Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan'ı tarihe asıl Kürt sorunu geçirir...

Salı, 21 Haziran 2011 - 05:00

Her insanın bir unutulmama tutkusu vardır. Hepimiz fani olduğumuzu bildiğimizden dolayı, ileride hatırlanmayı düşleriz. Yaşamımız boyunca, imkanı olanlar hep kalıcı bir şeyler bırakmaya çalışırlar. Kimi apartman yaptırır ve adını yazdırır, öbürü cami diker ve adını koyar. Biraz daha öne çıkanlar, bağışlar yapıp sokaklara veya caddelere isimlerinin verilmesine çalışırlar. Eminim sizlerin de böyle tutkularınız vardır. Hiç imkanı olmayan, erkek torun peşinde koşar. Sırf soyadı devam etsin diye çocuklarını sıkıştırır.

[[HAFTAYA]]

Çok merak ediyorum acaba Başbakan Erdoğan’ın tutkusu nedir? Siyasilerin tarihe geçme imkanları çok daha fazladır. Zira ülkelerinin tarihini değiştirebilecek güce sahiplerdir. Nitekim şimdilerde Erdoğan’ın 8 yıllık bilançosuna baktığınızda, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, Türkiye’yi çok net şekilde dönüştürdüğünü görebiliyorsunuz. Acaba böyle kalmak mı ister, yoksa tarihe geçen liderler arasına girmek mi? Son 8 yıldaki genel politikaları ve son olarak seçim kampanyasında yaptığı konuşmalara bakarsak Başbakan’ın rüyaları var.

Bunu da saklamıyor. Yani işini bitirmediğini söylüyor. Nedir bu rüyalar acaba? İstanbul’a iki yeni şehir yapmak, kanal açmak mı? Yoksa sözünü verdiği yeni çılgın projeleri tamamlamak mı? Belki de, yüzde 50’lik seçim oranını yüzde 75’e çıkartmak veya başkanlık seçimine katılıp rekor bir oy oranıyla seçilmektir.

Tarihe ne çılgın projeyle ne de seçim kazanarak geçilir...

Hayır, hayır... Bunların hiçbiri liderleri tarihe geçirmez. Zaman zaman hatırlanmalarını sağlar. Birer istatistik olarak kalırlar. İstanbul’da dev ana arterleri ilk kimin açtığını, şehrin yapısını kimin ilk defa değiştirdiğini, köprüleri kimin yaptığını şimdi hatırlıyor musunuz? Bu liderler zaman zaman hatırlanacaklar ancak istatistiklerinde veya kitapların sarı sayfalarında kalacaklar. Erdoğan’ın durumu çok farklı. Başbakan’ın elinde büyük bir fırsat var. Bu da, Türkiye’yi yıllardır kanatan Kürt sorunu.

Erdoğan’ın büyük şansı Kürtlere balans ayarında

Erdoğan da, yine beğenir veya beğenmezsiniz aynı Türkiye’ye uzun zamandır gereken bir balans ayarını yaptı. Ülkeyi dönüştürdü ve muhafazakar kesimle laik kesim arasında bir denge kurmaya çalıştı. Bu dönüşüm denge içinde kalır ve gerçekten oturursa, Türkiye’nin önü alınmaz. Ancak bu yeterli değil. Türkiye’nin talihi ve gidişini değiştirecek olan asıl konu Kürt sorunudur. İşte Erdoğan’ın şansı da bundan kaynaklanıyor. Bu ülkenin önünü kapatan Kürt sorununda çok kritik bir aşamaya gelindi. İlk defa taşlar yerine oturmaya başladı ve çözüm olasılığı arttı.

- KÜRTLER, kendi temsilcilerini seçtiler. Henüz tek başlarına politika oluşturamıyor, Kandil ve İmralı arasında sıkışıp kalıyor olsalar dahi, BDP’lilerin de kendine güveni geldi.

- İMRALI, hayatın böyle devam edemeyeceğine, çözüm zamanı geldiğine inanıyor ve elde edebileceğinin en fazlasını alıp, bu işten çıkmak istiyor. Her tutumuyla çözümden yana olduğunu gösteriyor.

- KANDİL, silahlı mücadelenin artık sonuna gelindiğinin, bu şekilde yıllarca devam edilemeyeceğinin çok farkında. Onlar da yoruldular ve yüz akıyla bu karmaşadan kurtulup, gerekirse mücadeleyi siyasi alanda götürmeyi tercih ediyorlar.

Anahtar Erdoğan’ın cebinde duruyor...

Neresinden bakılırsa bakılsın, iç, uluslararası koşullar ve Kürtlerin tutumu bir çözüme çok yakın olunduğunu gösteriyor. Yeter ki, Erdoğan cesaretle hareket etsin. Günlük reytingini düşünen bir politikacı gibi değil, tarihe geçmek isteyen bir lider gibi davransın. Üstelik bu duruşu daha önce Kıbrıs konusunda, asker ilişkilerinde ve daha nice konuda açıkça göstermişti. Şimdi sınav dönemi.

Erdoğan, istatistiklerde ve tarihin bazı bölümlerinde mi kalacak, yoksa Kürt sorununda ilerleme sağlayıp PKK’yı dağdan indirerek tarihe damgasını mı vuracak, unutulmayan liderler arasına mı girecek? Anahtar Başbakan’ın cebinde. Kamuoyunun desteğine sahip, partisine hakim. Kamuoyunun önemli bir bölümü çözüme hazır.

Başbakan olarak siyasi yaşamının son dönemini yaşıyor. Bir daha politikacılık yapmayacak. Yani koşullar yerinde, çarklar birbirine uymuş durumda. Bakalım bu anahtarı nasıl kullanacak? Bu altın fırsatı bizlere hediye edebilecek mi? Yoksa kısır döngüyü sürdürüp, Türkiye’nin daha onlarca yıl kaybetmesine mi yol açacak?