Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan, İran için neden bu kadar risk alıyor?

Cuma, 16 Nisan 2010 - 05:00

Hafta başında Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi’ni izledikten sonra, şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Obama, İran’ın nükleer bomba üretmesine izin vermeyecek.

Tahran’ı durdurabilmek belki çok güç olacak, çok uzun sürecek, ancak bunun için ne gerekirse yapacak. Nükleer Zirve toplantısında bu sürecin startı verildi ve cephe oluşturulmaya başlandı.

Gerekirse ambargo koyacak, büyük olasılıkla tutmayacağı için nükleer merkezleri ya kendi bombalayacak, gerekirse bu görevi İsrail’e bırakacak, ancak İran’ı durdurmak için her şeyi deneyecek.

Obama yönetimi açısından, İran’ın nükleer güç olmasını engellemek adeta bir tutku haline dönüşmüş. Öylesine korku senaryoları yazılıyor, son zirvede olduğu gibi öylesine yoğun bir baskı cephesi hazırlanıyor ki, önümüzdeki yıllarda, Washington’un Ankara başta olmak üzere, diğer ülkelerle ilişkilerinin mihenk taşı, İran konusundaki tavırlar olacak. Hep aynı soruyu soracaklar:

“İran’dan mı yanasın, yoksa benden yana mı?” Başbakan Erdoğan ise, bu konuda hem kendi, hem de partisi açısından, şimdilik riskli bir politika izliyor.

Bir yandan, Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün gibi, İran’ın nükleerleşmesinden açıkça korkanların yanında yer alıyor, öte yandan da İran’ı koruyan bir tutum sergiliyor. Oysa, Washington’un böylesine çok ince nüansları değerlendirecek sabrı yok. Obama, hazirana kadar sert bir ambargo, yürümezse askeri opsiyonların devreye sokulmasını planlıyor ve müttefiklerini yanında istiyor.

Türkiye, İran kartıyla pazarlığa hazırlanıyor

ABD, özellikle Türkiye’yi yanında görmeyi arzuluyor. Zira Türkiye, İran konusunda işbirliği yapılması şart olan bir ülke. Türkiye’siz, İran’a yaptırım çok zor işler.

Ancak gelin görün ki, Türkiye bu cephenin en zayıf halkalarından biri.

Erdoğan, bu yaklaşımı İran aşkından veya İslami Cumhuriyet’in ilkelerine bayıldığından dolayı sürdürmüyor. Aksine, İran’ın nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkıyor, ancak bunu önlemek için büyük bir dayak yemesini ve bölgedeki ağırlığını tümüyle ABD’ye kaybetmesini de istemiyor.

Çok ince bir hesap.

Erdoğan’ın tutumuna bakarsak, İran kartını, hiç değilse şimdilik elinde tutmakta kararlı olduğu görülüyor. Bu kartla bazı pazarlıklar yapmak istiyormuş izlenimini veriyor.

Bu pazarlıklara, İsrail’in Gazze’ye yönelik politikalarında değişiklik, soykırım açıklamaları, PKK konusunda destek gibi konular girebilir.

Aslında bu, aynı zamanda çok riskli bir karttır. İktidarların elini yakabilir.

Washington ile belirli bir noktaya kadar bu oyunu oynayabilirsiniz, ancak Beyaz Saray’ın hangi noktada kafasının atacağını çok iyi hesap etmek gerekir. Belirli çizgiler çizildikten sonra da, hâlâ ısrarla engelleme yapmayı sürdürürsek, elimizdeki kartlar ne kadar yüksek değerde olursa olsun, elimizi yakabilir.

Önümüzdeki dönemlerde, Ak Parti iktidarının Türkiye’yi Batı’dan koparıp İslam dünyasına bağlamak üzere harekete geçtiğine dair yazılar okumaya başlarsanız, hiç şaşmayın. Bunun kaynağı bellidir.

İş yazıyla kalsa yine de iyi...

Bu politikanın nereye kadar götürülebilineceği iyi koklanır ve zamanlaması iyi hesaplanıp viraj alınabilirse, sorun çıkmaz. Hatta kâr dahi edilebilir.

Yok, karşılıklı zıtlaşma son noktaya kadar götürülür ve Ankara elindeki kartların değerini abartırsa, bu yaklaşım o zaman çok pahalıya mal olabilir.

İran, durumun vahametini acaba bu kadar net görüyor mu?

Madalyonun bir de öbür yanı var. İran, nükleer politikasıyla, aslında ABD ile dolaylı bir güç pazarlığı yapıyor.

Buraların ağası kim olacak? İran, özellikle Irak üzerindeki ağırlığını da işin içine katarak, bölgedeki güçlü konumunun resmen kabul edilmesini, ABD’nin 1979’dan bu yana süren düşmanca yaklaşımını bitirip, Tahran’ın elini sıkmasını istiyor.

Washington ise, dengelerin İran’dan yana değişmemesi için uğraşıyor.

Bu tırmanmadan en çok zarar görecek olan ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Doğrusu ben merak ediyorum.

Acaba İranlılar Obama yönetimindeki kararlılığı görebiliyorlar mı? Yoksa Saddam gibi, yanlış değerlendirmelerle “ABD bir şey yapamaz, sonunda ısrardan vazgeçer” mi diyorlar?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Amerikalıları ikna etmeye çalıştığı kadar, İranlıları da ikna etmeli. Tehlikenin giderek büyüdüğünü anlatmalı.

Gerçek dostluk böyle olur.