Erdoğan, Türkiye'yi dönüştürüyor...

a
a
Çarşamba, 22 Eylül 2010 - 05:00

Başta ABD olmak üzere batı başkentlerinin büyük bölümünde aynı konu tartışılıyor: Türkiye nereye gidiyor? Batıdan uzaklaşıyor mu, öncelikleri değişiyor mu?

En son German Marshall Fund’ın yaptığı anket, bu tartışmaların ne kadar yaygınlaştığının bir işaretidir. Bizler ne kadar “Türkiye bir yere gitmiyor. Önceliklerini değiştirmiyor. Sadece genel yaklaşımlarına ince ayar yapıyor” desek dahi, kimselere inandıramıyoruz.

Şimdi gelin aynı soruyu kendi kendimize soralım.

[[HAFTAYA]]

Bence yanıt çok net.

Evet, Türkiye büyük bir hızla değişiyor, eskiye oranla farklılaşıyor, yepyeni değer yargıları, yepyeni yaklaşımlar ve öncelikler ediniyor.

Bu değişimin en önemli itici gücü Başbakan Tayyip Erdoğan ise, diğer önemli bir nedenin de değişen uluslararası koşullar olduğunu unutmamamız gerekir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ancak AK Parti lideri, 8 yılda Türk toplumunun genel tutumunu büyük oranda etkiledi, yeniden şekillendirdi.

Bugünkü Türkiye, artık 2002 yılındaki Türkiye değil.

Bu farklılaşmanın hızı giderek de artıyor.

Eğer bu tempoda devam edilecek olursa 10 yıl sonra bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağımızdan emin olabilirsiniz.

Bunun koşulu, bu süreçte Başbakan Erdoğan’ın büyük denizlere açtığı bu dev geminin kaptan köşkünde kalabilmesi, onu fırtınalardan koruyabilmesi ve tehlikeli kayalıklara oturtmadan, ılıman sulara sokmayı başarmasıdır.

Bu nasıl bir Türkiye olabilir?

Şimdiden bazı ipuçları görülüyor tabii.

Bugün nereden nereye geldiğimizin bir analizini yapacağım. Sizler de bu saptamalarıma katılıp katılmadığınızı lütfen bana bildirin.

Yarın da, 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya kalabileceğimiz konusundaki tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özgüven artıyor, toplum zenginleşmeyi bekliyor...

En büyük değişim toplumun tutumunda görülüyor.

Gayet tabii toplumun genelinden değil ancak önemli bir bölümünün eğiliminden, algılamasından söz ediyorum.

Eskiden geleneksel egemen kesimin dışında kalan büyük çoğunluk devletten korkar, sesini fazla çıkarmaz ve kaderine boyun eğerdi.

Son dönemdeki en büyük değişiklik; boynu bükük görünen, görüşü pek sorulmayan veya sesini pek duyuramayan çoğunluğun birden bire ön plana çıkmasıdır.

Sesi yükseldi.

Özgüveni arttı.

Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmemesine rağmen bir gün kendi ekonomik durumunun daha da iyileşebileceği, zenginleşebileceği izlenimini edindi. Belki de, başka hiçbir liderin bu ümidi verememesinden dolayı Erdoğan’a inandı. Bunca işsizliğe rağmen hâlâ ümidini kesmedi.

Sadece ezilmişler kesimi değil, egemen ve zengin kesimlerin de, kendilerine güvenleri çok arttı. Ekonominin 2002-2008 arasındaki patlaması ve 2009 krizinden başkalarına oranla çok daha çabuk çıkılması, bu kesimi çok memnun etti. Erdoğan’ın kimi politikalarını beğenmeseler dahi Başbakan’a güven duyar oldular.

Ülkenin genelindeki özgüven ve zenginleşme havası, toplumun tutumunu değiştirdi. Daha bir dik duran, dış dünyaya ve dış ilişkilere farklı bakan, önü açık toplum algısı arttı.

Dindar kesimin cesareti artıyor...

Türk toplumundaki en önemli değişimlerden bir diğeri, dindar kesimin eski çekingenliğini bırakması ve giderek kendini göstermeye başlamasıdır. Sadece türbanlı sayısının artması değil, ekonomiden bilime, medyadan siyasete kadar ülkenin hemen her kesiminde kendilerini hissettirmelerinden söz ediyorum.

Bu kesim eskiden de vardı ancak kimi korkar, kimi de fırsat eşitliği olmadığından gelişemezdi. Türkiye’nin AK Parti iktidarıyla birlikte, dindar kesimi cesaretlendirdiğini ve önünü açtığını söylemek daha doğru olacaktır.

Din unsuru, hayatın hemen hemen her alanında kendini göstermeye başladı. TRT ekranlarında kullanılan dilden tutun da, günlük yaşamın her köşesinde bir muhafazakarlaşma eğilimi gözleniyor. Dünya Basketbol Şampiyonası’ndaki ponpon kızların yasaklanması, bazı reklamlardaki çıplaklık derecesinin azaltılması, her konuşma veya törene dualarla başlanıp ardından kurdelenin kesilmesi doğal görülüyor. Anadolu’da son 8 yılda içki içilen lokanta sayısı dramatik ölçüde azaldı. AK Partili belediyeler içki ruhsatı vermiyor. Bu muhafazakarlaşma eğilimi ‘mahalle baskısıyla’ gitgide yayılıyor. Ramazanlar artık başka bir heyecanla ve dikkatle kutlanıyor.

Sonuçta, iş ve aş dağıtan bir iktidar böylesine muhafazakar olunca, toplumun bir kesimi içtenlikle buna katılırken diğer bir kesimi de, bu pay dağılımından yararlanabilmek için şeklen dahi olsa muhafazakarlaşmakta bir sakınca görmüyor.

Özetle Türkiye’nin birçok değer yargısı şimdiye kadar alışık olunmadığı derecede giderek dindarlaşıyor.

Batı dışında başka bir dünya kurmaya çalışıyor

Türk toplumundaki bu kabuk değiştirme, dış politika alanındaki yaklaşımda da gözleniyor. İktidar ile toplumun büyük bir kesimi aynı yere bakıp, adeta aynı kokuyu kullanıp, aynı değerleri paylaşınca, bu yaklaşım ister istemez dış politikaya da yansıyor.

Eskiden Avrupa ve ABD tartışılmaz ve vazgeçilmez birer cazibe merkeziydiler. Oraya giden kazanır, oralarda iş yapan zenginleşirdi.

Dış politikada Brüksel ve Washington ile birlikte hareket edilirdi. Bunun tartışması dahi yapılmazdı. Orta Asya Cumhuriyetleri, Orta Doğu ve İslam dünyası geri kalmış, çağdışı ülkeler olarak kabul edilirlerdi. Kafkaslar ve Balkanlar çok karışık, Filistin sorunu da elini uzatanı yakan bir ateş olarak görülürdü.

Kendine güveni artan, giderek zenginleşen, din unsuruna daha fazla önem veren AK Parti iktidarı, arkasına değişen Türk toplumunu alıp, başka denizlere açıldı. Bu adımların atılmasında, uluslararası koşullar da büyük katkıda bulundu. Orta Doğu sorunlarıyla ilgilenilmeye başlandı. İran başka gözle gözetilir oldu. Kafkas ve Balkanlar’a el uzatıldı. Orta Asya Cumhuriyetleri’yle ilişkiler yoğunlaştırıldı. Bu şekilde Türkiye’nin dikkati AB ve ABD’den başka yönlere döndü. Bu merkezlerden vazgeçilmedi ancak eskiden farklı olarak şimdi diğer bölgelere ilgi derecesi arttı. İlgiyle birlikte ticaret büyüdü. Yatırımlar milyar dolarlara ulaştı.

Eski öncelikler yer değiştirir oldu.

Türkiye batıya sırtını dönmedi ancak ilgisi diğer yönlere doğru arttı.

Eskiden batıyla birlikte hareket ederdi artık kendi politikasını uygular oldu.

Bu durumda da, ister istemez siyaset ve ekonomi alanlarda çelişkiler ve çıkar sürtüşmeleri başladı. Türkiye eskiden kendine verilen kısıtlı bölgeden çıktı ve büyük denizlere açıldı.

Devlet korkusu azalıyor...

Erdoğan’ın Türk toplumuna getirdiği en önemli bir diğer değişim, devlet korkusunun giderek azalmasıdır. Eski jandarma-askerpolis korkusu bitti. Devlet bürokrasisinin hoyratlığı altında ezilen toplumun önemli bir kesiminin sesi yükselir oldu.

Asker-sivil ilişkilerindeki son gelişmeler, toplumun bir kesimini inanılmaz derecede olumlu etkiledi. Eskiden köy kahvesinin önünden geçen jandarmayı görünce, “ne olur ne olmaz, başımıza bir dert gelir” diye ayağa kalkan bu kesim ilk defa gerçek söz sahibi olarak Erdoğan’ı görmeye başladı. (Ancak, henüz bu konuda kesin kararını vermiş de değil. Bir süre daha gözetecek ve ülkenin gerçek patronunun kim olduğuna ileride karar verecektir.)

Şimdilik hiç değilse eski sisteme kafa tutan, kendi gibi davranan, kendi gibi konuştuğu için daha rahat anlayabildiği, özetle kendine daha yakın bir lider bulmuş ve hakkını daha fazla aramaya başlamış, hiç çekinmeden sesini yükseltir olmuştur.

Hiç değişmeyenler de var...

Türk toplumu kabuk değiştiriyor, Türkiye farklılaşıyor ancak bir de hiç değişmeyenler var. Eskiden nasıl ise şimdi de aynı eğilimleri, aynı alışkanlıkları görebiliyorsunuz. En belirgin olanlarını özetle aşağıda topladım.

- AK Parti iktidarı da, daha öncekiler gibi, kendi zenginini yaratıyor. Kendi kadrolarına öncelik veriyor, kendine yakın gördüklerini ön plana çıkarıyor. Eğer dindarsanız, eşinizin başı kapalıysa daha kolay iş bulabiliyorsunuz. Aynı şekilde büyük ihaleler dini değerlere göre şekilleniyor.

- Geçmişte türbanı, inancı, dindarlığı ve muhafazakar yaşam biçimi nedeniyle tedirginlik duyanların yerini şimdi laik ve batılı yaşam tarzına sahip olanlar aldı. Muhafazakar bir Anadolu denizinde kendi adalarında, değişimin ülkeyi götüreceği istikameti kaygılı gözlerle seyrediyorlar.

- AK Parti’nin en başarılı olduğu nokta ise çeşitli dindar kesim ve cemaatlerle ilişkilerini iyi tutması ve kendi medyasını oluşturabilmesidir. Daha önceki iktidarlar da bu konuda çok çaba harcamışlar ancak AK Parti kadar başarılı olamamışlardır.

- AK Parti iktidarı her geçen gün güçleniyor ve güçlendikçe de otoriterleşiyor. Eleştiri kaldıramadıkları gibi, ters ses çıkaranları susturma konusunda da, eski yöntemleri kullanmaktan hiç çekinmiyorlar. Bu konuda Başbakan’ın yaklaşımına da değinmeliyim. Daha önceki örneklerde olduğu gibi, Erdoğan ülkenin tek seçicisi konumundadır. Bu konuda da hiçbir farklılık görülmüyor. Başbakan’ın her sözü bir yasa muamelesi görür.