Erdoğan: Kuru sıkı atarak konuşmuyorum

a
a
Perşembe, 16 Eylül 2010 - 17:07


Erdoğan: Kuru sıkı atarak konuşmuyorum

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kimsenin siyasi bir dille "esnafımız şöyle eziliyor, böyle eziliyor" deme hakkına sahip olmadığını belirterek, "Ben belgeyle konuşuyorum, bilgiyle konuşuyorum, böyle kalkıp kuru sıkı atarak değil" dedi.

Erdoğan, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Toplantısı ve "Başarılı KOBİ Yarışması Ödül Töreni"nde yaptığı konuşmada, dereceye giren KOBİ temsilcilerini kutladı.

KOBİ’leri ülkenin kalkınmasında ekonominin bel kemiği olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, "KOBİ’lerimizin başarılı olması demek, Türkiye’nin daha sağlam bir zeminde büyümesi demektir, ülkemizin emin adımlarla yoluna devam etmesi demektir" dedi.

KOBİ’lerin önünü açmak için her türlü desteği bugüne kadar sağladıklarını, sağlamaya devam ettiklerini ve edeceklerini söyleyen Erdoğan, ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı büyük dönüşümde KOBİ’lerin özel bir yeri ve katkısı olduğuna işaret eti. Başbakan Erdoğan, "Ekonomimizin omurgasını teşkil eden KOBİ’lerimiz geçmiş dönemlerde ciddi şekilde ihmal edilmişti. Halbuki küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri güçlü olmayan bir ülkenin sadece ekonomisini değil, sosyal barışını ve toplumsal huzurunu da koruması mümkün değildir" diye konuştu.

Erdoğan, KOBİ’lerin orta sınıfın güçlenmesi, refah ve kalkınmanın toplumun ana kademesine yayılması anlamına geldiğine işaret ederek şunları kaydetti:
"Özellikle pazar günü yapılan halk oylamasında da ısrarla, kampanya boyunca vurguladığımız gibi, ileri demokrasiye ulaşma mücadelemizde, ileri demokrasiye ulaşan ve demokratik istikrarını sağlayabilen ülkeler orta sınıfını güçlendirebilen ülkelerdir. Biz AK Parti olarak, AK Parti iktidarı olarak hükümeti devraldığımız günden bu yana KOBİ’lerimizin önünü açmanın, rekabet gücünü yükseltmenin, üretim ve istihdam imkanlarını genişletmenin hep çabası içinde olduk."

-"BEN BELGEYLE KONUŞUYORUM"-

Çoğunluğunu KOBİ’lerin oluşturduğu 2 milyonu aşkın işletmeyi desteklemek için pek çok alanda, çok sayıda uygulamayı hayata geçirdiklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Vergi oranlarındaki indirimler bunlardan biridir. Kurumlar vergisinin oranını yüzde 20’ye düşürerek KOBİ’lerimize önemli destek sağladık. SSK işveren pirimini indirerek istihdam yönünden KOBİ’lerimize ciddi nefes aldırdık. KDV oranlarında yaptığımız indirimlerde yine KOBİ’lerimizin hareket alanını genişleten uygulamalarımız oldu. AR-GE faaliyetlerine verdiğimiz çok yönlü desteklerle KOBİ’lerimize rekabet güçlerini artırma yönünde önemli bir alan açtık. Haziran ayından itibaren her KOBİ’yi kendi ihtiyaçlarına göre destekleyecek 6 yeni program başlattık.

KOSGEB ve Halka Bankası aracılığıyla verilen kredilerin şartlarında çok büyük iyileştirmeler yaptık. 2002 yılında yüzde 59 olan esnaf ve sanatkarlarımızın kullandıkları kredilerdeki faiz oranlarını kademe kademe düşürdük. Son olarak 1 Eylül 2010’dan itibaren esnaf ve sanatkarlarımıza Halk Bankasının uyguladığı faiz oranını yüzde 13’ten yüzde 10’a çektik. Bu yüzde 10’luk faizin de yüzde 5’ini Hazine karşılayacak ve böylece esnafımıza 1 yıla kadar vadeli kredilerde sadece yüzde 5 faizle kredi imkanını sağladık. Bir yıldan uzun vadeli kredilerde de faiz oranını yüzde 13’ten 12’ye çektik. Burada da esnafımıza yansıyacak oran yüzde 6 olacak. Böylece teşebbüs ruhunun bu noktada atacağı adımları kolaylaştıralım istedik."

Bu faiz oranlarının esnafın 1951 yılından beri gördüğü en düşük oranlar olduğunu da ifade eden Erdoğan, "Kimse kalkıp da siyasi bir dille, özellikle ’esnafımız şöyle eziliyor, böyle eziliyor’ deme hakkına sahip değildir. Ben belgeyle konuşuyorum, bilgiyle konuşuyorum, böyle kalkıp kuru sıkı atarak değil. O gerçekleri görmemiz lazım. Fakat bunlardan bihaber olanlar maalesef kalkıp ’işte esnaf yalnız bırakıldı, esnaf terk edildi’... Aynı şeyi çiftçiye yaptıkları gibi, ’Çiftçiye ne verdiniz? Köylüye ne verdiniz’ Verilenlerin hepsi ortada" dedi.

-"DÜRÜST OLALIM"-

Erdoğan, göreve geldiklerinde Ziraat Bankasının çiftçiye verdiği kredinin faiz oranı yüzde 59 iken, bu faiz oranlarını yüzde 7’ye kadar indirdiklerini, son olarak 5.2’ye düşürdüklerini, eğer damlama sulama yapıyorsa sıfıra indirdiklerini belirtti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Böyle bir sübvansiyon uygulamak suretiyle bu destekleri veriyorsunuz ama hala bakıyorsunuz meydanlara çıkanlar şunu söylüyor, diyor ki, ’çiftçimiz ihmal ediliyor’. Gerçek ortada işte. Bütün imkanlar seferber ediliyor. Yüzde 59 faiz nerede 5.2 nerede, eğer damlamayı sulamayı yaparsa sıfır. İnsaf... Dürüst olalım. Ama bütün bunlar hep kimlik meselesi, karakter meselesi, çünkü ülkenin kalkınmasına, ülkenin gelişmesine şöyle el ele verip, iktidarıyla, muhalefetiyle destek olalım da bu ülke ayağa kalksın deme yok. ’Ben atayım tutmazsa iz bırakır’ mantık bu. Özellikle halk oylamasında da hep yaşadık bunu."

Bütün bunların yanında kamuya olan vergi, SSK ve benzeri borçların ödenmesi konusunda da pek çok kolaylıklar gösterdiklerini belirten Erdoğan, ihracat yapan KOBİ’lere kredi başta olmak üzere her türlü desteği sağladıklarını vurguladı.

'TEDBİRLERİ HAYATA GEÇİRDİK'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği dönemlerde KOBİ’leri yalnız bırakmadıklarını, gerek üretimin gerek istihdamın sürmesi için kısa çalışma ödeneğinden düşük faizli krediye, borçlarını ödeyemeyenlere ek desteklere kadar pek çok tedbiri hayata geçirdiklerini söyledi.

KOBİ’lerin inovasyon, AR-GE ve ihracat konusunda sıçrama yapmasını istediklerini vurgulayan Erdoğan, "Türkiye olarak küresel bir aktör olmak istiyorsak KOBİ’lerimiz de küresel pazarlarda söz sahibi olmalıdır. Küresel şirketleri olmayan bir ülkenin küresel aktör haline gelebilmesi mümkün değildir. Özellikle son dönemde KOBİ’lerimizin Afrika ve Ortadoğu pazarlarında daha fazla söz sahibi olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.

Hayata geçirdikleri aktif ve çok boyutlu dış politikanın iş adamlarının önünü açtığını, onlara yeni işbirliği imkanları getirdiğini belirten Erdoğan, "Her şeyden önemlisi, ülkemizde giderek güçlenen güven ve istikrar, iş dünyamıza sağladığımız en büyük imkandır" dedi.

-"(SİYASİ PARTİNİN MENSUBUYUM) DEMEYİ GEREKTİRMİYOR"-

Halk oylamasında çıkan sonucun, Türkiye’nin güven ve istikrarına güç verdiğini ifade eden Erdoğan, "Sizler artık istatistiklerin içindesiniz, matematiğin içindesiniz. Bazen geometrik artışları da değerlendirmek zorundayız ki, bunları görelim. Ona göre, önümüz çok daha açık ve inşallah Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde, 2023’de dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alan Türkiye’nin baş aktörleri sizler olacaksınız. Bunu sizler sağlayacaksınız" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, ekonominin üzerindeki siyasi risklerin ciddi şekilde azaldığını, İTO’nun Başkanı ve mensuplarından gelen açıklamaların sürece farklı bir güç kattığını dile getirerek, "Bu hiçbir zaman, ’Ben filanca siyasi partinin mensubuyum’ demeyi gerektirmiyor. Çünkü bu bir genel seçim değildir. Bu, tüm sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız görüşmeler neticesinde ortaya çıkan bir Anayasa paketiydi. Bunun içinde siz varsınız, memur, işçi, çocuklarımız, kadınlarımız, engellilerimiz vesaire var. Bütün bunların ülkemizde meydana getirdiği ve getireceği hava ister istemez ekonomiyi direkt olarak ilgilendiriyor" dedi.

-"DEMOKRASİYLE EKONOMİK GELİŞME AT BAŞIDIR"-

Demokrasiyle ekonomik gelişmenin ters orantılı olarak değerlendirilemeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Tam aksine, doğru orantılıdır, at başıdır. Demokrasi ileriyse ekonomi de ileri olacaktır. Ama, demokrasi ileri, ekonomi geri olmaz veya ekonomi ileri, demokrasi geri olmaz. Bunun gelişmiş ülkelerde örneği yoktur. Onun için Türkiye 7.5-8 yıldır bunun kavgasını, mücadelesini verdi. Şimdi de bunun neticesini, hasılasını almaya başladı. Biz ekonomiyi nasıl siyasi hesaplarla, ideolojik kaygılarla yönetmiyor, herkesin çıkarına olan, tüm Türkiye’nin menfaatine olan politikaları hayata geçiriyorsak ekonomi içindeki aktörler de ülkenin ve ekonominin faydasını ve hassasiyetlerini gözetmek durumundadır. Demokratik istikrar ile ekonomik istikrarı sağlamak durumundayız. ’Ekonomide büyüyelim ama demokrasi alanında yerimizde sayalım.’ Mümkün mü? ’İhracatımız artsın ama hak ve özgürlükler gelişmesin.’ Bu tür yaklaşımları savunamayız. Böyle bir yaklaşım olamaz, olsa da başarıya ulaşamaz. Ekonomide büyümek istiyorsak demokratikleşmeyi de aynı kararlılıkla hep beraber savunmak durumundayız. ’Hükümet ekonomiyi büyütsün, demokrasiyi güçlendirsin ama biz hükümete destek olmayalım, rahat koltuklarda yan gelip yatalım.’ Olmaz böyle bir şey. Artık bu, geçmişin kompleksli anlayışıdır. Bu anlayışa, artık Türkiye’de yer yok. Eğer Türkiye’yi büyüteceksek iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, iş dünyasıyla, sanatçısıyla, sporcusuyla hep beraber sorumluluk almak ve çaba göstermek durumundayız. KOBİ’lerimizin bu hassasiyetimizi büyük oranda paylaşıyor olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunu özellikle Anadolu’da, dolaştığımız illerde çok gördük. Bu gayretlerimizin boşa çıkmadığını memnuniyetle görüyoruz. KOBİ’lerimiz kendilerine sağladığımız desteklere, ülkemize ve milletimize yaptıkları katkılarıyla fazlasıyla karşılık verdiler."