Erkekler seks için her türlü şebekliği yapar

a
a
Pazar, 15 Ağustos 2010 - 05:00


Erkekler seks için her türlü şebekliği yapar

Merhaba sevgili okur. Ben 23 yıllık gazeteci, Posta Yazı İşleri Müdürü Mehmet Coşkundeniz. Beni pek tanımazsın. Sen, Aşk Doktoru Mehmet Coşkundeniz’i tanırsın. Pazar Postası’nın yayın yönetmeni, üniversite sıralarından arkadaşım, sevgili Betül ‘Aşk Doktoru ile röportaj yapalım’ dediğinde atladım, ‘Ben yaparım’ dedim. Aşk Doktoru’nu benden iyi kim tanırdı ki? Doğduğu günden beri beraberiz onunla. Her halini, her şeyini biliyorum. Zaaflarını, yanlışlarını, doğrularını, sevdiklerini, sevmediklerini... ‘Seninle ben röportaj yapacağım’ dediğimde biraz korktu açıkçası. Acaba açıklarını ortaya çıkaracak mıydım? Acaba sorularımla sıkıştırıp istemediği şeyleri söyletecek miydim? Ah ah, itiraf ediyorum sevgili okur, çok da objektif olamadım. Ne de olsa biz aynıyız onunla. Aşkı, ilişkileri, kadınları, erkekleri, seksi, evliliği konuştuk. Ortaya böyle acayip bir röportaj çıktı.

 ‘Ve kadınlar... Ve erkekler... Ve aşk...’ senin aşkla ilgili 11. kitabın. Söyler misin nedir bu aşkla alıp veremediğin?

Aslında benim aşkla alıp veremediğim yok. Onun benimle vardı. Öncelikle canımı çok yaktı. Hem de bir kez değil, birçok kez. Hayal kırıklıkları, umutsuzluklar, hayata küsmeler, ihanetler... E ben de dedim ki; ‘Canımı bu kadar yakan şeyin ne olduğunu öğrenmeliyim.’

Öğrendin mi peki?

Hala öğreniyorum. Çünkü aşk her sene değişen grip virüsü gibi. Hani gribe karşı aşı uygularlar ama bu yıl olduğun aşı bir sonraki yıl işe yaramaz. Virüs şekil değiştirmiştir. Onun gibi bir şey işte. Zamana ve mekana göre değişebiliyor aşk. Hele hele şimdiki teknoloji çağında o değişimi yakalamak inan bana çok çaba gerektiriyor. Ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Aşkı çözmüş bir adamım ben.

O yüzden mi bu kadar çok kitap yazıyorsun?

‘Çok’ olduğunu sen düşünüyorsun, bana göre çok değil. Çünkü yazacaklarım bitmiyor. Bak sana bir şey söyleyeyim, aşk bugün kurumsal şirketler tarafından ciddiye alınıyor. Aşk sorunu olan çalışanların iş gücü kayıpları hesaplanıyor. Bu sorunlara çözüm bulabilmek için şirketler özel danışmanlara konferanslar verdiriyor. Bir de herkes aşk arıyor. Aşkı bulan, iş hayatında da özel hayatında da başarılı oluyor. Mutsuzların çoğu yalnızlardır. Ha tabii bir ilişki yaşarken de kendini yalnız hissedenler var. Ama bunun nedeni de aşksızlık. Yani her ilişkide aşk yok. Öyle her el ele gezeni aşık sanma yanılgısına düşmemek gerek. Aşık olan gülüşüyle bile belli eder bunu.

İlişkiyle aşkı ayırıyorsun o zaman. Bir röportajında okumuştum, “Aşık olduğunuz kişiyle evlenin ama aşıkken evlenmeyin” diyorsun. Ne demek bu?

Aşkın dönemleri vardır. İlk dönem bulutların üzerinde gezme dönemidir. ‘Aşkın gözü kördür’ derler ya, işte bu söz bu dönem için geçerlidir. Çünkü beynin dopaminin etkisi altındadır. Dopamin aşık olduğumuzda beyinde normalden daha fazla salgılanan bir madde. Bu madde beynin muhakeme merkezini bloke ediyor. Sen de bu andan sonra karşındaki insanla ilgili iyiyi, kötüyü ayırt edemiyorsun. Yaptığı her şey hoşuna gidiyor, her şeyi hoş görüyorsun. Ama evlilik başka bir şey. Ya geçelim evliliği, aşkın bu bulutların üstünde geçen dönemi bittikten sonra insanlar ilişkiyi bile yürütmekte zorlanıyor. Çünkü çıplak gerçekler ortaya çıkıyor. O insanla ortak yanların olmadığını, aslında pek de ilgi çekici olmadığını falan anlıyorsun. E şimdi o ilk dönemde evlenmeye kalkarsan yanılma olasılığın vardır. Bir de tanımıyorsun ki onu... Daha yenisin. Aşkın coşkusuyla çok güzel günler yaşıyorsun da bitince ne olacak? Bu ilk dönem üç aşağı beş yukarı 6 ay sürüyor zaten. İşte ben de onu diyorum. Bu dönem çok güzeldir. Sen yaşa onu. Tadını çıkar. Evlilik, mevlilik bunlara sonra bakarsın. Bizde şöyle bir yanılgı var. Daha tanışır tanışmaz ‘Ciddi ilişki istiyorum’ deniyor. Ya buna nasıl karar verirsin? Önce bir tanı, gör, anla, dinle... Ondan sonra bakarsın duruma.

Ya aşka inanmayanlar?

Geçiniz efendim geçiniz. Aşk bir din, bir inanç sistemi değil ki inanmakla ya da inanmamakla açıklansın. Aşk gerçektir. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Çünkü kimyadır. Vücudun bir sürü hormon salgılıyor, yok mu sayacağız bunları? ‘Aşka inanmıyorum’ diyenlere bak hepsinin geçmişinde acı bitmiş bir aşk vardır. Ama dikkat et ‘bir aşk vardır.’ Yani onlar da aşk yaşamıştır. E insan yaşadığı şeyi inkar eder mi? Canı yanan aşkı suçluyor. Aşk değil suçlu, insanlar suçlu. ‘Evlilik aşkı öldürüyor...’ Sen öldürüyorsun aşkı sen. Niye suçu evliliğe atıyorsun?

Doktor, ben niye öldüreyim aşkı? Gelme üstüme üstüme. Peki kadınların ilişkilerden beklentileri ne? Nasıl bir erkek arıyorlar?

Bu yeni kitabımda ‘Kadınlar ne ister’ diye bir bölüm var. Ben o bölümü, direkt kadınlara sorarak hazırladım. Dedim ki, ‘Nasıl bir erkek istiyorsunuz?’ Öyle yanıtlar geldi ki şaşarsın. Yani bu özelliklerin bir tek erkekte bulunması mümkün değil. Ben de şu yargıya vardım: “Kadınlar aldatmaz. Sadece bir erkekte olmayan özelliği bir başkasıyla tamamlar.” Şimdi bunu okuyan kadınlar bana kızacak ama işin gerçeği bu. Bir de kendilerine karşı bile dürüst değil kadınlar ya. Hep ‘Dürüst, romantik, güven veren, cesur, kadına karşı saygılı, beyefendi, gözü dışarıda olmayan’ gibi soyut kavramlar söylediler bana. Eee, tamam elimizde var böyle biri ama çulsuz. Beş parası yok. Ne yapacaksın onu? Eş olarak kabul ediyor musun? Tabii ki hayır. Ama bunu kendi aralarında çok rahat konuşan kadınlar dışarıya karşı maddiyata hiç önem vermeyen bir görüntü çiziyorlar. Ya bu ülkede ‘zengin koca’ diye bir tabir var. Ben mi çıkardım bunu? Tarif etsinler bakalım ‘hayırlı kısmet’i... ‘Hayırlı kısmet’ diye, evi, arabası, bağı, bahçesi olana, aileden zengin olana diyorlar. Kimse kimseyi kandırmasın. İzdivaç programında bile ‘emekli maaşı’ ile ‘evim var’ lafı çok bağlayıcı.

İyi de kadınları bir kalemde harcadın şimdi. Ne yani erkekler çok mu günahsız?

Aman erkekleri hiç sorma. İkiyüzlülüğün daniskası var onlarda. Evlenmek için bakire kız ararlar ama flört zamanı kendileriyle birlikte olmayanları da ya terk ederler ya aldatırlar. Erkeklerin en tehlikelisi kendisine ‘aşık süsü’ verenler, ‘aşık rolü’ oynayanlardır. Hedefe ulaşmak için her yolu mübah görürler. Türlü türlü şebeklikler, romantik takılmalar, ağlamalar, sızlamalar, olmadık erkeklik gösterileri falan... Hedef de bildiğin seks işte. İstediğini elde ettikten sonra da ara ki bulasın. Telefona çıkmazlar, ‘İşlerim çok’ derler, ‘Ben sana layık değilim’ derler, ‘Kendi karanlık dünyama seni çekmek istemiyorum’ derler... Derler oğlu derler. Ya ortalıkta fink atıp başka hatunlarla gününü gün ederken sevgilisinin telefonuna çıkmayan adamın “Ben MİT ajanıyım o yüzden her zaman açamıyorum telefonu, operasyonda oluyorum” diyenini bile gördüm ben. Maalesef inandırıyorlar da...

Bu röportajı okuyan herkes aşka olan inancını kaybedecek, ne yaptın sen?

Hiç mi düzgünü yok bu insanların? Olmaz mı var tabii. Onca mutlu çift var. Ama mutluluğun da bir formülü var. Bakma öyle yüzüme, ‘Bir sen bir ben bir de bebek’ değil tabii ki bu formül. Bir kere aşkı dibine kadar yaşayacaksın. Aşık olduğun insanı daha sonra tanıyacaksın. Tanıdıkça ya seveceksin ya sevmeyeceksin. Sevemezsen ayrılacaksın. ‘Ben bilmem kaç senemi verdim’ demeyeceksin. Seversen de o insanı her şeyiyle seveceksin. Olduğu gibi kabul edeceksin. Değiştirmeye çalışmayacaksın. Erkeksen, egoların için eve kapamayacaksın, kısıtlamayacaksın. Kadınsan onun erkeksi özelliklerini yontmayacaksın, adamı tedirgin, korkak yapmayacaksın. Değişim ancak iyiye doğru olursa değişimdir. Yani kötü alışkanlıklardan uzaklaştırma falan bunlar mümkün. Birlikte gelişmek mümkün. Armut piş, hoşaf ol, ağzıma düş... Öyle olmuyor işte...

Biraz da sana gelelim artık. Aşk Doktoru’sun ya, kendi kendine ilaç olabiliyor musun? Yoksa terzi söküğünü dikemiyor mu?

Ben kendimle ilgili sorunları çözmekte ustalaştım artık. Duygularımı aldırmadım tabii ki, ama aşkta hangi olayın hangi sonucu doğuracağını biliyorum. Önleyemesem bile hazırlıklı olabiliyorum en azından. Bu da önemli bir aşamadır. Aşkın her halini yaşadım. Ayrıca 60 bine yakın okurumdan mektup, e-mail aldım. Binlercesiyle konuştum. Dünyada aşkla ilgili hangi araştırma olursa ilk önce bana gelir. Bilgilerimi sürekli geliştiririm.

Başarısız evliliklerin var ama...

Demek ki o zaman becerememişim, kıvıramamışım bu işi. Kimse boşanmak için evlenmez. Ayrıca boşanmayı sen istesen bile bu iş sancılı, travmatik bir iştir.

Şimdi becerebiliyor musun?

Bunu da eşime sorman gerek...

İkizlerin oldu. Bu nasıl bir duygu?

Ah işte o bambaşka bir şey. Başka bir aşk... Dünyaya bakış açım, hayatı algılayış biçimim değişti. Kızlarımın bana gülümsediğini görmek müthiş bir enerji veriyor. İki bebeğe bakmak kolay değil. Gecede üç kez eşimle bebekleri beslemek için uyanıyoruz. Ben uykuma düşkün bir insandım bebekler olana dek. Ama şimdi umursamıyorum bile. Bunu zevkle yapıyorum. İkizler eşime olan aşkımı da güçlendirdi. Çünkü o iki küçük meleği bana veren kişi eşim.

Bir de şu teknoloji meselesine dönelim mi tekrar?

İnternet artık ilişkiler için çok belirleyici oldu gibi geliyor bana. Sen ne düşünüyorsun? Kesinlikle haklısın ve bu aslında çok kötü. Bak bir olay anlatayım sana. Adam yurt dışında okuyor. 3 yıldır orada bir sevgilisi var ama bunu saklıyor. Türkiye’ye tatile geldiğinde bir kızla tanışıyor. Az önce anlattığım şekilde aşık rolü oynayarak kızı kendine bağlıyor. Kız tecrübesiz. Adam için her türlü fedakarlığı yapıyor. Kız, ailesine binbir yalan söyleyip çocuğun yanına gidiyor. Evdeyken çocuğun diğer sevgilisi geliyor, adam kızı bir odaya kilitleyip ‘Sakın dışarı çıkma’ diyor. Üstelik bu birkaç kez tekrarlanıyor. Kız tabii iki gözü iki çeşme. Adam hala daha kıza ‘Senin yüzünden oldu, beni elinde tutamadın’ diyor. Kız da buna inanıyor. Neyse uzatmayayım, kız geliyor Türkiye’ye bana danışıyor. Ben durumu anlatıyorum, ayrılması gerektiğini mantıklı bir şekilde açıklıyorum. Sonra kız diyor ki bana, ‘Ama hala Facebook’taki ilişki durumunu bekar olarak işaretlemedi. İlişkisi var görünüyor. Benimle birlikte olmaya başladıktan sonra ilişkisi var yazmıştı. Acaba geri dönmesi için umut var mı?’ diye soruyor. Ya bakar mısın? Adam çoktan gitmiş, ama kız Facebook’taki ilişki durumuna bakarak kendi hayatını planlamaya çalışıyor. Feci bir şey. Yani orada ‘İlişkisi var’ yazınca her şey hallolmuş oluyor.

Ne yani, internette kimse sevgili bulmasın mı?

Bak şimdi... Ben öyle mi dedim? Benim dediğim şu: İnternet müthiş bir iletişim ağı. Tanışmak için bulunmaz bir ortam. Ama ilişkini gerçek hayatta yaşa. İlişki dediğin el ele, göz göze, dokunarak yaşanır. Diğer türlüsünün adı ilişki değildir. Sanaldır. Yani sanılan, gerçekte var olmayan. İnternette tanışıp mutlu ilişki kuranlar var tabii ki. Ama internette kalmamak şartıyla. 3 yıl internette konuşup, evlenme kararı alıp bir kez bile görüşmeyen çiftler var biliyor musun sen?

Yok artık! Bir insan bunu niye yapar ki?

Çünkü internette her şey kolay. Bilgisayarın klavyesinden her şeyi kolayca yazarsın. Sen onları bir de sevgilinin gözünün içine bakarak söyle bakayım. O zaman inandırıcı olursun. Aşk böyle bir şeydir. Kalbinin hissettiğini dilin söyleyecek, dilinin söylediğini kalbin hissedecek. İkisinden biri eksikse, onun adı aşk değil. Peki ne? Artık sen ne isim verirsen...

Peki seks aşkın neresinde?

Tam ortasında! Aşksız seks olur ama sekssiz aşk olmaz. Seks aşık iki insanın birbirine duygularını aktarmasının en muhteşem yoludur. Aşık iki insanın sevişmesi çiftleşme değil birleşmedir. Bir olmaktır, tek olmaktır. İki ruhun iç içe geçip birbirinde erimesidir. Dokunulan her nokta, öpülen her yer aşıklar için çiçek bahçesi olur.

AŞK DOKTORU’NUN ‘EN’LERi

En sevdiğin söz: Benim bir sözüm: Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı ve sevdam hiç kimseyi senin kadar yaşatmadı.

En sevdiğin kent: İzmir

En sevdiğin mekan: Boğaz kıyısında her yer olur

En sevdiğin yemek: Adana kebabı

En sevdiğin içki: Rakı

En sevdiğin kitap: Semerkant-Amin Maolouf

En sevdiğin yazar: Amin Maolouf

En sevdiğin kitabın: Hiçbirini ayıramam. Ama şimdiki gözdem ‘Ve kadınlar... Ve erkekler... Ve aşk...’

En sevdiğin üçleme: Derya-Derin-Mavi... Ha bir de Rakı- Roka-Balık

En çok kullandığın söz: Hadi canım...

En sevdiğin huyun: Sakinliğim

En sevmediğin huyun: Zor beğenmem

En sevdiğin şarkı: Benzemez kimse sana... Hele bir de Müzeyyen söylerse...

En korktuğun şey: Aileme bir şey olması

En önem verdiğin şey: Aşk...