'Eşim ve oğlumu torunum sanıyorlar'

Pazar, 11 Ekim 2009 - 05:00

'Eşim ve oğlumu torunum sanıyorlar'

Altan Erkekli, son yılların en iyi oyuncularından. Şimdi onu Sumru Yavrucuk ile birlikte rol aldığı TRT’de Bahar Dalları dizisinde izliyoruz. Dizide, 20 yaşındaki üniversite öğrencisi kızlarını faili meçhul bir cinayet sonucu kaybeden ve onun organlarını bağışlayarak 4 genç insanın yaşama yeniden dönmesini sağlayan baba ve anneyi canlandırıyorlar.

Altan Erkekli’nin bu rolü kabul etmesinin nedeni, organ bağışına dikkat çekmesi nedeniyle diziyi bir sosyal sorumluluk projesi olarak görmesi... Altan Erkekli’nin bu bakış açısı sonuçlarını vermeye başladı; dizi organ bağışı konusunu Türkiye’nin ve ünlülerin gündemine getirdi. Altan Erkekli ile bütün bunları konuşurken gördüm ki O; belki de en mütevazı şöhretlerden. Daha doğrusu şöhretin hiç değiştirmediklerinden. Otobüse biniyor, semt pazarına gidiyor, yaşamını sıradan bir vatandaş olarak sürdürüyor. İşte bu sade yaşamı Oscar’ın bile değiştirmeyeceğini söyleyen Altan Erkekli’nin dünyası...

 Hep oyuncu mu olmak istediniz?

Yok; benim düşlerimde inşaat mühendisi olmak vardı. Diyarbakır Maarif Koleji’nde daimi yatılı okuyordum, bir bayram eğlencesinde Müdür Bey’in taklidini yaptım. İngilizce hocalarımız Pirinçlik Üssü’nden gelen Amerikalılar’dı; onlardan biri bana “You’ll be great actor” (Büyük aktör olacaksın) dedi. Ben de “Amerikalı’nın saçmalığına bak, ben mühendis olacağım” demiştim.

Sonra nasıl oyuncu oldunuz?

Sonra İstanbul’a Kadıköy Maarif Koleji’ne naklim yapıldı ve benim yeteneğimi fark eden oradaki İngilizce öğretmenim Pesen Hanım sayesinde tiyatrocu oldum. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde okudum, Prof. Özdemir Nutku daha birinci sınıftayken bana başrol verdi. Bu rol sayesinde Rutkay Aziz beni Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST), profesyonel olarak aldı. Yani bütün hayatımı değiştiren bu üç kişidir.

Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan İstanbul’a Beşiktaş Kültür Merkezi’ne (BKM) transfer oldunuz. Aynı zamanda hayatınızı da değiştiren, size şöhreti getiren şehirlerarası bir transferdi bu. Nasıl gerçekleşti?

Yılmaz Erdoğan teklifte bulununca, İstanbul’a gelmekten önce çok ürktüm. “Gelemem, işim var” diye bahaneler uydurdum. Yılmaz, “Rutkay Abi ile konuşalım, izin alırız” diye ısrar etti. Rutkay Abi de, “Artık okyanuslarda yüzmen gerekiyor senin. Çok güzel işler yapıyorlar, farklı olabilir senin hayatın da” dedi. Hakikaten de farklı oldu. BKM, İstanbul’da kitlelerle buluşmamda bana çok büyük katkı sağladı. 25 sene tiyatro yaptık, ödüller aldık, tiyatro seyircisinin dışında bizi Türkiye’de kimse duymadı. Sonra Vizontele, Bir Demet Tiyatro, daha sonra Bir İstanbul Masalı derken herkes tanıdı. Tiyatro ilk aşkımız ama filmler ve diziler vasıtasıyla her yerdeki insan aynı anda seyrediyor ve sizi tanıyor.

Evet, diziler halkı sizin gibi birçok tiyatro oyuncusuyla tanıştırdı, onları izleme fırsatı yarattı. Sizin hayatınıza katkısı nasıl oldu?

Böyle korunaklı bir sitede, güzel bir evde oturamazdım örneğin. Yapımcı Erol Avcı; ev almamı çok istedi, bu evin banka kredisindeki peşinatı verdi, kefil oldu. “Sen her şeyin en iyisine layıksın” dedi. Benim tiyatrodaki 25 yıllık emeğimin karşılığının bir şekilde alınmasına vesile oldu.

Dizi tekliflerini kabul ederken şimdi daha fazla para mı istiyorsunuz ya da daha seçici mi davranıyorsunuz?

Para bizim hayatımızda hep arkalarda kalmıştır. Sevgili Rutkay Abi’nin bize hep öğrettiği bir şey vardır: “Para’nın P’sini etmeyin hayatta. Siz parayı değil işinizi konuşun. Nasıl yapacağınızı, işinizin içinde neler olması gerektiğini konuşun. Para nasıl olsa gelir. En mükemmel ilişkilerin olduğu işlerde olun, insanlık, barış, emeğin kutsallığı, sevgi, dostluk adına ne yapacaksanız projelerinizde onlar olsun” derdi. Bize böyle öğretti. Ben de böyle hareket ediyorum.

Bahar Dalları’nda sizi çeken konusu mu oldu?

Bahar Dalları dizisi için çağırıp konuyu anlattılar. “Bir anne babanın çok sevdikleri kızlarının genç yaşta hayata veda etmesi ve onun organlarıyla dört kişiye hayat verilmesi. O kişilerin de anne babanın hayatlarına girmeleri ve onlar tarafından evlat gibi sevilmeleri...” deyince “Tamam ben bu projede varım” dedim. Parayı konuşmadım, “Ben bu işte olmalıyım” dedim. Çünkü böyle de bir mücadele şekli var hayatta. Çünkü sosyal sorumluluk projesi önemlidir.

Sosyal sorumluluk projesi olarak mı gördünüz diziyi?

Evet, çünkü kimse hakikaten organ bağışının ne kadar kutsal olduğunun farkında değil. 46 bin kişi karaciğer için bekliyormuş, bir o kadar daha böbrek için, kalp için bekliyor. Zaten sağlıksız bir toplumuz, bu sayı katlanıyor. Diyanet’in açıklamalarına rağmen hala “öbür tarafa tek parça halinde gitmek gerekir” düşüncesi hakim. Tüm bunların, herkesin seyrettiği bir dizi kanalıyla anlatılmasını bir sosyal sorumluluk projesi olarak gördüm.

Siz organ bağışlayacak mısınız?

Biz tüm oyuncular bağışlayacağız. Onun organizasyonu yapılıyor şimdi. Hepimizin bu ülkenin mutluluğu için yüreklerimizde sevgi olduğuna inanıyorum. Ama ne olur hayata biraz daha en can alıcı noktalarından bakmamız gerektiğini unutmayalım. 2.5 milyon da 0-18 yaş grubu beyin felçlisi (serebral parsili) çocuk var bu ülkede. Ben onların da derneğinin başkanıyım. 71 milyonluk Türkiye’nin 8.5 milyonu engelli. Onların da bu ülkede yaşam hakları olduğunu unutmamalıyız. Her hafta talih oyunları oynuyorum, sayısal loto ve süper loto devrettikçe heyecanım artıyor. Çünkü eğer bana çıkarsa bir hedefim var, serebral parsililerin tedavisinin tek merkezden yapılacağı bir kompleks yapmak istiyorum. Ne kadar çok alışveriş merkezi yapılıyor diye insanlar gurur duyuyorsa; yetersiz tedavi alanları için de o kadar üzülmeleri gerekir.

Hastalıklara karşı bu kadar duyarlı olmanızın geçmişten gelen özel bir nedeni var mı?

Benim bir abim var. Bir de ablam varmış, o 1.5-2 yaşında ölmüş. Annem o sırada Sarıkamış’ta gencecik bir subay eşi. Anneme “Neden öldü?” diye soruyoruz, “Bilmiyorum ki bir ağlamaya başladı, ağladı, ağladı, ateşlendi iki gün içinde gitti” diyor. Bu hikaye beni çok etkiledi ve çaresiz insanların derdine merhem olmak istedim hep. Serebral parsili bir çocuğun annesi bir gün bana; “İnşallah Allah yavrumun canını benden önce alır” dedi. “Neden, insan yavrusu için böyle der mi?” diye sordum. “Ben ölürsem benim gibi ona kimse bakamaz ki” dedi. İşte onların gözlerinin arkada kalmaması için çocuklarına, arkada bıraktıklarına çok iyi bakılacak yerler yapmak istiyorum. Belki ben göremeyeceğim ama en azından o düşü başlatmak önemli.

Çok reyting yapan dizilerde oynadınız. Bahar Dalları’nda reyting beklentiniz ne?

Bahar Dalları TRT’de; bu yüzden reytingin sıralaması biraz aşağılarda olacak tabii ama olsun. İlla o reyting savaşının içinde olacağız diye bir kural yok. Biz ‘Bir İstanbul Masalı’nda ve ‘Beyaz Gelincik’te ise 2 yıl gün birincisi olup UEFA şampiyonu olmuş duygusunu tattık nasıl olsa!

Öyle bir duygu mu oluyor?

Aynı şampiyon olmak isteyen takımın coşkusu gibi. Sonuç geliyor, heyyy diyorduk. Geri dönüşlerini sokakta da görüyorduk.

Nasıl?

“Sizi bir baba olarak örnek aldık, karımla aramdaki sorunlar bitti” diyenler vardı. O dizinin böyle çok etkileri olmuştu.

Şu andaki mevcut dizileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hepsi birbirine benzer hale gelmeye başladı. Merak unsurları öne çıkmaya başladı dizilerde. Merakla yaşamanın yerine hayata katkı sağlayacak bir şeylerin önde olmasını benimsemek daha insanlık görevi gibi geliyor bana.

'Oscar’ı alsam hayatım değişmez’

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Ebru benim ikinci eşim. Aramızda 14 yaş fark var. Ebru Bilkent Tiyatro Bölümü mezunudur, öğrenciyken AST’a gelirdi. Çünkü AST’ın fuayesinde öğrencilerle bir arada bulunulur, böyle bir gelenek vardır. Ben Ebru’nun Altan Abi’siydim. Ebru’nun mezun olduğu yıldı; AST’ta Jean D’Arc adlı oyunda başrol oynadı. AST’ın yüksek maliyetli prodüksiyonlarını çıkarabilmesi için bir oyunun da turnede olması lazımdı. Yani Ankara’ya parayı akıtması lazım. Biz de Altan’la (Gördüm) birlikte Nazım Hikmet’in Yolcu adlı oyunu ile 25 gün turnede dolaştık ve döndük. Döndüğümde baktım Ebru benim o güne kadar tanıdığım Ebru değil. Jean D’Arc saçı bir değişik olmuş, beni fuayede görünce koştu; “Altan Abicimmm” diye atladı sarıldı. Ben de ona sarıldım ama bu sefer farklı sarıldım. Böyle hissedince dedim ki; “Eyvah! Bende bir şeyler değişti galiba.” Sonra ben bunu bir an önce dile getirmeliyim diye düşündüm.

Hayatınızın teklifini nasıl yaptınız?

“Ebru sana evde tiyatro broşürleri göstereyim, gelmek ister misin?” dedim; Ebru’yu eve çağırdım. “Olur” dedi. Evde tavuk suyu çorba yapmıştım, “Bir de yanına bir şey alayım” dedim, minibüsten indik. Bir karpuz aldım Ebru’nun eline verdim, bir şeyler daha almak için markete girdim. Sonra Ebru, o an “Ya Altan Abi bu karpuzu benim elime niye verdi? Ne tuhaf davranıyor, bu karpuzu bırakıp gitsem mi?” diye düşündüğünü anlattı. Sonra evde benim de rol aldığım tiyatro broşürlerine bakarken Ebru; “Ne güzel bir hayatınız var Altan Abi, ne güzelliklerle yaşamışsınız... dedi. Ben de birden, “Bundan sonra benimle birlikte bu hayata devam etmek ister misin?” dedim.

Cevabı ne oldu?

Sarıldı bana.

Ağız alışkanlığı ‘Altan Abi’ hemen kolayca ‘Altan’a döndü mü?

Vallahi geçiş biraz çabuk oldu!

Ebru Hanım iyi bir oyuncuymuş, neden evlenince oyunculuğu bırakıp TRT spikeri oldu?

Ülke tiyatrosunda oyunlar hep erkeklerin üzerine yazılmıştır. Oyunda 10 tane erkek varsa 5 tane hanım vardır. Bu yapıda Ebru da üst üste hiç oyunda görev alamadı. Sahnenin dışında kalmak sıkıntı verdi ona. Bir kişinin kazancıyla Ankara’da 60 metrekare evin kirasını bile ödeyemez olmuştuk. O dönemde oğlumuz Can’ın doğarken başlamış olan sağlık problemleri vardı. Bir aylıkken fıtık ameliyatı oldu, 7’nci ayda fıtık patladı aynı yerden bir daha ameliyat oldu. 8 aylıkken göz ameliyatı oldu. İlk sekiz ayda üç kez narkoz alınca biz de onun bir garanti altında olmasını istedik. Bütün bunların bir araya geldiği bir dönemde TRT sınav açmıştı. Ebru o sınava girdi ve çok iyi bir dereceyle kazandı. Şimdi 10 yıllık TRT spikeri.

Ebru Hanım’la aranızda 14 yaş fark var; “Abi iken eşi olmuşsunuz”, bu durum sorun oldu mu?

İlk eşimden bir oğlum var 20 yaşında, Ankara’da tiyatro bölümünde okuyor. Küçük oğlum Can da 10 yaşında. Can ve Ebru ile birlikte Beşiktaş’ta köftecide dışarıda oturmuş yemek yiyoruz. Bir esnaf, “Oooo Altan Bey afiyet olsun torunları da almışsınız Maaşallah” dedi. “Abi, torun değil, küçük oğlan, diğeri de eşim” dedim. Adam da “Hiii çok özür dilerim” dedi; çok utandı. “Yok özür dilemeyin, yani olsun” dedim. Böyle şeyler oluyor.

Çoğu evliliği sonradan gelen şöhret mahvederken sizinki 14 yıldır sürüyor ve hatta “Oscar bile alsam karımı boşamam” diyorsunuz!

Evet Oscar da gelse eşimi boşamam! Bizim evliliğimizin şöhretten etkilenmemesinin nedeni çok saygılı davrandık birbirimize, bir fidanı nasıl yetiştirirseniz, birbirimize öyle emek verdik. Özellikle Ebru’nun benden 14 yaş küçük olmasına rağmen bende emeği çok daha fazladır. Ben onda her türlü şefkati, sevgiyi, saygıyı görüyorum. Herkes dışarılarda olmak ister, ben evimden çıkmak istemem. Eşim ve çocuklarımla evimde olmak isterim.

Evde nasıl bir yaşam var; mesela yemek yapar mısınız?

Ebru benim ezberimi tutar, rolüme hazırlanırken yardım eder. Yemek yaparım, ıspanak yapmayı bilirim, bekarken annem öğretmişti. Salataları, hamsi buğulama ve kabak tatlısı yaparım. Daha çok çarşı pazara koştururum. Daha bu sabah etleri ben aldım, oğlumuz Can çok zayıf ona taze kavrulmuş fındık fıstık aldım, bozulan ampullerimiz vardı, eksikleri tamamladım. Bu iş benim işimdir... Oscar olunca da hayatım değişmez ki! Yine bunları yaparım.

‘Cebimde iki akbilim var otobüse biniyorum...’

Peki şöhret hayatınızda bu ev dışında neleri değiştirdi; neleri değiştirmedi?

Tevazu içindeyiz hayatımızda, şöhret bir tek böyle korunaklı bir sitede olanakları güzel bir evde oturma imkanı verdi. Ben İstanbul’da Koşuyolu’nda bahçeli evde büyüdüm, akşamüstü mandradan süt alıp geliyordum; şimdi Ortaköy’de çarşamba günleri pazara çıkıyorum, Beşiktaş Pazarı’na alışverişe gidiyorum. Bu sabah daha Beşiktaş’taydım. Hayatın içinde olmaya çalışıyorum. Özellikle Belediye Meclisi üyesi olduktan sonra buna daha çok gayret ediyorum; çünkü bizim görevimiz Belediye Başkanı’na hayatın içindeki aksaklıkları, yapılması gerekenleri aktarmak.

Mesela ne kadar zamandır otobüse binmiyorsunuz?

Biniyorum! İki tane akbilim var cebimde. Dolmuşa da biniyorum.

Otobüste sizi görünce insanların tepkisi ne oluyor?

Bazıları konuşuyor, mutlu oluyor. Cep telefonuyla fotoğraf çektiriyorlar.

Arabanız var, paranız da var, neden otobüse biniyorsunuz?

Çünkü biz oralardan besleniyoruz. Herkesin hikayesini dinlemek lazım, herkesin lehçesinden bir şey kapacağız, herkesi gözleyeceğiz ki başarılı olalım.

Belediye Meclis üyesi neden oldunuz?

Ben bu eve taşınalı 10 yıl oluyor. Ankara’dan geldiğimde şurada gördüğünüz koca bina futbol sahasıydı, bir neşe kaynağıydı. O bina yapılmaya başlayınca çok tepki gösterdim. Geçen yıl şubat ayıydı, Beşiktaş’ta CHP Gençlik Kolları, “Belediye Meclisi’ne gençlerin de girmesine ne diyorsunuz?” diye sorunca, “Evet sizler gireceksiniz ki şehri böyle talan eden belediye başkanları olmayacak” dedim. Bir Bey, “Başkanımız İsmail Ünal sizi Belediye’ye çağrıyor” dedi, 2 gün sonra gittim. İnşaatın Büyükşehir Belediyesi’nin kararıyla olduğunu, ellerinin kollarının bağlı olduğunu anlattı. Öyle bir yasa varmış, Büyükşehir Belediyesi’nin kararını reddedemiyorsunuz. Şehirler onun için talan oluyor...

Bunun mücadelesi için mi siyasete girdiniz?

İsmail Bey üç gün sonra beni telefonla aradı, “Ebru Hanım da evdeyse sizden bir şey istemeye geleceğim” dedi. Bir saat sonra çiçeğiyle geldi. “Sizin gibi şehrine sahip çıkan, özellikle insanların sevdiği bir abimizle birlikte mücadele içinde olmak bize gurur verir” dedi. Ben “Bizim işimiz değil” dedim. “Hayır sizin işiniz” dedi. Doğru söylüyordu, ben de ikna oldum.

 Oyunculuğun dışında yaptığınız en iyi iş nedir?

Babam “Ne yapacaksan en iyisini ol” diyordu. Bana da onun sözüne istinaden en iyi garson olabilirim, en iyi otobüs şoförü olabilirim, her şeyin üstesinden gelebilirim gibi geliyor.

Deneyiminiz var da mı ‘İyi otobüs şoförü olabilirim’ diyorsunuz?

Uzun yol deneyimlerim var. AST’ta iki yıl boyunca hem oynadım, hem de tiyatronun turne şoförlüğünü yaptım. Ankara’dan çıkıp hiç durmadan Gaziantep’e, hiç durmadan Edirne’ye, hiç durmadan Muğla’ya, hiç durmadan Trabzon’a gidip, iki saat uykuyla matine ve suare oynayıp tekrar yola çıkıyorduk. Ama hiç kimsenin burnunu kanatmadım. (tahtaya vuruyor) Tatile giderken de şimdi ailemi götürüyorum. “Siz uyuyun, sizi huzur içinde götüreceğim” derim, ne sigara içerim, ne müzik dinlerim, onları rahatsız etmeden ulaştırırım...

SERAL CUMALI-POSTA

seral.cumalı@posta.com.tr

 

 

5