Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na göndermelerini sürdürdü

Cumartesi, 22 Mayıs 2010 - 12:13

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na göndermelerini sürdürdü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de siyasetin en büyük hastalığının, "bol keseden atan, Kaf Dağı’nın ardındakini vaat eden, oy toplamak için ekonominin gerçeklerini görmezden gelen ama seçildikten sonra vaatlerini ve milleti unutan siyasetçi modeli" olduğunu
söyledi.

Erdoğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde düzenlenen TOBB’un 65. Genel Kurulu’nun açılışında konuştu.

Sorunların her zaman olacağını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"73 milyon nüfusuyla 780 bin kilometrekare yüz ölçümüyle büyük hedefleri, iddialarıyla Türkiye’nin her zaman, küçük ya da büyük sorunları
olacaktır önemli olan bu sorunları iyi okumak, iyi analiz etmek sorunların nereden kaynaklandığını iyi görmek ve isabetli çözüm önerileri getirip uygulayabilmektir. Sadece sorunları tespit etmek, şikayet etmek, yakınmak maharet değildir. Önemli olan çözüm üretmek, çözüme yönelik iradeyi, kararlılığı, vizyonu, ufku ortaya koymaktır. İşte bizim farkımız budur. Başkaları lafını yapar, biz icraatını yaparız.

"PEMBE TABLOLAR ÇİZME NİYETİNDE DEĞİLİM"

Dünyaya karamsar bakanlar, camları kararmış gözlüklerin arkasından bakanlar elbette her şeyi kara görürler. Bir düşünürün de ifade ettiği gibi ’Güzel görenler’ güzel düşünürler. Güzel düşünenler de hayatlarından lezzet alırlar. Pembe tablolar çizme niyetinde değilim. Ama 7.5 yıl önce ve bugün, 7.5 yıl boyunca gerçeğin dışında bir şey söylemedik. Reklama, imaja oynamadık, tam tersine somut eserlerden yola çıktık ve ortaya somut eserler koyduk ne Pollyanna gibi aşırı iyimseriz ne de hayatı kendisine zehir eden bir kötümserlik
içerisindeyiz. Kötümser sadece tüneli görür, iyimser tünelin ucundaki ışığı görür ama biz gerçekçiyiz. Tüneli de ışığı da ondan sonra gelecek tüneli de aynı anda görmenin, hesap etmenin çabası içerisindeyiz."

"POPÜLİZME TEVESSÜL ETMEDİK"

Erdoğan, mali disiplinden asla taviz vermediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Hiçbir hal ve şart altında hedeflerimizden şaşmadık ve popülizme asla tevessül etmedik. Referandum dolayısıyla önümüzdeki sene yapılacak seçimler dolayısıyla bütçe dengesinden şüphe duyanlar da gereksiz bir tedirginlik içerisindeler. Bizim dönemimizde yapılan ilk seçim 28 Mart 2004 mahalli seçimidir. Biz hükümet olarak 2004 yılı için hedeflenen bütçe harcamalarını 150 milyar lira olarak belirlemişiz. Peki gerçekleşen nedir? 141 milyar lira. İkinci seçim 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimidir. Evet 2007 yılı için belirlenen hedef bütçe harcamaları 205 milyar lira iken gerçekleşen tutar 204 milyar liradır. Üçüncü ve son seçim 29 Mart 2009 mahalli seçimidir. 2009 yılı için belirlenen hedef bütçe harcamaları 260 milyar iken gerçekleşen tutar küresel kriz yılı olmasına rağmen az bir farkla 267 milyar lira olmuştur. Popülizm bunun neresinde? Bu ülke bol keseden dağıtan siyasetçileri gördü, bu ülke Merkez Bankasına sınırsızca para bastırarak enflasyonu azdıran hükümetleri gördü, bu ülke ’kim ne veriyorsa iki katını veriyorum’ derecesinde popülizmi, seçim döneminin sonuna kadar açılan muslukları gördü. Ama yine bu ülke, seçimlerin ardından yüksek enflasyonla yüksek bütçe açığıyla adeta kaşıkla verilenin kepçeyle geri alındığını da gördü. Böyle bir siyaset tarzı, böyle bir ekonomi yönetimi Türkiye’nin hakkı değil, dedik, tüm bu ağır faturalara son verdik."

"ISKARTAYA ÇIKARDI"

"Aynı söylemin bugünlerde bir kez daha siyasete egemen olmaya çalıştığını görüyoruz" diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bazıları çıkıyor ’yoksulluğa son vereceğiz’. Arkadaşım biz göreve geldiğimizde Türkiye’de 17 milyon yoksul vardı, şimdi bu rakam geldi, geldi artık 13’ün altına düştü. Sağ olun, var olun peki bunu nasıl yapacaksınız, şunu bir söyleyin. Formülünüz ne, kaynağınız ne, gidip bir yoksulun kapısına vurdunuz mu, adımlarınızı bir yoksul haneden içeri attınız mı? Her türlü sosyal yardımın karşısında durdunuz, bugün çıkıp fukara edebiyatı yapıyorsunuz. Tamam da planınız ne, programınız ne, projeniz ne, bunu nasıl başaracaksınız söyleyin. Bu millete
acı çektirmeyelim biz gelmeden hemen bu işi yapmaya gayret edelim. Yapmazsak zaten milletim bunun faturasını bize keser. Türkiye’de siyasetin en büyük hastalığı maalesef budur. Bol keseden atan Kaf Dağı’nın ardındakini vaat eden, oy toplamak için ekonominin gerçeklerini görmezden gelen ama seçildikten sonra vaatlerini ve milleti unutan bir siyasetçi modeli.

Anayasa değişikliğine karşı çıkacaksın, millete gitmekten korkup Anayasa Mahkemesine gideceksin, sonra milletten, yoksulluktan bahsedeceksin. Türkiye bu modellerden çok gördü ve tamamını ıskartaya çıkardı. Bakın bir süredir erken seçim söylentileri dillendiriliyor. Anayasa değişikliği sürecinde tekrar tekrar bu söylem ifade edildi. ’Bu meclis Anayasa yapamaz seçime gidilsin, yeni bir Meclis teşekkül etsin’ denildi. Hayır, bu ülke artık zamanında seçim yapmaya alışacak, alışmak zorundadır. Gelişmişliğin ifadesi bu. İkide bir akşam
yatacaksın, sabah kalkacaksın ’erken seçim’. Olur mu böyle şey. Çok partili döneme baktığımızda al Cumhuriyet tarihimize bakıyorsunuz ki ortalaması 16 ayda bir değişen hükümet. Ortalama bu. Bu ülke kalkınabilir mi, bu ülke gelişebilir mi? Gelişmekte olan ülkelere baktığınızda böyle bir şey görebilir misiniz? Asla... Tarih bellidir ve tarih geldiğinde seçim yapılır. Onun dışında yapılmaz. Türkiye ekonomisinin sağlığı için, sıhhati için, ülkenin geleceği için, istikrar için, huzur ve refah için Türkiye Anayasa’da yazıldığı şekilde dört yılda bir seçimi artık içine sindirmek zorundadır. Siyasetçi planlarını buna göre yapacak. İş adamı, sanayici, yatırımcı planlarını buna göre yapacak. Yurt dışına gittiğimizde herkes bize bunu söylüyor. "Hakikaten bir erken seçim var mı, zamanında yapılacak mı?" Çünkü her yatırımcı buna göre planını, programını yapıyor. Türkiye’de yatırım yapmak isteyenler bu istikrarı görecek ve planlarını da inanıyorum buna göre yapacaklar. Zira bizim artık kaybedecek zamanımız, israfa gidecek herhangi bir kuruşumuz yok. Seçim yoluyla bu ülkenin istikrarını da kaynaklarını da heba etmeye tahammülümüz yok."