Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan kazandı, ancak topluca sınıfta kaldık...

Pazar, 09 Mayıs 2010 - 05:00

Anayasa tartışmalarının en önemli yanı, ‘parti içi demokrasi’nin de sınava girmesiydi... Ve bu sınavdan kimse geçerli not almadı.
İstedikleri kadar kendilerinin demokrasiye inandıklarını, diğerlerine oranla daha demokratik olduklarını iddia etsinler, TBMM içindeki partilerimizde gerçek bir demokrasinin bulunmadığı açıkça görüldü.
Buna karşılık, kesin bir lider patronajı var.
İstisnasız, hepsi aynı.
Anayasa tartışmalarında bir bilanço yapacak olursak, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir eksikle istediğini elde ettiğini söyleyebiliriz.
Başbakan, on gün süreyle ekibinin başına geçti ve sabahın erken saatlerine kadar ayrılmadı. Harekatı yöneten komutan gibiydi. Cepheyi bir an için boş, birliğini de başsız bırakmadı.
Kimi zaman sinirlendi, milletvekillerini fırçaladı. Kimi zaman, duygu dolu konuşmalar yaptı, yakınlarını ağlattı, bazen de etrafına çiçek dağıttı.
Eğer değişiklik paketi sadece tek bir fireyle çıkabildiyse, bu Erdoğan’ın yakın markajı ve son derece etkili denetimiyle gerçekleşti.

Başbakan neden bu riski şimdi aldı?

Benim gibi birçok kişinin sorduğu bir soru var ki, henüz yanıtlanamadı.
Erdoğan, genel seçimlere 11 ay kala neden böylesine riskli bir girişimde bulundu?
Meclis’te ve toplumda böylesine büyük bir gerilimi ve ucu ucuna yapılacak oylamalardaki tehlikeleri, ardından gelecek bir referandumdan çıkacak “yetersiz bir sonucun” her şeyi değiştirebileceğini görmesine rağmen, neden şimdi böylesine zor bir güç denemesine girdi? Bu, gerçekten riskli bir güç denemesiydi. Acaba bizim bilemediğimiz bir şey mi biliyordu?
Yoksa, Türkiye’nin yönetimindeki “laik düzeni koruma mekanizmasının belirli bir oranda gevşetilmesi veya normale döndürülmesi” için böyle bir fırsatın bir daha ele geçmeyeceğini mi gördü?
Neyi görmüşse gördü ve zorladı.
Hep beraber çok hırpalandık, ancak sonunda Erdoğan eskisine oranla daha güçlü çıktı. Hele bir de referandumu yüzde 50’nin üstündeki bir oranla alırsa, istediğini tam anlamıyla elde etmiş olacak.

Muhalefet sadece kavga ve hakaret etti...
Ak Parti’de milletvekillerinin özgürce oylarını kullandıklarını kimse söyleyemez.
Belki doğru değil, ancak dışarıdan bakıldığındaki algılama, Ak Partililerin önemli bir baskı ve komuta-kontrol altında tutuldukları şeklinde.
Siz istediğiniz kadar aksini söyleyin, dışa yansıyan görüntü bu. İktidar partisi böyle de, muhalefet sanki çok mu demokrat.
Hadi canım efendim...
Muhalefetin TBMM tartışmalarındaki yaklaşımı ne yazık ki hayal kırıklığı yarattı.
İçerik adeta konuşulmadı bile. Buna karşılık bol bol kavga, bol bol karşılıklı hakaretleşmeler yaşandı. On günlük maratonda, dişe dokunur bir muhalefete rastlamadım. Deniz Baykal’ın kendi grubundaki bazı konuşmaları dışında, ne CHP ne de MHP’nin konuşmacıları dişe dokunur bir muhalefet yapabildiler.
Bu arada en çok dikkatleri çeken, sürekli şekilde demokrasiden söz edilmesiydi. Oysa bu tartışmalarda, Türk siyasetinde demokrasinin, fikir özgürlüğünün bulunmadığını, buna karşılık liderler sultasına demokrasi adı takılmaya çalışıldığını gördük. Her partide bir lider korkusu var. Her şey onun iki dudağı arasında gelişiyor.
Grup toplantıları, konuların parti içinde tartışılması şeklinde değil, liderlerin tebalarına nasıl hareket edeceklerini ve gittikleri yerlerde neler söyleyeceklerinin talimatları ve kamuoyuna, bürokrasiye mesajlarını verdiği ortam şeklinde geçiyor. Politikaları da, liderler oluşturuyor ve rötuşlarını, halka anlatımını diğer partililer yapıyor. Farklı bir ses çıkaran hain oluyor. Partide hayat hakkı kalmıyor. Şimdi bir de İmralı liderliği çıktı. Abdullah Öcalan ve demokrasiyi savunan BDP, tam anlamıyla bir liderlik sultası örneği verir oldu.
Liderler, cepheleşmeyi özellikle tahrik ediyorlar. Bu sayede hem partilerinin içindekileri daha sıkı şekilde kendilerine bağlıyorlar, hem de kendi oylarını güvenceye alıyorlar.
Geriye ne kalıyor?
“Ben babama laf ettirmem lan!” diye Meclis masalarını yumruklayıp elini kıran, ardından liderinin elini öpmeye koşanlar... Lideriyle uçuruma atlayacağını açıklayanlar... Lideri öyle istediği için parti kapatmaya dahi ret oyu vereceğini söyleyenler... Aslına bakarsak, sanki medyamız daha mı farklı? Hangimiz gerçek bir fikir özgürlüğünü, gerçek bir demokratik tartışma ortamını özlüyoruz ki?
Hepimiz, bizim gibi düşünenleri tercih ediyoruz.
Ötekini öteliyoruz, gerekirse dövüp kovalıyoruz.
Özetle, hepimiz kendimize demokratız.
Bari birbirimizi aldatmayalım...