Ergenekon vadisi bulundu!

Atlas Dergisi, Sibirya'nın güneyinde 10 bin yıldır aynı şekilde yaşayan bir Türk obası buldu. Keşif hem dünya hem de Türk tarihi açısından önemli. Türkler'in uğradığı soykırımdan sonra 400 yıl saklanarak yaşadıkları efsanevi Ergenekon Vadisi burası olabilir

Ergenekon vadisi bulundu!

HAKAN ÇELENK

hakan.celenk@posta.com.tr

“Evvel zaman içinde Moğol ülkesinde yaşayan Türkler bir savaş hilesiyle Tatarlar’a yenilir. Yenilginin sonu Türkler için soykırımdır. Kitlesel kıyımdan yalnızca Kıyan, yeğeni Nükuz ile karıları kurtulur. Sarp dağların arasında dağ keçilerinin rehberliğinde saklı bir vadi bulup yerleşirler. Vadiye ‘maden yeri’ anlamında ‘Ergene Kon’ adını verirler. 400 yıl geçer, nüfusları Ergenekon’a sığmaz.

Onbinlerce insanın vadiden sürüleriyle çıkabileceği geçit yoktur. İmdada bir demirci yetişir. Dağın önünde bir ulu ateş yaktırır. Topraktaki demir erir, dağda bir devenin geçeceği kadar geçit açılır. Dışarı çıkıp Orta Asya steplerinde Göktürkler adıyla tarih serüvenlerine başlarlar.” Ergenekon Destanı’dır bu... Belki tamamı hayal ürünü. Belki gerçek hayalle harmanlanıp efsane doğdu. Destanın tarihi değeri tartışmalı. Ammaa...

Atlas Dergisi’nin bu ayki sayısında doktora öğrencisi antropolog Selcen Küçüküstel’in Moğolistan’ın kuzeyinde keşfettiği Dukha halkını görünce zihnin hayal kurma mekanizması fren tutmuyor. Dukha’lar kırık dille Türkçe konuşuyor. Bugüne kadar onları bilen yokmuş. Bir Türk’le de hiç temas etmemişler, kendi obaları dışınde bugüne kadar kimseyle Türkçe konuşmamışlar.

Nüfusları topu topu 500 kişi kalmış. 200’ü hâlâ avcı-toplayıcı göçer olarak yaşıyor. İnsanlığın 10 bin yıl önce tarıma başlamadan önceki saf hali. Bilim için en az Amazon’da yeni bulunan kabile kadar önemli keşif. Dokha’lar kadim Türk dini Şamanizm’e inanıyor, doğaya tapınıyorlar.

ÖZDE ÇEVRECİLER

Su kirlenir diye, dere yanında hayvan öldürmüyor, ellerini bile yıkamıyorlar. Suyu kovayla alıp uzakta yıkanıyorlar. Avlanırken hayvanları sırtından vurmuyorlar. Hayvana kendilerini gösterip kaçma şansı veriyor, sonra ateş ediyorlar. (Bazı Türkler’in mertliği de uzak Asya’da bırakıp geldiği kesin! Yüzlerce tilkiyi kürk için siyanürle zehirleyenleri hatırlayınca.) Avda gördükleri üç hayvandan birini vuruyorlar. Yoksa soyları tükenirmiş. Bunu ‘x sayılı Çevre Yasası’nın x maddesinin zorlamasıyla değil, gönülden yapıyorlar. Atalardan öyle görmüşler. Hastalıkları şifalı otlarla tedavi ediyorlar. Sonsuz bozkırdaki o otları ziyan olmasın diye tek kullanımlık topluyorlar.

Asla geleceği, hatta ertesi günü düşünmüyorlar. Ölenleri gömmüyorlar. Vahşi hayvanlar yesin diye cesetleri ormana terk edip doğaya borçlarını ödüyorlar. Dört mevsimde dört kez göçüyorlar. Göç zamanını obada birlikte yaşadıkları ren geyikleri belirliyor. Geyiklerin hareketleri izleniyor ve göç kararı veriliyor. Yaptıkları iş ren geyiği besiciliği, çiftçilik değil. Birlikte yaşadıkları geyiklerin peşinden göç etmek. Obadaki geyikleri yük taşımak, binmek ve süt sağmak için kullanıyorlar. Ailenin parçası sayıldıkları için onların eti yenmiyor.

DİLLERİ ÖLÜYOR

Tüm kararları karşılıklı konuşarak alıyorlar. Liderleri yok. (Demek ki Ankara’mıza özgü politik terim olan ‘lider sultası’ bir Türk adeti değilmiş) Kadın erkek eşit. Kadınlar aile kurmadan çocuk sahibi olabiliyor. Aralarında anlaşmazlık sıfır, suç oranı sıfır, ceza hukuku sıfır. (Rakamla: 0) Avlarını eşit paylaşıyorlar. Parayla tek ilişkileri hayvan derisinden süs eşyası yapıp satmak. Daha çok Moğolca konuşuyorlar. Türkçeleri yok olmakta. Yine de ‘Türk ulusu’ kavramları hala var.

...VE KÖTÜ HABER

Son Türk obası ölümcül bir darbe almak üzere. Bu toprakların zengin maden yatakları üzerinde olduğu ortaya çıkmış. Özellikle altın çok. Dukha’lar toprağı canlı kabul ettikleri için asla kazma vurmuyor. Moğolistan yönetimi ise kutsal toprağı maden için buldozerlerle kazmak üzere. Tıpkı James Cameron’ın Avatar filmi gibi. İlmin kadim kaidelerinden sapmayan Selcen Küçüküstel elbette ne Avatar’dan ne de Ergenekon’dan bahsediyor.

Ama bir gazete yazısında öykünün ‘maden yeri’ demek olan Ergenekon’a bağlanmasında da kim ne sakınca görebilir? Destanda biraz gerçeklik olsa bile, tüm Türklerin o vadiyi terk ettiğini nasıl düşünebiliriz? Şimdi bir bu fanteziyi mantığa bürüyelim. Yargıtay zamanında şöyle bir karar vermişti: “Haberci doğruyu yazmalı.

Ama ilgi çekmek için yerine göre abartmaya hakkı var. Zaten “Ergenekon bulundu” diye kestirip atsak birileri de çıkıp diyebilir ki: “Yahu senin Türk adaleti Ergenekon’u Silivri’de çoktan bulmuştu. Yalan yazma.”

(11.11.2012 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)