Erdoğan: Korku üzerine ülke inşa edilemez

Cumartesi, 21 Kasım 2009 - 13:03

Erdoğan: Korku üzerine ülke inşa edilemez

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Eflatun’un "korkaklar hiçbir zaman zafer anıtı dikememişlerdir" sözünü hatırlatarak, "Korku üzerine ülke inşa edilemez. Korku üzerine gelecek inşa edilmez. Korku üzerine demokrasi bina edilemez" dedi.

Erdoğan, partisinin 14. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılışında yaptığı konuşmada, AK Parti’nin Türkiye’ye ilkleri kazandırdığını söyledi.

İstişare ve Değerlendirme Toplantılarını düzenli olarak yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, parti içi demokrasiyi en iyi şekilde çalıştırarak Türk siyasetinde çığır açtıklarını vurguladı.

AK Parti siyasetinin oluşturulmasında tüm kademelerin söz sahibi olduğunu kaydeden Erdoğan, diğer partilerin de bu tür organizasyonlar yapmaya çalıştıklarını ancak bunda başarılı olamadıklarını ifade etti. Diğer partilerden farklı olduklarını belirten Erdoğan, AK Parti’nin milletin partisi olduğunu ve bu şekilde yoluna devam ettiğini dile getirdi.

Milletin emanetine bugüne kadar nasıl sahip çıktıysalar, bundan sonra da aynı şekilde sahip çıkacaklarını, o emaneti asla yere düşürmeyeceklerini AK Parti’nin Büyük Kongresi’nde güçlü bir şekilde ifade ettiklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bize emanet edilen bu coğrafyanın tarihidir, bize emanet edilen bu coğrafyanın namusudur, bize emanet edilen bu milletin huzuru ve emniyetidir, bu milletin refahı ve esenliğidir, bize emanet edilen bayrağımızdaki hilalin, bayrağımızdaki yıldızın hürriyeti ve istiklalidir. O bayrağı, o hilali, o yıldızı 72 milyon adına daha yükseğe çekmek için 7 yıl boyunca var gücümüzle çalıştık. O bayrağı çok daha yükseklere diktik, çok daha engin ufuklarda dalgalandırdık. Bundan sonra da bu gayreti Allah’ın izniyle, milletimizin hayır duasıyla yılmadan, yıkılmadan sürdüreceğiz.
Milletimizin ufkunu açmak, devletin gücüne güç katmak, devlet-millet bütünleşmesini daha da perçinlemek noktasında muazzam mesafeler katettik, muazzam başarılar yakaladık. Asla popülizme tevessül etmedik, asla vesiseye, hileye tevessül etmedik, asla hukuksuzluğa tevessül etmedik, çetelere göz yummadık, mafyaya eyvallah demedik, kirli ilişkilere, kirli örgütlenmelere asla hoşgörü göstermedik.

Ne tür kirli senaryoların gündeme geldiğini, hukukun konusu olduğunu görüyorsunuz. Bütün bunlara rağmen biz inadına demokrasi dedik. Bütün bunlara rağmen biz hukuk dedik, adalet dedik.
Millet aşkına, ülke aşkına, hizmet aşkına, ’cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki hak yoludur, dönme bilmez yürürüz’ dedik ve bu şekilde yürüdük."

Devamı 2. sayfada...

"BİRÇOK BÖLGEDE AĞIR TRAVMALAR YAŞANDI"

"AK Parti’nin demokrasi ve hukuk yolunda dimdik ayakta kalmasını, sarsılmaz bir şekilde yoluna devam etmesini ve kararlı bir duruş sergilemesini sadece bir partinin sorunu olarak değil, ülkenin ve demokrasinin sorunu olarak gördüklerini" vurgulayan Erdoğan, AK Parti’nin kaderini Türkiye’nin kaderinden asla ayrı düşünmediklerini ifade etti.

Türk Milleti olarak, tarih boyunca elde edilen zaferler başarılar yanında çok sayıda badirelerin de atlatıldığını belirten Başbakan Erdoğan, ülkenin, vatanın ve toprakların tehdit altında kaldığını dile getirdi.

Türk Milletinin birlik ve bütünlüğünün tarih boyunca defalarca sınandığını anlatan Erdoğan, Kurtuluş Savaşı’nın öncesinde Osmanlı Devleti’nin toprak kaybederek küçüldüğünü hatırlattı. Erdoğan, Misak-ı Milli sınırlarının da bir süre işgal altında kaldığını kaydederek, birçok bölgede ağır travmaların yaşandığına dikkati çekti. Bu travmanın milletin derin hafızasında izler bıraktığını kabul etmek gerektiğini belirten Erdoğan, ancak Türk Milletinin yaşadığı acıları geride bırakıp ileriye yürümesini her zaman başardığını söyledi. Erdoğan bu başarının Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gerçekleştiğini bundan sonra da gerçekleşeceğini ifade etti.

Türk Milletinin yaşadıkları acıları sürekli taze tutmadığını belirten Erdoğan, hiç bir dönemde sömürge olmayan Türk Milletinin yaşadığı acılarla başetmesini ve her zaman ümitvar olmayı, geleceğe umutla yürümeyi bildiğini dile getirdi.

"SANAL KORKULAR, HAYALİ TEHDİTLER..."

Yaşanan acılardan ve felaketlerden ders alındığını vurgulayan Erdoğan, yaraların sarıldığını ve yola devam edildiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yaşanılan acıları, millet olarak yaşanan travmaları, milletimizin derin hafızasını, kolektif bilincini bir korku aracı olarak kullananlar çıkabiliyor. Atılan her adımda geçmişte yaşananları hatırlatıp bu milleti korkuya mahkum etmek, korkuya teslim etmek isteyenler çıkabiliyor. Yani bir korku toplumu oluşturma gayreti içerisinde olanlar çıkabiliyor. Tarih yeterli gelmediğinde sanal korkular, hayali tehditler üretip milleti bu şekilde dize getireceklerine hala inanlan olabiliyor.

7 yıl boyunca AK Parti olarak bunu defalarca yaşadık, defalarca gördük. Türkiye’nin hangi meselesine elimizi uzatsak orada önümüze engeller çıkarıldı. Avrupa Birliği dedik, ’kimliğimiz tehlike altında’ dediler. Kıbrıs dedik, ’milli menfaatlerimiz tehdit altında, peşkeş çekiyorlar’ dediler. Komşularla sıfır problem dedik, ’eksen kayıyor’ dediler. Ermenistan dedik, ’Sevr’ dediler. Çetelerle mücadele dedik, ’sakın ha dokunma’ dediler. Hukuk dedik, ’yaklaşma’ dediler. Demokrasi dedik, ’uzak dur, neyine lazım’ dediler. Şimdi de Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci diyoruz, ’ihanet’ diyorlar, ’hıyanet’ diyorlar, ’müzakere, mütareke, bölünme’ diyorlar. Aynı siyaset, aynı tavır, aynı tutum ve üzülerek söylüyorum, aynı korkak yaklaşımı sergiliyorlar.

Devamı 3.sayfada...

Eflatun ne güzel söylemiş, ’korkaklar hiçbir zaman zafer anıtı dikememişlerdir’.
Eğer Alparslan korksaydı Malazgirt olur muydu? Kılıçarslan korksaydı işgal orduları Anadolu’da durdurulabilir miydi? Selahaddin Eyyubi korksaydı ismi tarihe yazılabilir miydi? Orhan Gazi korksa Bursa, Fatih korksa İstanbul olur muydu? Pir Sultan korksa, Dadaloğlu korksa o muhteşem dizeler dillerinden dökülür müydü? Mimar Sinan korksa muhteşem minareler Anadolu’dan Rumeli’nden göğe yükselebilir miydi? Mimar Hayrettin korksa azgın nehirlere bir gerdanlık gibi o köprüler kurulabilir miydi? Kahraman Mehmetçik korksa Çanakkale’de o destan yazılabilir miydi? Hasan Tahsin, Sütçü İmam, Nene Hatun, Şerife Bacı korksalar bu millet Kurtuluş Savaşı’nda istiklaline kavuşabilir miydi? Ve soruyorum sizlere Mustafa Kemal korksa bu cumhuriyet inşa edilebilir miydi? Merhum Menderes korksaydı bize bu demokrasi mirasını bırakabilir miydi? Merhum Özal korksaydı kendisine yapılan suikast girişimin hemen ardından ’Allah’ın verdiği ömrü O’ndan başka alacak yoktur’ sözünü söyleyebilir miydi?"

-"KORKMAYARAK GELECEĞE YÜRÜYECEĞİZ"-

İstiklal Marşı’nın ’korkma’ uyarısıyla başladığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, korkma ile başlayıp bugünlere gelindiğini ve daha da ilerilere gidileceğini ifade etti.

Korkarak değil, korkmayarak geleceğe yürüyeceklerini kaydeden Erdoğan, korkunun aklın katili olduğunu ve insanı köleleştirdiğini dile getirdi.
Erdoğan, "Korku üzerine ülke inşa edilemez. Korku üzerine gelecek inşa edilmez. Korku üzerine demokrasi bina edilemez. Bunun içindir yedi yıldır korkmadık. Yedi yıldır, üretilen korkulara boyun eğmedik. Yedi yıl boyunca korkanlardan, korkaklardan olmadık. Allah’ın izniyle bundan sonra da korkmadan yolumuza devam edeceğiz" dedi.

"GÜN NUTUK ATMA GÜNÜ DEĞİL"

Erdoğan konuşmasında "demokratik açılım" çalışmaları konusunda oynanan oyunları bozup, istismar zeminini kaldıracaklarını ve Türkiye’ye yeni bir ufku hep birlikte çizeceklerini söyledi.

"Gün nutuk günü veya nutuk atma günü değildir" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Gün süslü söylevler irat etme günü değildir, gün ölümlere çare bulma günüdür. Gün akan kanı dindirme, annelerin gözyaşını bitirme günüdür. Bundan gerisi lafı güzardır. Hükümet olarak 7 yıl boyunca bu konuda önemli, somut adımlar attık. Bir yandan terörle mücadele ettik, bir yandan dağa çıkışları engellemek için ekonomik, sosyal, psikolojik tedbirleri kararlılıkla aldık. Çünkü biliyorduk ki sadece askeri, güvenlik tedbirleriyle bu iş çözülmüyor. İşte 25 yıldır çözülmedi. Öyleyse atmamız gereken farklı adımlar var. ’Psikolojik, sosyolojik, ekonomik, diplomatik alanda atmamız gereken adımlar var’ dedik ve bu alanların hepsine yoğunlaştık. Biz, boş oturup, nutuk atıp, acziyet içinde ’akan kan dursun’ demedik, demiyoruz. Biz, çalışarak, çabalayarak, yatırım yaparak, hizmet üreterek, hak ve özgürlükleri geliştirerek, aktif dış politika yürüterek, terörle etkin bir mücadele yaparak akan kan dursun diye uğraşıyoruz. Bizim çağrımız, kuru bir temenni, karşılığı olmayan iyi niyet ifadesi değildir. Biz 7 yıldır sürdürdüğümüz çalışmaların neticesinde bu kritik noktaya gelindiğine inanıyoruz, yürütüğümüz etkili politikalar neticesinde tarihi adımlar atılabileceğini görüyoruz."

OHAL’DE EKMEK KARNEYLE, ÇAY GRAMLA VERİLİYORDU"

Türkiye’de bir dönem Olağan Üstü Hal (OHAL) uygulaması bulunduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ülkenin diğer kesimindeki vatandaşlarım bunu bilmiyor olabilir. OHAL’in ne anlama geldiğini, nasıl bir uygulama olduğunu yaşamamış olabilir. Ekmek karne ile alınıyordu, çay gramla alınabiliyordu. 1940’ların CHP yönetimi altındaki Türkiye’sinden bahsetmiyorum. 1990’ların, 2000’li yılların CHP’li yönetimlerinden, MHP’li yönetimlerinden bahsediyorum. Şehirler arasında ancak konvoylarla seyahat edilebiliyordu. Dikkat ediniz Elazığ’dan Tunceli’ye gitmek istediğinizde, özgür bir ülkenin, özgür bir vatandaşı gibi özgürce seyahat edemiyordunuz. Ancak haftanın 2 gününde yolculuk yapabiliyordunuz. Aydın-İzmir arasında böyle şey olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Kocaeli-İstanbul arasında böyle bir şey olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz ama Türkiye bunları yaşadı ve bu manzarayı, bu tabloyu ortadan kaldıran da yine biz olduk. Bir şeylere rağmen bunu kaldırdık. Bunun devamını isteyenler vardı bu ülkede ama bölge insanı artık buraya gelmişti. ’Yeter ki bizi OHAL’den kurtarın başka bir şey istemiyoruz’ diyorlardı. Biz bunu gerçekleştirdik, bunu kaldırdık. Bunu kaldıran kim? AK Parti iktidarı. Birileri laf yapar, birileri icraat. Biz icraat sahibiyiz."

"OY AVCILIĞINA KURBAN EDİLMEK İSTENİYOR"

Erdoğan, son derece hassas bir süreçten geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Muhalefet partilerinin tahrikleri ve istismarları, vatandaşlarımız arasında maalesef soru işaretleri oluşturuyor. Böylesine hayırlı, böylesine samimi ve kararlı bir girişim karşısında bile ülkenin, milletin hassas değerleri istismar ediliyor. Oy avcılığına kurban edilmek isteniyor. Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara ne kadar nahoşsa, ne kadar istismarsa, ne kadar tahrikse açık söylüyorum bir şehit annesini elinden tutarak Meclis’e taşımak, ona orada slogan attırmak, onun üzerinden şehitlerimizi ve şehit ailelerimizi istismar etmek de o kadar nahoştur, o kadar istismardır, o kadar provokasyondur. Hiç kimse vatandaşlarımın hissiyatıyla oynamaya kalkmasın, hiç kimse milletin kutsal değerleri üzerinden siyaset yapmaya yeltenmesin. Hiç kimse bizim aziz şehitlerimizi kendi çarpık siyasi görüşlerine malzeme yapma gafletine düşmesin. Bu şehitlerimizin aziz hatırasına yapılacak en büyük haksızlık olur."

 

 

 

4