Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Erken büyümek zorunda kalmak

Pazar, 04 Temmuz 2010 - 05:00

Biri buluğ çağında, diğeri henüz çocuk yaşta iki kız. Bir tarafta anneleri, bir tarafta babaları. Anne babalarının ayrılma sürecine daha alışamamışken, tüm Türkiye’nin konuştuğu aile olma travmasını nasıl atlatacaklar acaba? Peki bu kimin umurunda?
Galiba kimsenin. “Çocuklar her şeyi biliyor zaten” diyor Eren Talu. Bilmeleri gerekiyor muydu peki? Bizim, yetişkinler olarak bile okurken kendimizi kötü hissettiğimiz onca ayrıntıyı öğrenmek zorunda kalmaları ne zor bir tecrübe onlar için.
Düşünsenize, çevrelerindeki herkesin, kendi anne ve babalarının özel hayatını en rahatsız edici detayına kadar bildiklerini biliyorlar.
Eren Talu’nun ayıbı, ‘bir eski eşin gazabı’ olarak yenir yutulur gibi değil. Ama bir ‘baba’nın çocuklarına bunu yapması, hiç affedilebilir bir şey değil.
Çünkü ‘iyi baba olmak’ çocuklarla İstinye Park’a gidip yemek yemek, alışveriş yapmak ve birkaç magazinciye ‘ilgili baba’ pozu vermek değil.
Ne iyi babayım, kızlarımla her şeyi konuşuyor, paylaşıyorum’
kandırmacasına kapılıp en mahrem şeyleri anlatmak hiç değil.
İyi bir baba olmak için, bazen sadece çocuklarını vaktinden evvel büyümek zorunda bırakmamak bile yeterli olabilir.

Bir beyanat konusu olarak ev kadınlığı

Bayılıyorlar böyle açıklamalar yapmaya: ‘Evde tam bir ev hanımıyım’ diyor Gülben Ergen. Çalışanları onu sahnede gördükleri zaman şaşırıyorlarmış. Aman da aman. Sanırsınız ki üstünde basma etek, camları siliyor, soğan doğruyor, ter içinde ütü yapıyor. Ancak böyle bir manzara olmalı ki, çalışanları onu sahnede görünce şaşırmalı... Demet Akalın keza. O da demişti ‘Tam bir ev hanımıyım. Yemek yaparım, kahve yaparım, hizmet ederim. Çok zevk alırım bunları yapmaktan’ diye.
Sadece bu iki isim değil tabii. Bizde kadın ne iş yapıyor olursa olsun, ne kadar farklı bir yaşantısı, yeteneği, başarısı olursa olsun, kendini ev hanımlığıyla ilgili bir açıklama yapmak zorunda hissediyor. Evinde iş yapsın veya yapmasın, bunu sevsin ya da sevmesin illa ki ‘Evde tam bir ev hanımıyım’ diye beyanatta bulunacak.
Her Türk kadını bu genetik kodlamayla dünyaya geliyor sanki.
Biri de çıksın ‘Ben iyi bir ev hanımı değilim. Ev işinden anlamam da sevmem de’ desin.
Tribünler farklı bir kadın görsün...

En güzel oyunlar hayal gücümüzde!

‘Toy Story 3’ adlı çocuk filmine gittik bizim oğlanla. ‘Barbie’yi Beren Saat, ‘Ken’i Kıvanç Tatlıtuğ seslendirmiş. Onlar da katılmışlardı galaya. Bizimki bu ikisini görünce ‘Anne Bitter’le Belül evli mi?’ diye sordu bana. Ne dersiniz? ‘Evliler oğlum’ deyiverdim ben de. Günahı onların boynuna(!).
Neyse, gündemi değiştirmeyelim. Filme dönelim. Son derece duygusal, içten bir hikayesi var filmin. Hayal gücü dolu, oyuncak dolu, dostluk dolu... Ben çocuk olsam oyuncakları büyülenerek izlerdim, ki bu yaşımda bayıldım filme.
Ama şimdiki çocukların dünyası farklı. Onlar oyuncaklarından böyle hikayeler yaratamıyorlar. Hayal güçleri sınırlı. Çünkü onlar oyuncaklarla değil, playstationla vakit geçiriyorlar.
Kimbilir belki de bu film onlara oyuncaklarla oynamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatır ve en eğlenceli oyunların kendi hayal gücümüzle yarattıklarımız olduğunu gösterir.

HAFTANIN NOTLARI

-Kültür Bakanı Ertuğrul Günay 2008 yılında kapatılan AKM (Atatürk Kültür Merkezi) konusunda çok umutlu olmasa da meseleyi ilk fırsatta Başbakan Erdoğan’a açacağını söylemiş. Yıkılan ve kapanan eski sinema salonları konusunda da üzgün olduğunu ifade eden Günay “Hepsinde benim de anılarım var. O salonları kurtarmak için ben de yürürüm” demiş.
(Açıkçası insan bir Kültür Bakanı’ndan daha güçlü, daha net bir tavır bekliyor. Başbakan’ın keyfinin iyi olduğu bir an beklenecek de, AKM konusu açılacak. Bu tutum, evin reisinden çocuklarla ilgili bir konuda izin koparmak isteyen annenin tutumu kadar ezik görünüyor. Bu hükümetteki bakanların ne kadar sınırlı güçleri olduğu bir kez daha anlaşılıyor).
-Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nca düzenlenen Abant Platformu’nda konuşan Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu ‘Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara geldiğinde CHP’yi kapatıp, İnönü’yü de tarihteki huzurlu yere göndermemiş olması en büyük talihsizliktir’ demiş.
(‘Oh ne ala memleket!’ İlgili ilgisiz, yetkili yetkisiz, herkes işine geldiği gibi konuşuyor. Birilerinin işine gelmeyen konuşmalar yapanlar susturuluyor, hoşlarına giden açıklamalar yapanlar konuşturuluyor. Devletin valisi valiliğini, herkes haddini bilmeli. Ve sınırlar bazıları için değil, herkes için eşit şekilde çizilmeli).