Erdoğan: Öcalan idam edilseydi bugünlere gelmeyecektik

Cuma, 10 Haziran 2011 - 10:02

Erdoğan: Öcalan idam edilseydi bugünlere gelmeyecektik

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Avrupa Birliği neden bunu (idam) kaldırma yoluna gitti? Burada bunun haklı olan yönleri var, haksız olan yönleri var. Bu tartışılır bir konu. Türkiye için de tartışılır. Ama Türkiye bir Avrupa Birliği sürecine girdiği için böyle bir adım atmak zorunda kaldı. Geçmişe baktığınız zaman, mesela ben olayı şöyle değerlendiririm, idam ile ilgili bir konuda bu konunun affı yetkisi öldürülenin ailesine aittir diye düşünürüm. Kalkıp devlet böyle bir affı getiremez, getirmemeli" dedi.

>> BAHÇELİ: 9 YILDIR NEDEN ASMADIN?

Başbakan Erdoğan, ATV’de yayımlanan "Gündem Özel" programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, "Bugün bir radyo programında o döneme atfen ’eğer koalisyonda olsaydınız Abdullah Öcalan ile ilgili kararda ısrarcı olurdunuz. Aksi taktirde de koalisyondan çekileceğinizi’ söylediniz. O zaman iktidarda olsaydınız ’Evet, ben idamı onaylarım’ mı demek istediniz?" sorusu üzerine Erdoğan, o zaman idamın yürürlükte olduğunu anımsattı.

Erdoğan, "Kesinlikle, madem bu idam yürürlüktedir ve karar verilmiştir, bunun uygulanması lazım. Çünkü bütün o şehitlerin hepsinin beklentisi bunun uygulamasıydı. Ama ne yazık ki şöyle veya böyle iki yıl bu ertelendi. Bunun ertelenmesi neticesinde de o zaman terörist başı bundan kurtuldu ve şu anda millet ondan hala kurtulamadı. Bu hesabı vermesi gerekenler şimdi hala onun hesabını soruyorlar. Başta Bahçeli. Çünkü o kararın altında imzası var" diye konuştu.

Erdoğan, bir gazetecinin, "O zamanki ABD Başkanı Clinton Kenya’da CIA tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilen Abdullah Öcalan’ın öldürülmemesi şartıyla Amerika’nın verdiğini demeçlerinde açıkladı. Galiba iç politikaların kavgasının ötesinde bir de dışarıdan gelen baskı var. Bu bir gerçek" değerlendirmesi üzerine, şunları söyledi:

"Demek ki Sayın Bahçeli böyle bir baskı altındaysa veya böyle bir söz verdiyseler çıksın bunu açıklasın. Onu da açıklayamıyor. Ama Tayyip Erdoğan böyle bir söz verir miydi, vermez miydi, onu da bizim şuana kadar Amerika ile olan bütün görüşmelerimizde ne varsa, ben bütün görüşmeleri aynen halkıma hep yansıtmışımdır. Ama böyle bir olayda Türkiye’nin beklentileri vardı, bütün şehit ailelerini beklentileri vardı. Şehit ailelerinin beklentileri bu kadar ucuza satılmamalıydı. İşte o günün o kararı bugüne böyle yansımış vaziyette."

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin terör belası ile hala çatışma halinde olduğunu, bu sürecin hala devam ettiğini ifade etti.
"Sayın Bahçeli, meydanlardan bu açıklamanıza karşı ’Uzun süredir tek başına iktidar. Neden idamla ilgili yasayı o anlamda değiştirmedi?’ karşılığını verdi" değerlendirmesi üzerine Erdoğan, idamın Avrupa Birliği ile müzakere süreci içerisinde 2003’te kaldırıldığını belirtti. Erdoğan, "İdam cezası onunla alakalı bir olay değil. Onun idam ile ilgili cezası kesinleşmişti. Kesinleştiği halde o sümenaltı edildi. Ondan sonraki süreç Avrupa Birliği’ne yönelik olarak yine buna yönelik bir şey varsa, orada idam cezası verilmemesi. Onun yerine getirilen nedir? Ağırlaştırılmış müebbet hapistir" dedi.
"Öcalan’dan sonra mı kaldırılması gerekirdi idam cezası" sorusuna Erdoğan, "Öyle oldu. 2003’tür. Kaldırılması 2003’tür. Karar 2000. Karar verilmiş, idamı tamam, ondan sonra Başbakanın sümenaltı ettiği bir süreçtir. Böyle bir süreci yaşattılar. Halbuki o zaman infaz edilmiş olsaydı biz bugünlere gelmeyecektik. O 2003’ten önce gündemden düşmüş olacaktı" diye konuştu.

Avrupa Birliği söz konusu olmadan idam cezası kaldırılmasına yönelik bir soruyu yanıtlarken de Erdoğan, olayın Türkiye üzerinden düşünülmemesi gerektiğini, dünyada idam cezasını hala uygulayan ülkelerin olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Acaba onlar niçin uyguluyor? Avrupa Birliği neden bunu kaldırma yoluna gitti? Burada bunun haklı olan yönleri var, haksız olan yönleri var. Bu tartışılır bir konu. Türkiye için de tartışılır. Ama Türkiye bir Avrupa Birliği sürecine girdiği için böyle bir adım atmak zorunda kaldı. Geçmişe baktığınız zaman, mesela ben olayı şöyle değerlendiririm, idam ile ilgili bir konuda bu konunun affı yetkisi öldürülenin ailesine aittir diye düşünürüm. Kalkıp devlet böyle bir affı getiremez, getirmemeli.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ilgili ne diyor Sayın Bahçeli, ’Siz geleceğe yönelik bir söz mü verdiniz?’, ’Ben söz vermedim’ dediğim halde adam bunu hala işliyor."

-"SERMAYE ÜRKEKTİR. GÜVEN OLMAYAN YERE GİRMEZ"-

Bir gazetecinin, "Sayın Bahçeli’nin veya Sayın Kılıçdaroğlu’nun seçim platformundaki söylemleri, ’idam’ gibi, sadece ortamı gerginleştirir. Seçim sonrasında Türkiye’nin gündeminde olmayacak. Sizi kızdırmak için mesela ’Recep Bey’ diye başlıyor, ’asabını bozuyor’ diyor" sözü üzerine Erdoğan, "Recep Bey, benim asabımı bozmaz. Ama ’dişini söker’ dediği zaman bozar" karşılığını verdi.

Erdoğan, "Demokratik açılım seçim sonrasında hangi perspektifte devam edecek?" sorusunu yanıtlarken, milli birlik ve kardeşlik projesinin aynen devam ettiğini belirtti. Güneydoğuda ve doğuda halkın bütün taleplerini aldıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, "Bu taleplerin içerisinde bizden istenen öncelikli talep olağanüstü halin kaldırılmasıydı ve biz kaldırdık. Çekiç gücün bölgeyi terk etmesiydi, bunu sağladık. Ana dilde kursların açılmasıydı, anadilde eğitim değildi, kursların açılmasıydı, kursları açtık" dedi.

Kürtçe yayının televizyonda başladığını da anımsatan Erdoğan, seçim afişlerinde Kürtçe propagandasını yapan bağımsız adaylar olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz bu kadar rahat hareket ettik. İşin en önemli boyutu, Kürt sorununa yönelik olarak hedeflediğimiz ret politikalarıydı, inkar politikalarıydı, asimilasyon politikalarını ortadan kaldırmaktı. Ret politikalarını hallettik, inkarı hallettik. Asimilasyonu da neredeyse tamamına yönelik halletmiş vaziyetteyiz. Şu yeni anayasa ile birlikte tamamıyla hallolacak duruma geliyor. Böyle kararlılık içerisinde olan bir parti, sosyo-ekonomik noktada Güneydoğu, Doğu illeri Cumhuriyet tarihinde görmediği yatırımları görüyor. Eğitimde, adalette, sağlıkta, tarımda, ulaşımda hiçbir dönemde görmediği yatırımları görüyor. Bir eksiğimiz var, terör belası o bölgede olmamış olsa, bugün yatırımcılarımız o bölgeye gider, yatırım yaparlar. Bu da ciddi manada istihdam doğuracaktır. Ama sermaye ürkektir. Güven olmayan yere girmez. Bundan dolayı da oraya giremiyor. İnanıyorum ki bu süreçte biz bunu olgunlaştıracağız. Ama bu seçim neticesinde ne gelir, onu bilemem. seçimden sonra doğacak tabloya göre bu tür adımları atabiliriz."

-"BÖLGEDE YEREL YÖNETİMLER OLARAK NE HİZMET VERDİLER?"-

AK Parti Genel Başkanı Başbakan Erdoğan, Ahmet Türk’ün ’Eğer yeni Anayasa’da veya yeni dönemde bizim özerkliğimiz verilmezse, biz kendi özerkliğimizi kendimiz ilan ederiz’ sözlerinin ne anlama geldiğini soran gazeteciyi yanıtlarken, şunları söyledi:

"Bence ne anlama geldiği değil, onlar bununla neyi ifade etmek istiyor. Özerk olmayan yok ki. Türkiye’de azınlıklar asli unsurlar. Kürt kardeşlerim neyin özerkliğini istiyor? Özerk olmayan neyi var? Milletvekili mi olamıyor, üst düzey yönetici mi olamayor? Nerede eksiklik var? Vali de genel müdür de oluyor. Cumhurbaşkanı da oldu. Bütün bunlara rahatlıkla gelebiliyor. Neyin özerkliği isteniyor? Sadece benim şu anda milletvekili arkadaşlarımın arasında 60’ı aşkın Kürt milletvekili vardı. Kabinemde de 4 Kürt bakanım var. Ama onlar bu işin sadece istismar siyasetini yapıyorlar. Onun için bu özerklik şeyleri ile benim Kürt kardeşlerimin belli bir bölümü üzerinden nemalanmak istiyorlar.

Ahmet Türk de biliyorsunuz, feodal yapının bir temsilcisidir. O da bir ağadır. Önce çözebiliyorsa bunu çözmesi lazım. Bıraksın o ağalığı da bir tevazu içerisinde önce ’Ben Kürt kardeşlerime nasıl hizmetkar olurum’ bunun gayreti içerisine girsin. Acaba bugüne kadar bu kişiler, benim Kürt kardeşlerime ne hizmet vermiştir? Bu kadar belediye var ellerinde, bölgede yerel yönetimler olarak ne hizmet verdiler. Bir bölgeyi dolaşsanız, rezaleti göreceksiniz. Hakkari’yi beraber dolaştık, o gün o hali gördünüz, Van’ın o halini de gördünüz. Allah aşkına bu modern bir ülkenin iline yakışıyor mu? Ondan sonra özerklik diyorlar. Ne gerekiyorsa bunların hepsi yapılıyor. Bunun hepsi istismar."

"Asimilasyonun son izlerini silmek üzere olduğunuzu söylediniz. Bu acaba coğrafi isimlerin de iadesi anlamına mı geliyor?" sorusuna Erdoğan, "Bu isimler noktasında oturulur, konuşulur. Bunda da halkın ciddi talebi yok. Talep bunlardan kaynaklanıyor. Bunlar işi kilitleyen hususlar değil. Bunlar sadece kimlik siyasetini işlemek suretiyle buradan da oraya sıçrıyor, ’Sokağın adı öyle değildi de böyleydi’ Bu neyi değiştirecek? Bu ne getirecek? Ahmet olsa ne yazar, Diyarbakır olsa ne yazar?" karşılığını verdi.

Erdoğan, bir gazetecinin "Eğer levhayı İngilizce yazarsanız suç değil, Kürtçe yazarsınız problem oluyor. Bunlar var" değerlendirmesi üzerine, "Biliyorsun onun hukuki şeyi evrensel diller noktası var. Diyelim ki uluslararasında 6 tane dil var. Bunun dışında ülkede Türkçe resmi dil olarak yer alınca buradan kaynaklanıyor. Bu isimler İçişleri Bakanlığı tarafından değerlendirilmesi halinde böyle bir sorun zaten ortaya gelmez" dedi.

Bir gazetecinin "seçim ortamında söylemlerin sert olduğunu" belirtmesi üzerine Erdoğan, "Söylemden çok çok fiili uygulamalar var. Partimin 150’yi aşkın seçim bürosuna, araçlarına molotof ile saldırıldı. Bunları BDP yapıyor, yaptırıyor. Buradan oy devşirmeye çalışıyor. Hakkari’de kepenkler kapattırılıyor, öbür tarafta ezan Kürtçe okutuluyor. Biz yeniden 1932’ye mi döneceğiz Allah aşkına. Ben gümbür gümbür ifade kullanırım ama ben kalkıp ta kelimeleri seçerim. Kelimelerimde hakaret, küfür olmaz. Ama onlar her şeyi yapıyor, insanı üzen bu" diye konuştu.

-"BUNLARINKİ İBADET DEĞİL"-

Başbakan Erdoğan, Kürtçe ezan konusunda BDP’nin geri adım attığı değerlendirmesine, şu yanıtı verdi:
"Geri adım atmak başka bir şey. Bu tepkileri görünce, tepkilerin kendilerine faturasını gördüler bunun üzerine... Bunu uyguladılar. Bir defa cuma namazını kılmaları bir ayrımcılıktır, bölücülüktür. Çünkü cuma bir bütünlüktür, birleştirmedir. Bunların derdi, ’devletin imamının arkasında namaz kılmayız’ filan. Arkasında namaz kıldığınız kim? Belediyenin görevlisi. Bunlarınki ibadet değil, sadece bölme, birliğimizi, beraberliğimizi dağıtmaya yönelik adımlar. Daha da ileri gidip ’Gerekirse biz camileri ele geçireceğiz’ ifadesini kullanıyor bağımsız adaylardan bir tanesi. Sen nereyi ele geçiriyorsun? Bu ifadenin karşısında nasıl yumuşak ifade kullanacağız, sorumluluk makamındayız."

-"CEP TELEFONU İLE SANDIK BAŞINA GİDİLEMEYECEK"-

Erdoğan, seçimde hür iradenin kullanılmasına ilişkin şunları söyledi:
"Yasal düzenleme yaptık. Eskiden güvenlik 100 metre mesafede duruyordu sandığa, şimdi bu 15 metreye gelecek. Sandık başkan veya üyeleri kalkıp da herhangi bir sıkıntı anında bu güvenlik elemanına haber verirse sandık bölgesinin içine girebilir. Orada oylamayı takip eder. İkincisi, her siyasi partinin sandık kurulu üyelerinin o gün sandık başında görevlerini harfiyen yapmaları. Üçüncü adım, bizim aldığımız haberler bunlar, bütün tehditlerde şu var, diyorlar ki ’cep telefonu ile kullandığın oyu çekeceksin, bize göstereceksin’ Buna yönelik olarak da cep telefonu ile sandık başına gidilemeyecek. Aksamalar ne kadar az olursa başarı oranı da demokratik olarak o kadar iyi olacaktır."