Erdoğan: Muhalefeti en kısa zamanda davet edeceğim

Erdoğan: Muhalefeti en kısa zamanda davet edeceğim

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadelenin milli bir mesele olduğunu vurgulayarak, "Terörle mücadelede yegane sorumluluk hükümete ait değildir, yegane sorumluluk güvenlik güçlerinde de değil, en az onlar kadar muhalefetin meclis içinde veya dışında tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerin (STK), kanaat önderlerinin, medyanın bu alanda sorumluluğu var" dedi.

Erdoğan, AK Parti grubunda yaptığı konuşmada, terörle mücadeleye değindi. Son yaşanan terör olaylarıyla birlikte Milli birlik ve Kardeşlik projesine ilişkin yoğun bir tartışmanın yürütüldüğüne şahit olduklarını anlatan Başbakan Erdoğan, projenin "hız kestiği, yavaşladığı, heyecanın kaybolduğu, hatta açılımın kapandığı" gibi tamamen "haksız ve bilgi eksikliğinden kaynaklandığına inandığı bir yaklaşımın sergilendiğini" söyledi.
Erdoğan, şöyle konuştu:

"Terörle mücadele milli bir meseledir. Terörle mücadelede yegane sorumluluk hükümete ait değildir, yegane sorumluluk güvenlik güçlerinde de değil, en az onlar kadar muhalefetin Meclis içinde veya dışında tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerin, kanaat önderlerinin, medyanın bu alanda sorumluluğu var. Son 26 yıldır Türkiye bu sorunla mücadele ediyor. 26 yıldır her hükümet bu soruna muhatap oluyor, çözüm için çaba harcadı, ancak köklü ve cesur tedbirler alınamadığı için terör bitirilemedi, kontrol altına alınamadı.

Son terör saldırılarıyla birlikte herkesin şunu görmesi lazım. Terör saldırılarını, terör örgütünün faaliyetlerini, hükümeti ya da kurumları yıpratmak için bir fırsat olarak görmek, terörle mücadele azmine vurulacak en ağır darbedir.

Daha Şemdinli’de şehit olan 11 Mehmetçiğimiz toprağa verilmeden, acıları çok sıcakken, ne yazık ki Ankara’dan milletin hissiyatıyla örtüşmeyen açıklamalar yapılmaya başlandı. Hiç yeri ve zamanı değilken erken seçim çağrılarının yapılması, olağanüstü hal ilanının istenmesi, yaşanan saldırılardan dolayı hükümetin, kurumların, milli birlik ve kardeşlik sürecinin suçlanması en hafif ifadesiyle fırsatçılıktır. Böyle zamanlarda dosta düşmana karşı birlik ve bütünlük ruhu daha da yüceltilmesi gerekirken, tam tersine, ’buradan nasıl bir siyasi fayda elde edebilirim, buradan kendi partime, kendi siyasi görüşüme nasıl bir çıkar sağlarım’ mücadelesi başlatıldı."

KANADA ZİYARETİ

Erdoğan, Kanada’nın Toronto kentinde yapılan G-20 zirvesindeki temasları hakkında bilgi verdi.
Yaptığı görüşmelerin Türk dış politikası ve ekonomisi için son derece yararlı olduğunu kaydeden Erdoğan, liderlerle yaptığı ikili görüşmeleri anımsattı.

Erdoğan, görüşmelerinin, son dönemde yaşanan gelişmeleri tüm boyutlarıyla ele almak bakımdan yararlı olduğunu ifade ederek, bazı çevrelerin Türkiye aleyhine yürüttüğü karalama kampanyalarını boşa çıkarmak bakımından görüşmelerin önemli bir fırsat teşkil ettiğini kaydetti.
Gazze’ye yardım götüren gemilere yönelik İsrail saldırısı, İran’ın nükleer programı ile ilgili yürüttükleri diplomatik girişimleri muhataplarına anlattığını belirten Erdoğan, görüşmelerin ağırlıklı başlığını terörle mücadelenin oluşturduğunu söyledi. Erdoğan, "Türkiye’nin terörle mücadelesinde uluslararası düzeyde yeterince destek almadığını, özellikle teröre destek verildiğini bilgi ve belgelerle anlatma fırsatı bulduk" diye konuştu.

Finansal desteğin nasıl sağlandığını liderlere ayrı ayrı aktardığını bildiren Erdoğan, "Terör konusunda başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm müttefiklerimizden de artık kınamanın, taziyenin ötesinde somut ve tatmin edici adımlar beklediğimizi ifade ettik. Teröre karşı mücadele anlayışının artık somut olarak ortaya konması gerektiğini, artık sadece söylemlerle netice alınamayacağını, somut eylemlerle ortak hareketin kararlı şekilde ortaya konması gerektiğini vurguladık" dedi.

Zirve öncesinde ABD Başkanı Obama ile uzunca bir görüşme yaptıklarını anlatan Erdoğan, İran’ın nükleer programı ve Türkiye’nin çabalarını, Gazze ambargosu ve yardım gemilerine yönelik saldırı, terörle mücadelede iş birliğinin artırılması konularını açık ve samimi bir şekilde ele aldıklarını kaydetti.

Erdoğan, "Sayın Obama’nın yardım filosuna yapılan saldırı ile ilgili kaygılarımızı ve hassasiyetlerimizi paylaştığını görmekten memnuniyet duydum. İki dostun birbirini anlaması ve üzüntüsünü paylaşması elbette çok önemlidir. Müttefik bir ülke olarak ABD’nin Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate aldığını görmek ayrıca memnuniyetimizi artırmıştır" diye konuştu.

Obama ile İran’ın nükleer programı konusundaki BM Güvenlik Konseyi’ndeki süreci de değerlendirdiklerini kaydeden Erdoğan, "Bu konu ile ilgili rahatsızlıkları olduğunu bana ifade ettiler. Bizler de takındığımız tavrın bütün gerekçelerini açık ve net olarak ifade ettik" dedi.

Türkiye, Irak ve ABD arasında kurulan üçlü mekanizmada yeni bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini, terörle mücadelede daha fazla iş birliğinin kaçınılmaz olduğunu Obama ile paylaştığını anlatan Erdoğan, üçlü mekanizmanın istihbarat paylaşımının ötesine geçmesi gerektiğini dile getirdiğini söyledi.

"İNSANIN KANINA DOKUNUYOR"

Son derece yapıcı ve samimi bir atmosferde geçen görüşmenin önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD arasındaki ilişkileri daha farklı noktalara taşıyacağına inandığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bir şeyi özellikle ve üzülerek ifade etmek istiyorum: Türkiye’de medyanın bu görüşmelerimizi farklı bir şekilde vermesi gerçekten terörle mücadelede ülkemizdeki bir kısım medyanın yaklaşım tarzını ortaya koyması bakımından çok önemli. Yani bunların kimden yana olduklarını anlamakta zaman zaman zorlanıyorum. Attıkları başlıkların bizim yaptığımız görüşme ile uzaktan yakından alakası yok. Bunu çok açık söylüyorum. Gazete adı vermeyeceğim, ama belli gruba ait bu gazetelerin bu tür haberleri yayınlaması sadece teröre yataklık yapar. Zira kendi ülkesinin Başbakanını güya zorda bırakacak ve iç politikada ona zarar verecek düşüncesiyle yapmadığım, konuşmadığım bu görüşmeleri yapılmış gibi göstermek kusura bakmayın insanın kanına dokunuyor. Bu ülkenin medyası olacaksınız ve sadece AK Parti’yi acaba nasıl yıpratırız diye konuşulmamış şeyleri konuşulmuş gibi vermek ve bir taraftan sağdan, bir taraftan soldan vurmak havasıyla böyle bir görüntü sergilemek ne basın ahlak ve ilkelerine sığar ne de insani ilkelere sığar.

Başbakan hala gerilimden yana... Yani bunları söylemek eğer gerilimse kusura bakmasınlar evet ben gerilimden yanayım. Çünkü ben doğruyu söylüyorum. Ve kimse bizden sululuk beklemesin. Biz ciddi ve kararlı bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetiyoruz. Devleti yönetirken de bizden gayriciddilik kimse beklemesin. Ciddiyetimizin gereği neyse bunu her zaman ortaya koyacağız. Türkiye eğer bugün 7.5 yıl öncesindeki Türkiye değilse, dünyada farklı bir konuma oturmuşsa bu ciddi ve kararlı bir yönetimin eseridir."

"ÜSLUP FARKLILIKLARI OLABİLİR"

Başbakan Erdoğan, dünyada ABD’nin ilgili olduğu birçok konu ile Türkiye’nin de ilgili olduğunu belirterek, ortak çıkarların bulunduğunu, ortak bir vizyonun paylaşıldığını kaydetti.

Erdoğan, şunları söyledi:
"Her şeyden önemlisi somut bir iş birliği içerisindeyiz. Sayın Obama’nın da belirttiği gibi bir ’model ortaklık’ dönemine girmiş bulunuyoruz. Bunun gereği neyse onu da yapıyoruz. Ama öyle şeyler olur ki paylaşırız, öyle şeyler de olur ki paylaşamayabiliriz. Türkiye-ABD ilişkilerine gölge düşürmeye çalışan bazı çevreler bu ilişkinin çok boyutlu yapısını ve derinliğini göz ardı ediyorlar. Açık ve net söylüyorum: Müttefikler arasında zaman zaman yöntem ve üslup farklılıkları olabilir, farklı görüşler ortaya çıkabilir. Kimse bunu bir çekişme, çatışma, karşıtlık ve kopuş olarak lanse etmemelidir. Bizim ilişkilerimiz dostluk, müttefiklik ve karşılıklı menfaatler zemininde devam ediyor, devam edecek. İki ülke arasındaki tarihi ilişkiler lobilerin rüzgarlarıyla oluşmamıştır. Lobilerin kara propagandalarıyla da yönünü belirlemez. AK Parti iktidarı, Obama yönetimi gibi bu ilişkilere büyük önem vermektedir, çok yönlü iş birliğini aynı kararlılıkla sürdürmektedir."

Erdoğan, G-20 zirvesinin eksen kayması gibi içi boş tartışmaların yapıldığı bir döneme denk gelmesinin bu tartışmaları körükleyenlere en güzel cevabı verdiğini belirterek, Türkiye’nin oluşumda saygın bir üye olarak öne çıktığını kaydetti.

"BİR REKORUN SAHİBİ OLACAĞIZ"

G-20 zirvesinin Türkiye ekonomisi açısından da önemli olduğunu ifade eden Erdoğan, Türkiye’nin küresel kriz ve çıkışa yönelik görüşlerini dile getirdiğini söyledi.

Erdoğan, bu tezlerin sonuç bildirgesine somut şekilde yansıdığını anlattı.
Zirvede, yükselen bütçe açığının indirilmesi konusunda hedef belirlendiğini, Türkiye’nin bütçe açığını son yıllarda izlenen mali politikalarla makul seviyelere düşürdüğünü belirten Erdoğan, 2006 yılında eksi 20.6 düşürerek G-20 ülkeleri arasında bütçe açığı en düşük ülke olduğunu söyledi.
Küresel krizin en ağır seyrettiği 2009 yılında ise bütçe açığının eski yüzde 5.5 seviyesinde tutmayı başardıklarını belirten Erdoğan, birçok G-20 ülkesinin bütçe açıklarını kontrol edemediklerini ve çok yüksek seviyelere çıkardıklarını kaydetti.

Bazı ülkelerin bütçe açıklarını anlatan Erdoğan, Türkiye’nin bu konuda G-20 ülkeleri arasında dikkat çekici bir performans gösterdiğini belirtti.
Erdoğan, Türkiye’nin 2002 yılında yüzde 74 kamu borcu oranıyla G-20 ülkeleri arasında 7. ülke konumunda olduğunu, 2009 yılında küresel mali krize rağmen bu oranı yüzde 45.5 oranında tutmayı başardıklarını kaydetti. Erdoğan, aynı dönemde birçok G-20 ülkesinde bunun kontrolden çıkarak astronomik seviyelere çıktığını söyledi.

G-20 zirvesinde bankaların sermaye yeterlilik rasyolarının yükseltilmesinin de ele alındığını bildiren Erdoğan, Türkiye’nin bu alanda da ne kadar avantajlı durumda olduğunun son rakamlara bakıldığında görebileceğini ifade etti.

Erdoğan, yarın büyüme verilerinin açıklanacağını, uzmanların beklentisinin birinci çeyrekte büyümenin yüksek olacağı yönünde olduğunu kaydederek, "büyüme konusunda da Türkiye’nin dünyanın ilgisini üzerine çekiyor ve çok farklı bir konumda buluyor. Türkiye, krizden en hızlı çıkan ekonomi konumuna gelmiştir. Bu durum görüştüğüm her lider tarafından da teyit edilmiştir. Yarın açıklanacak büyüme oranlarıyla inşallah yeni bir rekorun daha sahibi olacağız" diye konuştu.

Çok başka, çok farklı ve ayrı bir konumda bulunan bir Türkiye’yi konuştuklarını belirten Erdoğan, G-20 zirvelerine katıldıklarını, tezlerini açıkladıklarını ifade etti. Erdoğan, "Böyle güçlü bir Türkiye artık var" dedi.

Dünyanın örnek ülke olarak Türkiye’yi konuştuğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Adeta gıpta ile izleniyoruz. Artık ülkelerden bir ülke olarak Türkiye değil, güçlü dış politikası, güçlü ekonomisiyle Bir Türkiye var. Azimle, kararlılıkla çalıştık ve tüm gayretlerimizin meyvelerini topluyoruz. Eksikliklerimiz tabii ki var ama nereden nereye geldik, bunu da iyi değerlendirelim. İleri mi, geri mi gidiyoruz? Bütün resmi rakamlar ortada. Bunlara baktığımızda her alanda farklı bir Türkiye var. Samimi ve dürüst olarak bakanlar bunu görür. Uzun soluklu bir sürecin içindeyiz. Türkiye artık olumlu bir sürecin içine girmiştir. Buradan artık geriye dönüş yok. Bu uzun soluklu süreci tek tek vatandaşlarımıza yansıtmak, tek tek illerimize, ilçelerimize, köylerimize yansıtmak için gayretlerimizi hiç durmadan sürdüreceğiz" diye konuştu.

"TÜRKİYE, ESKİ TÜRKİYE DEĞİL"

Erdoğan, herkes elinden gelen hangi tür engeli çıkarırsa, her türlü sabotajı yapsa da sözlerini yere düşürmeyeceklerini söyledi. Devletin selameti, milletin huzur ve güvenliği için insanların birlik ve kardeşliği için demokratikleşmeye devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Türkiye, artık eski Türkiye değil. Muhalefet eski söylemlerle gelişmelere ayak direyebilir. Medya kendi hesabına göre hareket edebilir. Birileri istismar kanalları kurumasın diye çaba gösterebilir. Milletimiz, eşsiz basiretiyle her şeyi görüyor, biliyor. Türkiye bugün hep birlikte Olağanüstü Hal uygulamasına karşı çıkıyor. Bu az şey midir? Türkiye bugün, kanın durması gözyaşının dinmesi için sesini yükseltiyor. Bu az şey midir? Türkiye, tek yürek halinde terörün karşısına dikiliyor. Benim batıdaki kardeşim doğudakini, doğudaki batıdakini anlamak için daha yoğun çaba sarf ediyor. Bu az şey mi?

Bize ’Olağanüstü Hal Kalksın, yeter’ diyenlere cevap veriyorum; Olağanüstü Hal’i AK Parti iktidarı kaldırmadı mı? Söyleyin bakalım. Çekiç gücü v.s kim çıkardı bu topraklardan? Bu ülkede yıllarca bunlar giderken Çekiç gücüyle şusuyla busuyla bunlar giderken ’AK parti iktidarı bunları yaptı teşekkür ediyoruz’ dediler mi? Sadece mazide kaldı. Görevinizi yaptınız diyorlar. Tamam da bizden önce gelenler niye yapmadı bu görevi? Yapınca, görevi yaptı, yaparsanız her şey bitti teşekkür ederim. Yaptık hadi bakalım."

"KONUŞULMAYANLAR KONUŞULUYOR"

Başbakan Erdoğan, ülkede yıllarca konuşulmayanların konuşulduğuna dikkati çekerek, "Tartışılmayanlar tartışılıyor. Köylerin boşaltılması tartışılıyor. Faili meçhuller sorgulanıyor. Çeteler birbir açığa çıkarılıyor ve yargılanıyor. Bu az şey mi?" diye konuştu.

Erdoğan, şöyle devam etti:
"Devlet bu ülkede ilk kez etnik unsurları tek tek muhatap alıyor. Romanlar, Alevi vatandaşlarımız, etnik azınlıkların bütün hepsini tek tek muhatap alıyor. Onlarla görüşüyor. Sorunlarını paylaşıyor. Bunlar ilk kez oluyor. Devletin bir kanalı tamamıyla Kürtçe yayın yapıyor 24 saat. Bir Arapça kanalın yayına girmesini küçümseyenler var. Az şey mi arkadaşlar? Bu ülkenin ne demek istediğini tüm bölgenin diliyle bunlara ulaştırıyor. Zaten yıllarca bunun hesabını veriyoruz. Bunun faturasını ödüyoruz. Eğer Güneydoğu insanına, o Türkçe bilmeyen vatandaşına sen devlet olarak onların beklediklerinin cevabını verebilseydin bugünlere gelmezdik.

Tek başına bunlar bile bu ülkede kardeşliğimizin önündeki engellerin kaldırılması adına büyük bir adım. Büyük bir atılım, büyük bir devrimdir değerli arkadaşlar. Biz, toplumun çeşitli kesimleriyle çok verimli toplantılar yaptık. Bu ülkede Türkçe ile ilkokul birinci sınıfta ve maalesef çok trajik şekilde tanışanlar var. Bunları dinledik. Alevi olduğunu, Türk olduğunu, Rum olduğunu kız istemeye gittiğinde kapılar yüzüne kapatılınca öğrenenler olduğunu biz bu toplantılarda gördük.

İnkar politikalarının bu trajedileri ortadan kaldırmadığını, tam tersine daha da büyüttüğünü, çözümsüzlüğe ittiğini bu süreçte bir kez daha gördük."

DEMOKRATİK AÇILIM

Kendisini itilmiş, ötelenmiş, horlanmış, dışlanmış hisseden toplumun tüm kesimlerinde demokratik açılım sayesinde artık bir umudun oluştuğunu, bu kesimin gözlerinin ışıl ışıl parladığını gördüklerini ifade eden Erdoğan, "Unutmayın; elinde çekiç olanlar her şeyi çivi olarak görür" dedi.

Milli Birlik ve Kardeşlik Projesiyle en başta bu anlayışın tedavülden kalkmasını sağladıklarını anlatan Erdoğan, yüzyılların mirası olan meselelerin bugün tarihte ilk kez çözüm umuduna kavuştuğunu belirtti ve "Kelimenin tam anlamıyla ok yaydan fırladı" benzetmesi yaptı.
Orta ve uzun vadede Türkiye’nin bu prangalarından, zincirlerinden kurtulacağını bildiren Erdoğan, "Süreç elbette ki sancılı olacak. Ben bunu ilk andan itibaren vurguladım. Sizlerden defalarca ’sinirleriniz çelik gibi olmalı’ ricasında bulundum" diye konuştu. Bu sürecin başarıya ulaşmasından rahatsızlık duyanların bulunduğunu ifade eden Erdoğan, milletin, Türkiye’nin kazanmasıyla kaybedecek olanlar bulunduğunu söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Terör piyasasından, ayrımcılık pazarından, istismar tezgahından maalesef bu ülkede ekmek yiyenler var. Bunu böyle bilin. Bunlar piyasanın değer kaybetmesine, pazarın kapanmasına, tezgahın bozulmasına direneceklerdir. Ve nitekim direniyorlar. ’Şehit askerlerimizin, dağlarda ölen gençlerin kanından beslenenler, onların cenazeleri üzerinden istismar siyaseti üretenler var’ dedim nitekim onlar direniyorlar.

Eğer Milli Birlik ve Kardeşlik Projesine -şu ismin güzelliğine bak- Milli Birlik ve Kardeşlik... buna karşı çıkılır mi? Milli Birlik diyoruz yahu buna hayır denir mi? ’Ben milli birlik istemiyorum’ çık bir de bunu söyle. ’Ben kardeşlik istemiyorum’ çık bir de bunu söyle. Eğer buna karşı değilsen içini nasıl dolduracağız gel bunu söyle.

Eğer demokratik açılımlardan vazgeçersek Türkiye kaybeder, gençler kaybeder, istikbalimiz olan çocuklar kaybeder. Biz vazgeçmeyeceğiz. Vazgeçilmesine müsaade etmeyeceğiz. Kandan beslenenlerin bu süreçte galip gelmesine asla izin vermeyeceğiz. Biz böyle hayati bir meselede, böyle milli bir meselede siyasi hesapların içine girmiyoruz. Siyasi ve toplumsal mutabakatın bu noktada çok önemli olduğunun idrakiyle bütün siyasi partilerin kapasını çaldık. Onların katkısını, desteğini aradık. Kapılar yüzümüze kapandı. Peşinen ret cevapları aldık. Kamera şartı gibi nezaketsiz yaklaşımlara şahit olduk."

"EN KISA ZAMANDA DAVET"

Şimdi yeniden bu konuların gündeme geldiğini ve "görüşürüz diyenlerin" bulunduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Eyvallah, en kısa zamanda ben davetimi yapacağım. Bakalım kimler gelecek? Başbakan sıfatıyla davetimi yapacağım. Bakalım kimler gelecek. Gelenlerle de bu konuları görüşelim. Ne gibi katkıları olur, katılımları olur bunları bizzat dinlemek isterim. Arkadaşlarımla beraber. Ama baş başa ama heyetler arası. Bunları yaparız, görüşürüz. Yeter ki bir kolektif akıl oluşsun, bir söylem birliği oluşsun ve bu sorunların üzerine hep birlikte gidelim. Parlamento içi parlamento dışı hepsini davet edeceğim. Benim için bunlar anormal şeyler değil. Dün de söyledim; asla bir ön kabulüm, asla bir ön yargım yok. Yeter ki oturalım, konuşalım ve birlikte çözüm arayalım.

Bir yıldır Milli Birlik ve Kardeşlik Projesiyle ilgili olarak son derece çirkin, nezaketsiz, seviyesiz eleştiriler geliyor. Kimse işin özüne girmiyor. Kimse alternatif getirmiyor. Ama toplumun çeşitli kesimlerini tahrik etmek için son derece sorumsuz bir tavır sergileniyor. Buna rağmen tüm tahriklere tüm provokasyonlara, en ağır itham ve iftiralara rağmen biz kapımızı hiçbir zaman kapatmadık. İçimize de kapanmadık. Son bir yıldır bu konudaki kimin samimi olduğu, kimin de çözümün karşısında durduğunu aziz milletimiz tek tek gördü. Bizim bugün de hiçbir çekincemiz, hiçbir kompleksimiz yoktur.

Eğer bu konuda bizimle görüşmek isteyenler olursa illa bu siyasi parti liderleri olmayabilir. Akademisyenler, medya, sivil toplum örgütleri hatta birey olabilir. Bölgenin insanları olabilir. Biz bunları tüm yetkili birimlerimizle dinleriz, dinlemeye hazırız. Bizimle görüşmek isteyen, bu sürece katkı sağlamak isteyenler varsa her zaman olduğu gibi bugün de partimizin de Başbakanlığın da dinlemeye hazır olduğunu ifade ediyorum."

"TÜRKİYE BU MESELE İLE GELECEĞE YÜRÜYEMEZ"

Milletin derdine derman olma yolunda kimin elinde bir çözüm önerisi varsa, kimin bir teklifi varsa art niyetsiz ön yargısız şekilde dinleyeceklerini, kulak vereceklerini ve söylenenleri de dikkate alacaklarını ifade eden Erdoğan, "Türkiye bu mesele ile geleceğe yürüyemez. Bu meseleyi çözmekten, bu meseleyi artık geride bırakmaktan başka önümüzde hiçbir seçenek yok" dedi.
Başbakan Erdoğan, "Kardeşliğimiz için yüreğini ortaya koyanlar bizim başımızın üzerindedir. Karşısında duranları da tarihe ve millete havale ediyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.

"DTP’Yİ AK PARTİ Mİ KAPATTI? HABUR’DAN GELENLERİ HÜKÜMET Mİ TUTUKLADI?

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partilerin kapatılmasını zorlaştırmak için Anayasa değişikliğini gündeme getirdiklerini, ancak muhalefetin buna karşı çıktığını belirterek, "DTP’yi AK Parti mi kapattı? Habur’dan gelenleri Hükümet mi tutukladı? KCK yargılanmasını Hükümet mi yaptı? DTP, kendisini kapattırmak için elinden ne geliyorsa bunları yapmadı mı? yaptı" dedi.

Erdoğan, "Bizim üslubumuzu söylemlerimizi, her fırsatta eleştirenler, akıl yoksunu, ahlak yoksunu ifadeler kullanmak suretiyle, bize yaklaşanlar lütfen kendi üsluplarına, arkadaşlarının üsluplarına baksınlar, TBMM çatısı altında grup konuşmalarında, genel kurul görüşmelerinde kullanılan üslubu görsünler; iğneyi kendilerine, çuvaldızı başkalarına batırsınlar" diye konuştu.

Taşeron tartışmasına değinen Erdoğan, son dönemde eylemleri artan terör örgütünü taşeron olarak nitelendirmelerinden bazılarının son derece rahatsız olduğunu kaydederek şunları söyledi:

"Demek ki taşeron olarak kabul etmiyorlar, herhalde bildikleri bir şey var. Çok ilginçtir, bu taşeron polemiği adeta terör örgütünü temize çıkarma noktasına kadar götürüldü. Bu boyutta bir örgütün dışarıdan finans yardımı almadan ayakta durabilmesi, silah temin edebilmesi mümkün değildir. Bizim ilgili kurumlarımız, istihbarat örgütlerimiz, Hükümet olarak da biz, bu noktada gerekeni çok yoğun bir şekilde yapıyoruz. Ancak örgütün desteğinin sadece uluslararası boyutta sınırlı kalmadığını, bilerek ya da bilmeyerek, dolaylı ya da doğrudan içeriden de destek aldığını, hatta içerideki kimi örgütlerle, kimi çetelerle işbirliği içinde olduğunu bazı iddianameler, açıkça ortaya koyuyorlar. Ergenekon iddianamesinde bunları görüyoruz.

Son haftalardaki terör saldırılarının 7,5 yıldır yapıldığı gibi, bugün de Hükümeti yıpratmak için bir fırsat olarak kullanılmasını, terörün diliyle ortak bir dil kullanılıyor olmasını da dikkatlerinize sunmak istiyorum. AK Parti buralara çetelerin, hukuk dışı örgütlenmelerin kirli tezgahlarıyla gelmedi, onlara rağmen geldi. AK Parti buralara manşetlerle gelmedi, manşetlere rağmen geldi. Çözümsüzlük politikalarını, statükoyu savunarak değil, onlara rağmen geldi. AK Parti milletten aldığı güçle, destekle, hayır dualarıyla bu yola çıktı, bu sorumluluğu üstlendi ve yoluna da milletle birlikte devam etti ve devam ediyor. Ülke içinde ya da dışında en küçük bir olumsuz meseleyi dahi AK Parti’ye saldırı fırsatı olarak kullananlar, bu noktada ülkenin, milletin menfaatlerini dahi çiğneyecek kadar sağduyularını yitirenler bilsinler ki bu millet her şeyi çok iyi görüyor, biliyor ve değerlendiriyor."

"BU ÜLKENİN HAMURUNDA KARDEŞLİK VAR"

Başbakan Erdoğan, bu toprakların mayasında dayanışma ve paylaşma, hamurunda ise kardeşlik bulunduğunu belirtti.

Milli birlik ve kardeşlik sürecini başlattıkları andan itibaren bazı hususlara çok dikkat çektiğini ifade eden Erdoğan, "Sorunun ne olduğunu bilmeyenler, çözümü bilmezler, anlayamazlar. Sorunu inkar edenler, görmezden gelenler, başını kuma gömenler, çözümü de anlayamazlar, algılayamazlar" dedi.
"Türkiye’de, Türk, Kürt, Roman kardeşlerimin, Arnavutun, Boşnağın, Gürcünün... farklı etnik kökendeki kardeşlerimin; Sünni, Alevi kardeşlerimin sorunları yıllarca görmezden gelindi, inkar edildi" diyen Erdoğan, azınlıkların, gayrimüslim vatandaşların sorunlarının da inkar edildiğini bildirdi.

Başbakan Erdoğan, inkar politikasının sorunları çözmediğini, tam tersine daha da büyüttüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu sorunlar, son 10-20-30 yılda ortaya çıkmış sorunlar değildir. Bu sorunlar, kökü derinlerde olan sorunlardır. Bugün hale milli birlik ve kardeşlik projesini, paket olarak görmek isteyen, paket açılınca meselenin bir anda, bir gecede çözüme kavuşacağını bekleyenler var. Bunlar meselenin derinliğini bilmedikleri, bilmek istemedikleri için projeyi, açılımı anlamıyorlar. İşte bu yüzden hayal kırıklığı yaşıyorlar. Tarihi bir meseleyi bir kaç paket açıklayarak, yasal düzenleme yaparak çözemezsiniz. Biz en başından itibaren bu köklü meseleleri çözmek için adımlar attık, yatırımlar yaptık. Süreç o gün başladı ve bugün de devam ediyor. Kısa vadede yapılması gerekenler vardı, bunları yaptık, yapıyoruz. Orta ve uzun vadede yapılması gerekenler var, hazırlıklarını yaptık, altyapısını hazırladık ve bunları da çok sıcak şekilde takip ediyoruz. Sorunların çözümüne ilişkin olarak en önemli adımı attık; inkar politikalarına son verdik. Bu vatandaşlarımızın sorunları olduğunu kabul ettik, bunun üzerine gitmeye başladık. Tek başına bu bile demokratik açılımın yüzde 70-80’inin başarıyla tamamlanması anlamına geliyor.

Demokratik açılım, bir zihniyet devrimidir. Zihniyeti değiştirmeden uygulamayı düzeltemezsiniz. AK Parti iktidarı, sorunu üreten zihniyeti değiştirmektedir. En çok sesi çıkanlar, süreci büyük bir tehlike gibi gösterenler ne diyorlar? Açılımın içi boş diyorlar. Peki açılımın içi boşsa niçin bu kadar kıyamet koparıyorsunuz? Sebebi basit. Çünkü statükocu anlayışlar yıkılıyor, inkarcı zihniyet tarih oluyor, baskıcı anlayışlar tarihe gömülüyor. Açılım sürecinin yönetilmesiyle ilgili iyi niyetli eleştirileri elbette değerlendirmeye alıyoruz. Ama şunu da unutmamak gerekiyor; süreç sadece Hükümetin iyi niyetiyle yürümüyor. Sürecin içinde olanlar, sorunun parçası olanlar kötü niyetli olursa, gelişmeleri sabote etmeye çalışırsa, elbette süreç arzu edilen hızda ilerleyemez. Biz, her zaman sorunların çözüm yeri olarak siyaset kurumunu, demokrasiyi gördük. Açılımda da siyasete ve demokrasiye güvendik. Siyasetin çözüm kapasitesi gelişsin, siyasi kanallar açılsın, demokratik süreçler güç kazansın istiyoruz. Ama süreç içinde yasama ve yürütmenin iradesi dışında bir çok gelişme ortaya çıktı."

"YARGININ ATACAĞI ADIMLAR VAR"

Başbakan Erdoğan, olayın sadece yasama ve yürütmenin attığı adımlarla bitmediğini, bunun dışında yargının attığı veya atacağı adımların da olduğunu söyledi.

Bir çok gerçekliği bu süreç içerisinde gördüklerini, milletin de bunları çok yakından değerlendirdiğini kaydeden Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Ne, nasıl oluyor? Bu çok önemli. Nerede, kimler var? Bu çok önemli. Hangi kurumların içerisinde kimler var? Bunlar çok önemli. Açılıma destek veren çevrelerin eleştirilerine bakın; çoğunun yasama ve yürütmeyi ilgilendirmeyen hadiselere dayandığını görüyorsunuz. DTP’yi AK Parti mi kapattı? Biz parti kapatmaya karşı olduğumuzu devamlı söyledik. Ama DTP kendisini kapattırmak için elinden ne geliyorsa bunları yapmadı mı? Yaptı. Partilerin kapatılmasını zorlaştırmak için Anayasa değişikliğini kim gündeme getirdi? Biz getirdik. Peki buna kim karşı çıktı? Bunlar karşı çıktı. Muhalefet, CHP’si, MHP’si, BDP’si hepsi karşı çıktı. Nasıl oluyor da siz parti kapatmayla ilgili bizi suçlarsınız? Habur’dan gelenlerin tutuklanması nedeniyle Hükümete yükleniyorlar. Habur’dan gelenleri Hükümet mi tutukladı? KCK yargılanmasını Hükümet mi yaptı? Belediye başkanlarının tutuklanma şekli yanlış olmuştur. Belediyeleri örgütün arka bahçesi haline getirenlerin, belediye başkanlarını örgüt üyelerinin talimatları karşısında hazır ola geçirenlerin, halkın imkanlarını illegal oluşumlara harcayanların kabahati yok mu? Hükümet olarak risk aldık. Cesaretle, kararlılıkla, iyi niyetle elimizi, gönlümüzü, vücudumuzu bu taşın altına koyduk. Gencecik fidanlar toprağa düşmesin dedik, insanlar en temel haklarından mahrum kalmasın, kimse dışlanmasın istedik. Ama birileri çok rahatsız oldular. İstismar zeminlerinin kaybolmasından, sömürü düzenlerinin bozulmasından korktular. Peki terörün artmasından, güvenlik kaygılarının ön plana çıkmasından kim kazanacak, kim kaybedecek? 26 yıldır süren bu olayların bir kazananı var mı? Hükümet olarak bu kısır döngüyü bozmak istiyoruz. Kimse destek vermese de halkımızın desteğiyle bu yolda yürümeye devam edeceğiz."
 

4
Yandex.Metrica