Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan TSK ile sorun istemiyor...

Cuma, 10 Haziran 2011 - 05:00

Başbakan’ın söyleşi maratonu devam ediyor. Her defasında aşağı yukarı aynı sorular soruluyorsa da, zaman zaman farklı yanıtlar alınıyor. Bu yanıtlar arasında benim en çok dikkatimi çeken Erdoğan’ın askerlerle ilgili söyledikleriydi. Tümünü bir araya getirdiğimde son derece ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Hatırlayacaksınız, AK Parti özellikle 2007 seçiminde ve referandumda halka TSK’nın mağduru olduğunu anlatarak önemli bir oy kazandı. Hele ardından gelen Ergenekon ve Balyoz davalarında, bunlar her ne kadar yargının işi olsa da, fatura iktidara kesilmişti. TSK-Erdoğan ilişkileri en gergin noktalarına vardı. Şimdi bakıyoruz, bu ilişkilerde önemli bir yumuşama var Benim en çok dikkatimi çeken üç gelişme şunlar:

[[HAFTAYA]]

- CHP’nin aksine AK Parti, Genelkurmay Başkanlığı’nın Başbakanlık’tan alınıp Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını, bu aşamada istemiyor. Zamanının gelmediğini söylüyor. Bu konunun TSK açısından ne kadar duyarlı olduğunu bildiğini açıkça gösteriyor.

- 27 Nisan 2007’de Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın bizzat yazdığını söylediği ve medyanın muhtıra diye adlandırdığı açıklamanın muhtıra olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

- Nihayet, CNN TÜRK söyleşisinde, Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’e övgüler sıraladı ve ilişkilerin artık uyum içinde olduğunu söyledi. Bu söylemi ben çok önemsiyorum. Başbakan, seçimi kazanacağından çok emin ancak yine de asker ile sürtüşmek istemiyor. Özellikle önümüzdeki dönemde, bu yaklaşımın çok daha net işaretlerini göreceğimizi bilelim...

AB Bakanlığı önemli bir sinyaldir...

Çok kimse şaşırdı. Avrupa Birliği (AB) konusu artık gündemimizden düşmüştü. Ne Ankara ne de Brüksel’de bir ilgi kalmıştı. Üstelik bu durum herkesin de işine geliyordu. Seçim kampanyasında kimseler Avrupa konusunu tartışmamıştı. AK Parti’nin Avrupa dosyasını kapattığı izlenimi çok yaygındı. Türkiye-AB ilişkileri ölmüştü de, cenazeyi musalla taşından kaldıracak kimse yoktu.

Başbakan herkesi hayret ettirdi. Avrupa Birliği ile ilişkileri, Egemen Bağış’ın seviyesini nasıl arttırdıysa, genel müdürlüğe bırakmayacağını aksine bakanlık düzeyine çıkaracağını açıkladı. Eğer Erdoğan, AB’den gerçekten vazgeçmiş olsaydı, herhalde bakanlıkların azaldığı bir aşamada yeni bir bakanlık kurmazdı. Peki bu ne anlama geliyor? En olası senaryo Türkiye’nin 2013’e kadar Avrupa Birliği’ne uyumun tüm reformlarını tamamladıktan sonra, Avrupa Birliği’ne dönüp “...Hadi bakalım, biz hazırız. İstiyorsanız bizi alın. İstemiyorsanız söyleyin. Biz de kendi yolumuza gidelim...” diyecek. Bu gelişmeyi çok ciddiye almamız gerekiyor.

Our boys did it...

12 Eylül darbesinin liderlerinden Tahsin Şahinkaya’ya savcıların bir sorusu beni çok şaşırttı. “...Darbe öncesinde Washington’a gittiniz. Bu ziyaret, ABD’den icazet almak için miydi?” diyen savcıya Şahinkaya, “İlgisi yok. Bambaşka bir nedenle gittim ve döndüm” yanıtı vermiş. Bu Washington ziyareti hep spekülasyon konusu olmuştur. Oysa, hem bu soru yanlış hem de verilen yanıt. Her şeyden önce, o dönemlerde komutanlar son gün Washington’a gidip izin almazlardı. Pentagon’un kapısını çalıp, icazet istemezlerdi. Bu işler çok daha önceden NATO koridorlarından başlayın da, çeşitli toplantılardaki sohbetler sırasında tartışılırdı.

Çok iyi hatırlarım, o dönemde Türk komutanlara ve Kenan Evren’e NATO toplantılarında Amerikan, İngiliz veya Alman savunma bakanları, genelkurmay başkanları, “Ne oluyor Türkiye’de, bu kargaşa ne zaman bitecek?” diye sorarlardı. Evren de, bu şikayetleri bize anlatırdı. Demek istediğim şu; Bu işler mahalle dostluklarıyla olmaz. Çok daha ince mesajlarla halledilirdi. Hatırlayın, Amerika Başkanı Carter’a 12 Eylül darbesinin haberini veren Paul Henze (1970’li yıllarda CIA’nın Türkiye şefiydi) bana, Başkan’ın kulağına “Our boys did it...” (Bizim çocuklar yaptı) dediğini açıkça söylemişti. Artık Şahinkaya’nın Pentagon’a gidip yeniden icazet almasına, “Yarın yönetime el koyuyoruz” demesine gerek var mı? (*) Bizim çocuklar yaptı.