'Erkeklerin de lohusa dönemi varmış!'

Tam müzikten elini eteğini çekti derken 'Çifte Kavrulmuş' ve 'Sev Diyemem' adlı parçalarıyla hızlı bir çıkış yapan Emre Altuğ ile konuştuk

Cumartesi, 05 Haziran 2010 - 05:00

'Erkeklerin de lohusa dönemi varmış!'

Ropörtaj: Merve Özaytekin

[email protected]

Emre Altuğ birkaç yıldır müzik piyasasında yoktu. Tam müzikten elini eteğini çekti derken ‘Çifte Kavrulmuş’ ve ‘Sev Diyemem’ adlı parçalarıyla hızlı bir çıkış yaptı. Sadece iki parçadan oluşan ‘Emre Altuğ’DAN’ isimli albümünde, sesi dışında ne sözler ne de müzik ona ait. İki yıldır Çağla Şıkel’le evli olan çiçeği burnunda baba Emre Altuğ bunun nedenini evliliğine bağlayanlara ateş püskürüyor.

Mutluluğu gözlerinden okunan şarkıcı “Kuzey doğduktan sonra konsantrasyonumu uzun süre toplayamadım. İlham gelmedi. Ben de akışına bıraktım. Diğer işlerimle ilgilendim. Bunu evliliğime bağlamak istiyorlar ama değil!” diye konuşuyor.

İki parçadan oluşan bir albüm çıkarma fikri nereden doğdu? Siz de single furyasına mı kapıldınız?

Furyasından çok single bütün dünyada var. Dinleyiciler, daha ucuza (3,90 TL’ye) satıldığı halde kazık yiyor sanıyordu. Türkiye’de bir türlü single layık olduğu yeri bulamadı. Türkiye’de yapımcılar artık maliyetinden dolayı 10 parçalık albümleri kaldıramıyor. Bizim sektör de single’a mecbur kaldı.

Siz single’a mecbur mu kaldınız?

Hayır! Yapacağım albümün tanıtımı olarak yola çıktım. Bir yandan dizi, film, müzikal, televizyon programı da yaptığım için albümlerimin arası hep açık oldu. Her tarafa koşturmak zor.

Evlendikten sonra müzik hayatınız düşüşe geçti. Eskiden hırslıydınız, ne oldu?

Hala öyleyim. İnsanlar buna inanmak istiyor. Halbuki evlendikten sonra kendimi hiçbir yere çekmedim. Geçen yıl bir sinema filmi, TRT’ye dizi, TV8’e ‘Stüdyo Emre Altuğ’u, Avenue Q adlı bir müzikal yaptım. Eve uğramadım! Hatta evliliğimizin ilk dönemi birbirimizi göremedik. Evliliğimize adapte olmamız uzun sürdü. Balayına çıkmamız bile sonraki yazı buldu.

Hiç ilham gelmedi mi? Bu kadar sene besteleriniz birikmedi mi?

Kuzey’den sonra 4 ay ilham gelmedi. O da beni geciktirdi. Konstrasyon sorunu yaşadım. Mesleğim için bir panik havası esti diyebilirim. Ama sonunda akışına bıraktım, “Nasılsa her şey düzelir” dedim. İş yapan erkeklerin de bir lohusa dönemi varmış. Repertuar var ama albümü çıkartmak, piyasaya sürmek yaz sonunu bulacaktı. En çok etkileyen iki parçayı dinleyiciyle paylaşmak istedim. Bu iki parça da ne yazık ki benim şarkılarım olmadı.

Soner Sarıkabadayı bugünlerde çok meşhur. Hızlı çıkış yapayım diye mi ona başvurdunuz?

Albüm çalışması için evet, Soner Sarıkabadayı’ya gidildi. Yalnız onun bana dinlettiği parçayla ilgili sorun yaşadım. Mırın kırın ettim.

 Neden? Yani...

Şarkı bana kadın parçası gibi geldi. O da başkasına verdi. “O zaman bana özel bir şarkı yapacaksın” dedim. O da bana ‘Çifte Kavrulmuş’u verdi. Bu şarkıda hep ‘İbreti Alem’in havasını hissediyorum.

Evlenince hayatınızda ne değişti?

Gece yaşantısından çekildik. Eskiden ayrı evlerde yaşadığımız için devamlı dışarıda buluşuyorduk. İki insan aynı evde buluşabiliyorsa, aynı evde yaşıyorsa dışarı çıkmak pek istemiyor. Şimdi eve arkadaşlarımızı çağırıp mangal yapmayı her şeye tercih ederim. Ee bir de çocuğumuz var. Bu nedenle de kimse iş olarak çekildiğimi iddia edemez. Ancak magazinciler gece hayatından çekildiğimi iddia edebilir.

Sanki 40 yaşın da olgunluğu var?

Olabilir. Zaten gelsin artık o olgunluk. Yıllarca yaşımı hissetmeden yaşadım. Ne yaşımı gösterdim, ne de o yaş gibi davrandım. Aileden öyle. İçimde hissettiğim olgunluk var. Eskisi kadar zıpır değilim. Ama içimdeki çocuğa engel olamıyorum, cıvıtabiliyorum.

Nasıl cıvıtıyorsunuz?

Somut bir örnek yok. Eşime, arkadaşlarıma şımarıklık yapabiliyorum. “40 yaşına geldim sakin durayım” demiyorum. Hoplanması gerektiğinde hopluyorum, zıplanması gerektiğinde de zıplıyorum!

Kuzey’i elinize aldığınızda ne yaptınız?

Şok geçirdim “Bu ne ya?” dedim. Dokuz ay Çağla’nın hissettiğini hissedemedim. Doğum anındaki fotoğraflara bakıyorum; 20 karede de herkesin surat ifadesi değişik. Bir tek benim suratım aynı. Tek bir ifade oluşmuş ve öyle kalmış.

İlk günler nasıl geçti?

Heyecanlı ve tedirgin geçti. Devamlı kalkıyor, Kuzey nefes alıyor mu, kıpırdıyor mu diye bakıyordum. Acaba yaşıyor mu diye Kuzey’i dürtüyordum. “Neden uyuyor?” diye düşünüyordum. “Hani çocuk ağlardı, acıkırdı” diyordum. Oysa çok uzun uyuyordu.

Siz annesinden daha paniksiniz...

Belli etmeden herkes panik yaşıyor. Zaten Çağla da ben de dibinden ayrılamıyorduk. Şimdiyse adam olmaya başladı. Oturuyor. “Abababa” diye konuşuyor, demek ki anlatacakları artık var. Biz de ona insan muamelesi yapıyoruz.

Erkeklerin çocuk bakımıyla ilgili anıları çok enteresan oluyor sizin var mı anınız?

Evet. Kuzey’in doğduğu ilk gün, herkes başına toplanmış, altını değiştirecekler. Fakat kimse girişimde bulunmuyor. Çağla “Hemşireyi çağıralım” dedi. Hayatında bebeğin altını değiştirmedi ama kursa gitti, kitaplar okudu. Ben “Ne hemşiresi yaa” dedim. Açtım altını, bezini altına taktım, kapatırken herkes yardım etmeye başladı.

Herkese nasıl yapılması gerektiğini siz öğrettiniz öyle mi?

Evet ama tek yaptığım hata bütün bezleri, pis mendilleri yatağın içine atmak oldu. Sonra tekrar hemşireyi çağırıp yatağı değiştirtmek zorunda kaldık.

 Kontrolü seviyorsunuz...

Evet evet. Hem de çok kontrolcüyüm, öğreticiyim. Babama çekmişim. Benim bu huyumdan kimse şikayetçi değil. Kontrolü ele alıp, bu durum gibi, hataya düştüğüm de oluyor. Arada arkadaşlarım arasında dalga konusu bile olmuşumdur. Ama ne yapayım huyum bu!

Çağla Hanım’la çok tartışır mısınız?

Evlenmeden önce bütün kavgalarımızı ettik. Evlendikten sonra kavga kalmadı. Bütün kavgalar, bütün oyunlar, politikalar o dönemde yaşanmalı. O savaştan sağ çıkarsan, ciddi bir söz içerisinde devam edebiliyorsun. Allah nazardan saklasın, şimdi kavga neredeyse yok!

Birbirinize karışır mısınız?

Sormadığı sürece hiçbir şey için Çağla’ya karışmam. O da bana... Eğer birbirimize danışıyorsak gerçekten fikre ihtiyacımız var demektir. Diğerimiz de danışılmadan fikir beyan etmez. Bu önemli dengeyi kurabildik.

Kuzey hakkında karar anı geldiğinde?

Eskiden sözü ona bırakacağımı düşünmezdim. Evden çıkarken bile Kuzey’i yanıma alacağımı zannederdim. Fakat doğduktan sonra öyle bir anneyle karşılaştım ki hiç gözüm arkada kalmıyor. Çağla fazlasıyla anne oldu. Son derece titiz, Kuzey’le büyük aşk yaşıyor. Ama Kuzey’in benim çocuğum olduğunun da farkında. Çünkü anne olarak o her şeyin sahibi hissedebilir, hakkıdır. Kuzey’i yastığa attığımda “O kadar büyümedi” deyip elimden alabilir. Çağla benim hiçbir isteğimi kırmadı.

Sonuçta patron kim?

Bütün kararları ben veririm. Ama ne karar vereceğime Çağla karar verir!

Parmağınızda neden yüzük yok?

Çağla’ya yüzüğü evlendiğimiz gün sadece 24 saat takacağımı söylemiştim. Yüzük zaten takamıyorum, parmağıma sıkıntı veriyor. Çıkmayacak gibi geliyor. Bir de ona aldığım yüzük beş taşlı. Benimkiyse teneke parçası, neden takayım? Evde duruyor! Ayrıca Çağla’yla ikimizi bütün Türkiye biliyor.

Kuzey hakkında ne gibi hayaller kuruyorsunuz?

Artık Kuzey’in yürüdüğü zamanı hayal etmek istiyorum. Daha ilerisini konuşmayı sevmiyorum.

 Oğlunuza olan aşkınızla Çağla Şıkel’e olan aşkınızı tanımlar mısınız?

Çağla’ya olan aşkım senelere dayanıyor. Ve an be an devam ediyor. Herhangi bir şeyini gördüğüm zaman aşık oluyorum. Bu süre artık bir iki ay değil, anlardan oluşan bir hikaye halinde. İçimdeki hissi ancak bir coşku olarak tarif edebilirim. Ancak Kuzey’e olan aşkımı tarif edemem. Öyle bir kelime yok!

Sizin kıyafetleriniz çok ilgi çekiyor. Çağla Hanım’a danışır mısınız? Seçim size mi ait?

Bana ait. Ama kıyafet alırken değil de giyerken Çağla’ya da sorarım. Zevkine çok güvenirim.

 Sevdiğiniz bir marka var mı?

Bir iki markanın kalıbı hoşuma gidiyor. Bunlardan biri Dolce&Gabbana... Tasarımları çok hoş. Ama üzerimdekilerin ne marka olduğunu sorarsanız bilmem. Özellikle yurt dışına çıktığımda adı duyulmamış markaları bulmaya çalışırım.

Koleksiyoner yönünüz var mı?

Birçok ülkeden Coca Cola’nın promosyon ürünlerini topladım. Yaklaşık 300 parça, fotoğraf makinesinden futbol topuna kadar her şey var. Bir de eski radyo koleksiyonu yapıyorum.

Nereden aklınıza geldi?

Babaannem babama 50’lerden kalma bir radyo armağan etmiş. Öldükten sonra içinde, babama hediye ettiğine dair bir not bulduk. Ben de babamdan bu radyoyu istedim. 15 yıldır radyo, 7 senedir de Coca Cola ürünlerini topluyorum, özel bir büfede muhafaza ediyorum.

5