Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ergenekon soruşturmacıları da rahatsızlar...

Cuma, 23 Temmuz 2010 - 05:00

Ergenekon davasında şu veya bu şekilde rol alan ve kendi deyimleriyle “kelle koltukta” mücadele edenlerin, şu sıralarda pek de rahat ve mutlu olduklarını söyleyemeyiz. Bu davanın kendi geleceklerini yani meslek hayatlarını büyük oranda etkileyeceğini çok iyi biliyorlar ve doğrusu rahatsızlar. Zira tünelin sonunda karşılaşacakları manzara konusunda kötümserler.

Özellikle de, kamuoyunun, bu davanın çok uzaması durumunda tüm ilgisini kaybedeceği ve davanın gerçekten de bir yalan rüzgarı olduğu kanısına varabileceğinden kaygılılar. Belki de bu kaygı ve kuşkuların da etkisiyle, Ergenekon’un operasyon süreci, olağanüstü bir durum ortaya çıkmadığı taktirde şimdilik durdurulmuş durumda. Yani, bir süre önce olduğu gibi, her soruşturmanın yeni bir soruşturmaya yol açması, ardından yeni gözaltılar ve yeni iddianameler hazırlanması süreci kesildi. Olağanüstü bir gelişme olmazsa, yeni soruşturma olmayacak. Savcılar, ellerindeki ek iddianameleri hazırlamakla yetinecek.

Peki bu davalar ne zaman biter?

Tahminlere göre, yeni davalar açılmadığı taktirde, eldekilerin 2012’de bitmesi ve temyizin de 2013 sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Daha fazla süremeyeceği konuşuluyor, ancak yine de kesin bir tarih vermek imkansız.

Ben 6-7 yıl süreceğini sanıyordum, “Olmaz, sürdürülmez” dendi.

AK Parti içinde Ergenekon davasına kuşkuyla bakan çokmuş

Merak ettiğim konulardan biri de, bu soruşturma ve dava sürecine AK Parti’nin nasıl baktığı idi. Bizler dışarıdan, partinin tüm gücüyle destek verdiği ve elinden gelen yardımı da esirgemediği gibi bir izlenim edinmiştik.

İlginçtir, AK Parti kadrolarının içinde Ergenekon konusuna çok kuşkuyla bakan ve destek vermeyen çok insan varmış. Soruşturma ve dava sürecinin içindeki kişiler, İçişleri Bakanlığı’nın dahi, dışarıdan sanıldığı gibi destek vermediği görüşündeler.

En büyük manevi destek ise, Başbakan Erdoğan’dan geliyormuş.

Bu süreci yönlendirenler Ergenekon konusuna çok içten inanmış durumdalar. Zaten başka türlü hareket edemezlerdi, ancak yine de böylesine inançlı konuşmaları, çalışmalarını büyük oranda etkiliyor.

Fethullah Gülen cemaatinin katkısı ne oranda?

Diğer merak edilen sorulardan biri de, Fethullah Gülen cemaatinin rolüdür, değil mi?

Bu cemaat mensuplarının, büyük oranda polis teşkilatını kontrolü altına aldığı, hatta askerden sızan belgelerin büyük bir bölümünün de onlardan çıktığı yazılır ve çizilir.

Bu konuda kimse kesin bir bilgi sahibi değil.

Bu kişilerin alınlarında Fethullah Gülen yazmadığından dolayı da, hangi kurumun neresinde ne kadar Gülen sempatizanı var, bilinemiyor. Hele işin askeri cephesi konusunda kimselerin bir fikri yok. Hatta askerin kendisi dahi kesin konuşamıyor. Sadece tahminlerde bulunabiliyorlar.

Asker köstek olmuyor, ancak destek de vermiyor

Ergenekon soruşturmasına askerin bakışı son derece soğuk. İddianameleri dayanaktan yoksun buluyor, sürecin komplo olduğuna inanıyor ve hakimlerin verecekleri kararları bekliyorlar.

Buna rağmen, soruşturmayı engellemiyorlar. Ama kişisel bazı desteklerin dışında, kurumsal olarak destek de vermiyorlar.

Bilgi belge akışında ise, biraz isteksiz davranıyorlar.

Örneğin, Kafes soruşturmasında, dosyayı ellerinde dört ay süreyle tutmuşlar.

Soruşturmanın asker tarafından yapılması için dosyalar önce askeri savcılığa yollanmış, ancak sonunda bakılmış ki hiçbir kıpırdanma yok, tekrar bırakılan yerden devam edilmiş.

2009 Temmuz’undaki Harp Akademileri mezuniyet resepsiyonunda, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un İstanbul Valisi’ne “Gölcük’teki amirallere suikast operasyonu” konusunda kendisine bilgi verilmemesi nedeniyle çıkışması ve resepsiyondan hemen sonra İstanbul Vali ve Emniyet Müdürü’nün 2.5 saat süren bir brifing vermesi ardından, Başbuğ’un eldeki delilleri hayretle “Vay canına” diye karşılamasını hatırlatanlar, Genelkurmay Başkanı’nın her şeye rağmen, elinden geldiği kadar soruşturmayı engellememeye alıştığına dikkat çekiyorlar.

İşte Ergenekon sürecinde gelinen nokta.

KİTAP KÖŞESİ

TARİH VE MİRAS

Turgut Özal’ın 21 yıl önce kaleme aldığı “Tarih ve Miras” adlı kitabı, Yakın Plan Yayınları’ndan ilk kez yayımlandı. Özal’ın tek kitabı olma özelliğini de taşıyan “Tarih ve Miras” Türkiye’yi yanlış tanıyan ve yanlış anlatan Avrupa’ya karşı bir cevap olarak hazırlanmış. Eserde, Anadolu ve Yunan medeniyetlerinin Avrupa’nın temelini oluşturduğu anlatılmış. Kitap bizlere, yakın siyasi tarih ve batılılaşmayla ilgili önemli bilgiler veriyor. Turgut Özal, Fatih Sultan Mehmet’in Truva’da saklı mesajı hangi sebeple aradığını yorumlarken Avrupalılara sesleniyor: Tarihi gerçekleri göz ardı edemezsiniz. Batı, bugünkü kültürünü, Anadolu’ya, Türk ve Yunan düşünürlere, Müslüman bilim adamlarına ve komutanlara borçludur. (www.yakinplan.com)

YENİ SİYASET

İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna’nın son kitabı “Yeni Siyaset-Değişimin Doğru Rotası” Turkuaz Hareket Kültür Yayınları’ndan çıktı. Gürtuna, kitabında alışılmadık siyasal yaklaşımlar, yeni fikirler ve açılımlar öneriyor. Gürtuna, belediye başkanlığı döneminde sürdürdüğü “barış ve uzlaşma” kültürünün gelişmesi için uyguladığı metotları ve siyasi çalışmaları bu kitap aracılığıyla okuyuculara ulaştırıyor. (Turkuaz Hareket Kültür Yayınları: 0212 268 50 72 / www.turkuazhareket.org)

AVRUPA BİRLİĞİ DEMOKRASİ VE LAİKLİK

Sosyal bilimci Semih Vaner anısına, Cengiz Çağla ve Haldun Gülalp tarafından hazırlanan “Avrupa Birliği Demokrasi ve Laiklik” adlı kitap Metis Yayınları’ndan çıktı. 2008 yılında hayata gözlerini kapatan Semih Vaner’in anısına akademisyen arkadaşları tarafından hazırlanan kitap Vaner’in çalışmalarını içeriyor. Vaner’in ilgi alanı olan Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve demokrasi-laiklik konuları kitapta ayrıntılı olarak irdelenmiş. (Metis Yayınları: 0212 245 46 96 / www.metiskitap.com)