- EKONOMİ’yi doğru yönlendirdi. Uluslararası büyük krize rağmen, işsizliğin yarattığı büyük sorunlara göğüs germesini bildi ve ülkenin krizden, diğerlerine oranla daha rahat çıkmasını sağladı. İstediğini tam anlamıyla elde edememiş olsa dahi, bugün Türkiye’yi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri konumuna getirmesini bildi.

- POPÜLİST davranmadı. Oy kaybetme pahasına, kendi doğrularını açıkça söylemekten çekinmedi. Türban başta olmak üzere, dini inanışlarını belirli ölçüde sınırladı. İleri adımlar atmak yerine, gerçekçi olmayan politikalarında geri adım atabildi. Türkiye’ye istikrar getirdi. İşte bunlardan dolayı Erdoğan’a oy vermek istiyorum...

***

Erdoğan’dan korkuyorum, çünkü...

Başbakan Erdoğan beni şu nedenlerden dolayı korkutuyor...

- ARTIK KİMSEYİ DİNLEMİYOR.

Oysa ilk dönemini düşünüyorum ve bugünle karşılaştırıyorum da, karşımda bambaşka bir Erdoğan görüyorum. Gözlerinizin içine bakarak sizi dinleyen, doğru sözler duyduğunda hemen not alıp, etrafına direktifler veren Erdoğan gitti, yerine son derece sinirli, dediği dedik bir Erdoğan geldi.

- MEDYA’yı seven, muhalifleriyle dahi hem şakalaşan, hem de tartışan, zamanında görüş alan bir Başbakan vardı. Bugün, binlerce çalışanıyla birlikte koskoca bir medya grubunu yok etmek için elinden geleni yapıyormuş görüntüsü veren, muhalif sesleri kısmak isteyen, kendi medyasını oluşturan bir Başbakan var. Dost acı söyler, ancak gerçek budur.

- GERİLİMİ sever oldu. En haklı olduğu konularda bile, ses tonu ve vücut diliyle muhalifini yerden yere vuruyor. Eski anlayışlı, hoşgörülü tutumunu kaybetti. Evet, hem medya hem de muhalifleri tarafından zamanında çok bel altı vuruldu, yok edilmek istendi, ancak bugün hâlâ aynı sertliği sürdürmesine gerek kalmamasına rağmen, katı tutumundan kurtulamıyor.

- LAİK sistem, laik hoşgörü, özellikle kamuoyu düzeyinde giderek eriyor, geriliyor. Dindarlık ön plana çıkıyor. Dindarlar veya öyle görünenler etkili oluyor, daha fazla zenginleşiyor. Sanki mümin çevreye dahil değilsen, iş bulamazmışsın gibi bir hava esiyor. İçki içmek, türbansız dolaşmak sanki giderek zorlaşıyor.

- DIŞ POLİTİKA’da, yaptığı çok iyi işlerin yanı sıra, son dönemlerde İran ve İsrail politikalarındaki gidiş, birçok kişiyi rahatsız eder oldu. Türkiye’nin geleneksel politikalarında bir kayma, bir raydan çıkma hissediliyor. Bu şekilde devam edildiği, bir olanak yaratıp geri dönüş yapılmadığı taktirde, Ankara’nın Washington ve Brüksel ile ilişkileri fena halde darbe yiyebilecektir. Bunun ülkemize yansıması da çok ağır olacaktır. Ekonomide sarsıntılar yaşanabilir, sokaklarda yeşil İslam’ın bayrakları dalgalanabilir. Bu da sistemi çatlatabilir.

- PKK terörü ile çok iyi başlayan bir mücadele, şimdi yine eskisi gibi sadece güvenlik açısından ele alınır oluyor. Oysa bu yaklaşımın geçmişte bir sonuç vermediğini de en iyi bilen kişi olmasına rağmen, Erdoğan seçim öncesinde, eskiler gibi davranmaya başladı.

- TOPLUM YORULDU ve değişim istiyor. İki dönemden çok başta kalan iktidarlar, ülkedeki gerilimi inanılmaz oranda arttırıyorlar. Toplumdaki sürtüşmeler büyüyor. İktidarı değiştirmek, neredeyse ortak bir hedef oluyor. İstikrar kalmıyor.

İşte bunlardan dolayı, Erdoğan’dan korkuyorum...

Sonuç...

Şimdi lütfen söyleyin. Erdoğan ile mi, yoksa Erdoğan’sız mı devam edilmeli?

Tüm yorgunluğuna rağmen, Erdoğan’a mı oy verilmeli, yoksa koalisyonların getireceği istikrarsızlıklara rağmen Erdoğan’a HAYIR mı demeli?

Referandumu bir işaret fişeği gibi mi kullanalım?

Yarın bu konuya devam edeceğim.