Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erdoğan'ın amacı Batı'ya sırt dönmek değil

Perşembe, 03 Haziran 2010 - 05:00

Hem yabancı, hem de bu ülkenin çeşitli kesimlerinde şu soru giderek yaygınlaşan şekilde soruluyor: “Türkiye neden İran’ı kolluyor ve aynı zamanda da neden Hamas’ı savunuyor ve İsrail’i köşeye sıkıştıran, sürtüşmeci bir politika izliyor? Erdoğan’ın amacı, AB’den yüz bulamayınca, Türkiye’nin yüzünü İslamcı veya Müslüman ülkelere mi çevirmek?”

Dışarıdan bakıldığında böyle bir resim görülüyor. İstediğiniz kadar tersini söyleyin, AK Parti sabıkalı bir parti olarak görülüyor. Aksini inandırması da çok zor. Bu durumda da, insanların kuşku ve kaygıları da giderek artıyor. Önümüzdeki dönemlerde, özellikle İsrail’in pompalamasıyla bu söylentiler daha da artacak ve AK Parti damgalanacaktır. Buna hazırlıklı olmamız gerekir. Ayrıca, Türkiye ile İsrail arasında yaşananlar, basit bir anlaşmazlık değil. Bölgedeki dengeleri değiştirecek, Filistin sorununun gidişini dahi etkileyecektir. Artık İsrail’in gözünde Türkiye düşman bir ülke.

Türkiye için de İsrail, düşman olmasa dahi, defterden silinmiş bir ülke.

Şimdi, böylesine birbirine ters bakan iki ülkenin birbirlerine verecekleri zararın neler olabileceğini tartışmaya başlamak gerekiyor. Türkiye’nin ne yapacağı, nereye kadar gideceği bir oranda belli. Savaş ilan edemeyeceğine ve askeri bir müdahale söz konusu olamayacağına göre, Ankara’nın gücü daha çok diplomatik alanda hissedilecektir.

Ankara’nın, özellikle de Başbakan Erdoğan’ın en büyük kazancı, Ortadoğu’da yükselen bir isim, sözlerine ve tutumuna dikkat edilen bir lider, bir önder ülke konumuna girmesi olacaktır. Erdoğan’ın adı Müslüman ülkelerde bayraklaşacak, Ankara görüşü alınan bir başkent olacak.

Bugün için rahatlıkla söylenecek olan, Erdoğan’ın kafasında Türkiye’nin eksenini değiştirmek ve batıdan koparmak gibi bir stratejinin olmadığıdır.

Başbakan, Türkiye’nin çıkarının Ortadoğu-Balkanlar ve Kafkaslarda söz sahibi ve ağırlığı olan bir ülke konumuna girmesi ve bu ağırlığı sayesinde, hem Avrupa hem de ABD ile ilişkilerindeki cazibesini arttırması olduğunu düşünüyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun düşünce yapısı, siyasi manevraları, uyguladığı politikalar, Türkiye’yi bölgede lider konumuna sokmaya yönelik.

Bugün için görünen bu...

Ancak yarın bambaşka gelişmeler yaşanır ve Türkiye de kendini bambaşka yerlerde bulabilir. İsrail son derece sert tepkiler verir, Türkiye’yi uluslararası alanda köşeye sıkıştırır, hırpalar.

Washington, bir yandan İsrail’i korumak, öte yandan İran konusunda da Türkiye’yi cezalandırmak isterse, durum daha da gerilir.

Ankara da, bunlara karşılık vermek zorunda kalır ve tırmanma başlar. Gidişin nereye yöneleceği bilinmez. İşler kontrolden çıkar. Yani, bugüne bakıp yarın için kimse güvence veremez.

Yardımın niteliğini karıştırmayın, bu İslami değil, insani yardımdır

Türkiye’deki tepkiler arasında beni rahatsız eden bir görüntü var. O da, giderek büyüyen gösterilerdir.

Protesto etmek bir haktır, ancak yaşamaya başladıklarımız işin giderek farklı bir yöne doğru kaydığını gösteriyor.

Göstericiler, gittikçe İslam’ı bayrak yapan, kılık kıyafetleriyle farklı ve attıkları her sloganı dine bağlayan, Kuran okuyarak tepki gösteren kesimlerden oluşuyor.

Bu, çok tehlikelidir.

Eğer, Gazze’ye yollanan yardım İslami yardım gibi gösterilmeye kalkılırsa, işin rengi değişiverir. Konvoy, İslami yardım değil, tam aksine insani yardım taşımaktaydı. Bütün olayı, Müslümanların Yahudilere karşı bir mücadelesine dönüştürmek, Başbakan’ın bu politikasına dinamit koymak ve bir çuval inciri mahvetmekle eş değerdedir.

Hele hele, Yahudi vatandaşlarımıza dokunulur, sinagoglarına saldırmaya kalkışılır veya İsrail’in resmi binalarına zarar verilirse, Türkiye bunun altından kalkamaz.

Bu tepkilerin kontrolden çıkmaması da, AK Parti’nin elindedir. Başbakan bu konuya değiniyor ve çağırıda bulunuyor. Ancak yetmeyebilir, sonra da iş işten geçmiş olabilir.