Eski eşyalara hayat veriyor

Eralp Akyol hurdacıdan topladığı eski eşyalara hayat veriyor. Ancak sadece tamir ederek değil. Onlara yeni işlevler kazandırarak şık ve lüks hale getiriyor

Eski eşyalara hayat veriyor

Haber: Merve Özaytekin
[email protected]

Sizin hikayeniz nerede başlıyor?


1967 doğumluyum. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim. Üniversiteyi bitirir bitirmez anneme diplomayı verdim ve Hollanda’ya gittim.

Tasarıma merakınızdan dolayı mı yolunuz Hollanda’ya düştü?

O zamanlar sadece yurt dışına gitme hayalim vardı. Sanatla ve tasarımla orada tanıştım. Hollanda için renkli yıllardı. Orada gözüm dünyaya açıldı.

Nereden para kazanıyordunuz?

Restoran, organizasyon işlerinde çalıştım. Hollanda’da geçici işler vardır. Sadece 3 gün çalışırsın. Ben de üç günlüğüne kişiye özel tekerlekli sandalye üreten küçük bir atölyede çalıştım. Vidalayarak, kesip biçerek hayatımda zevkle geçirdiğim üç gündü bu. “Ne güzel. Bana iş bile değil bu” dedim.

Kaç yaşındaydınız?

23. Gel zaman git zaman biraz el becerilerimi geliştirdim. 3 yıl sonra Amerika’da yaşamaya karar verdim. Hollanda’da Türk olarak yaşamak o yıllarda zordu. Ayrımcılık vardı. Ve San Francisco’ya gittim.

Orada ne yaptınız?

Orası adeta eğitim cenneti. Hayalimdeki eğitimleri orada almak çok ekonomik. San Francisco’da sanat okumaya karar verdim. Sanatla ilgili teorik dersler aldım.

San Francisco City College’da ağaç işleri ve mobilyacılık, Oakland Laney College’da metal işleri ve kaynağı öğrendim.
Baktım küçük okullarda kısa kurslar yerine artık ciddi bir eğitim alma zamanım geldi. Ve 30 yaşında Cal State Long Beach University’de endüstriyel tasarım eğitimi aldım.

Sonra?

Baktım ki artık üretmeye başladım, okul atölyelerini de kendi atölyem gibi kullandım, satış da yaptım. Sonra psikolojik olarak yurt dışında kalma limitimi tamamladım. 2000 yılında da Türkiye’ye döndüm.

Türkiye tasarımda ilerlemiş miydi?

Şimdiki gibi değildi. Şu an sokaktaki herhangi birinin tasarım hakkında bilgisi var. Tasarımın İngilizcesi ‘design’ kelimesi bile telaffuz ediliyor. Bu nedenle 2000 yılında alışma dönemi geçirdim. Baktım tasarımla ilgili işleri hemen yapamayacağım, eski işime, organizasyona döndüm.
Şarkıcı Teoman’la bir müzik şirketi kurduk. Teoman dışında başkalarına da albüm çıkardık. 2001’de kriz olunca mesleğimi yapmaya başladım.

Nasıl tanındınız?

Tasarım fuarlarına katılmaya başladım. İstanbul Design Week’te ‘Yılın genç tasarımcısı’ ödülünü aldım. Öyle olunca ilgi de olmaya başladı. Çevrem de geniş, o yüzden pazarlama, reklam yapmadan kısa sürede tanındım. Şimdi kendi internet sitem (www.eralpakyol.com) var. Genelde beni oradan buluyorlar.

Eski eşyalar tekrar nasıl hayata dönüyor?

Ben bu döneme ‘ikinci emeklilik’ diyorum. Kullanılmış eşyaların, ürünlerin, hurdaların fonksiyonlarını değiştiriyorum. Onlara yeni hayat kazandırmış oluyorum. Ölmüş, can çekişen eşyalara operasyon yapıyorum ve moral verip hayata yeni bir görevle, daha hafif bir iş vererek kazandırıyorum.

Sitenizde bir uçak koltuğu gördüm. İnanılmaz ilgimi çekti. Hikayesi ne?

O 1970’lerde Lufthansa Havayolları uçağının first class bölümde bulunan bir uçak koltuğu. Yüzlerce mühendisin bir arada çalıştığı bu uçak koltuğuna ben de kendi yorumumu katıyorum.

Eski eşyalara yeni fonksiyon verirken ne hissediyorsunuz?

40-50 sene önce bu objeyi üretmiş insanlarla beraber çalışıyorum. Bir de boy aynası haline getirdiğim buzdolabı kapakları var. Onların buzdolabı olarak kullanılması zaten artık imkansız.
Bu buzdolaplarını endüstriyel tasarımın babası olarak bilinen Raymond Loewy tasarlamış. Pazarlamaya büyük katkıları olan biri. Shell’in logosundan Citroen arabalara kadar o yapmış.
Estetik formu mühendislikle birleştirmiş. Bugün ben yeni endüstriyel tasarımcı olarak onunla beraber çalışmış gibi hissediyorum.

Peki size yeniden üretmeniz için bir eşya getirip, mesela “Anneannemden kaldı bundan ayrılamıyorum” diyenler var mı?

Elbette. Ama eşyaları tamir edip yollamak değil fonksiyon değiştirip şık ve kullanılır hale getiriyorum. İlle de tasarım olsun diye bir şey yapmayı tercih etmiyorum.
Bana gelirseniz benim böyle böyle bir sehpaya ihtiyacım var derseniz, o zaman yapıyorum. İnsanların yüzünde gülücük oluşturabilen, biraz zihni sinir, biraz esprili, hikayesi olan, kişiye özel şeyler yapıyorum.

Bu yaptıklarınızın dayanıklı olduğunu nereden bileceğiz?

Piyasada aldığınız şeyleri üç gün kullanır, sonra atarsınız, satarsınız. Ben eskileri restore ediyorum. Ama restorasyona güvenmiyorsanız zaten benden aldığınız eşya lüks bir seçim. Dayanıklı yapıyorum ve nesilden nesile de geçsin istiyorum.

Kimler sizden bunları alıyor?

Ünlüler çok alıyor. Müşterilerimden adını verebileceğim Teoman ve Sinan Çetin var. Örneğin Teoman’ın akustik konserinde bu uçak koltuğunu kullanmıştık. Bir de mimarlar alıyor.

Eski eşyaları nereden buluyorsunuz?

En büyük zevkim hurdacı dolaşmak. Genelde Çukurcuma ve Dolapdere’deki hurdacıları geziyorum. Bazen birileri bana getiriyor. Evimin altındaki atölyeye koyuyorum. Yeni bir şey tasarlayana kadar bazen üstünden uzun süre geçiyor.

Başka işler de yapıyor musunuz?

İç mimarlık. Cihangir’deki FOL in love kafenin dekorasyonunu yaptım. Bunun gibi birkaç kafe projesi var. Aynı zamanda sanat yönetmenliği yapıyorum. Teoman’ın ‘Balans ve Manevra’ adlı filminde sanat yönetmenliği yaptım. Konserlerinde sahne tasarımına yardımcı oluyorum.

4