Eskişehir'in lezzetleri

Pazar, 18 Nisan 2010 - 05:00

Eskişehir’e uğradığınızda elbette çiböreği tatmadan geçmezsiniz. Meraklıları, özellikle ‘Papağan’ı önerirler. Ama, Yılmaz Büyükerşen’in üniversite rektörlüğünden sonra belediye başkanı olarak da harikalar yarattığı bu köklü kentte, daha neler var neler. Yaklaşık 50 bin üniversite öğrencisine ev sahipliği eden bu dinamik ortamda, örneğin bir biri ardından açılan kafe-restoranlar, ayrıca İstanbul ve komşu Ankara’nınkileri aratmayan ‘Mezze’, ‘645 Mey’ gibi, balık lokantaları hemen göze çarpıyor. Bir de kentin vazgeçilmez klasikleri var:


Mazlumlar Muhallebicisi

1917’den bu yana, önce Köprübaşı’nda, şimdilerde ise Tren Garı’na yakın Haller Gençlik Merkezi’nde icra-ı sanat eden Mazlumlar’ın su muhallebisi gerçekten harika!

Eskişehir doğumlu ancak Arnavut kökenli bir aileden gelen Suat Oktaş ve amca oğulları Ferit ve Esat’ın; az süt ve pirinç sübyesi ile yaptıkları bu ata yadigarı muhallebide nişasta kullanılmıyor.

Üzerine gelincik şerbetiyle renklendirilmiş gülsuyu biraz da pudra şekeriyle, nefis bir lezzet (3.5 TL). Mazlumlar’ın tatlı listesinde ayrıca keşkül, sütlaç, kazandibi (4 TL), kaymaklı ekmek kadayıfı da (5 TL) var. Krem karameli de doğrusu pek edalı...

Kastamonu ürünü ve Burdur çekimi sahlebi sakın boş geçmeyin (3 TL): Nefis sütü ve kıvamıyla, üzerine cömertçe serpilmiş toz tarçın ve zencefiliyle sımsıcak, içeni mest ediyor, mirim. (Haler Gençik Merkezi No: 23 Eskişehr Tel: 0222 320 71)

Karakedi Bozacısı
Eskişehir’in mısırdan yapılan kıvamlı ve tatlı bozasını hiç denediniz mi? Buğday, arpa, darı hatta bulgurdan yapılan, hafif ekşimsi İstanbul bozasına alışkın birinin, bu koyu sarı renkteki geleneksel Eskişehir bozasını ilk başta yadırgayacağı kesin...

Ne var ki, Tatar kökenli Vedat Ürersoy’un Karakedi’si, 1925’ten bu yana hep olduğu gibi, boza mevsiminde günün her saatinde her kesim ve yaştan Eskişehirlilerle dolup taşıyor (bardağı 1, kilosu 4 TL).

Eskişehir bozasının formülü çok basit: Mısır, toz şeker ve Kalabak kaynak suyu. Karakedi’de geleneksel boza tadını vermeyen ithal mısır kullanılmıyor, mısır ham maddesi yakın köylerdeki çiftçilere özel ektirilip sağlanıyor. Siz yine de, ‘Bu kadar da tatlı boza olur mu?’ derseniz, sevimli tezgahtar Mustafa Duran’ın cevabı hazır: “Eskişehirliler bozayı taze severler.

Ama hemen içmeyip, evinizde 3-4 gün bekletirseniz, ekşidiğini göreceksiniz.” Havalar ısınmaya başladı ya, Karakedi önümüzdeki günlerde boza üretimini sonbahara kadar durduracak ve her yıl olduğu gibi önce ayran ve limonata ile başlayacak, sonra yaz sıcağında taze çilek, vişne ve kızılcık şerbetiyle huzurunuzda olacak. (Köprübaşı Caddesi No: 46 Eskişehir Tel: 0222 231 12 31)

Can’ın Eskişehir kazan simidi
Eskişehir kara fırın ‘sıcak pekmezleme’ kazan simidi de kentin lezzet simgelerinden biridir. Söz gelimi, Köprübaşı semtindeki Kasım Kapan’ın Can Simit Fırını’na uğramadan geçmeyin derim.

Bol susamlı, İstanbul sokak simidine göre daha açık renkte ve daha az çıtır, altı düz ama lezzetli bir simit (50 kuruş). Çay ve peynirle pek güzel gidiyor hani... Tabii, Can Simit’in Celal Usta’sından yörenin bu ünlü kazan simidinin kısa bir tarifini almayı ihmal etmedim: “Simitlik, ikinci tip ekmeklik un kullanıyoruz. Una, su, tuz, yaş maya katar, yoğururuz.

Hamur bir süre dinlendikten sonra, parçalara ayırır, elle yuvarladığımız fitilleri çifter çifter burgulayıp simidi ‘bağlarız’. Kaynayan kazandaki su ve pekmez karışımına, hamur simitleri atarız; dibe iner, haşlanır, yukarı çıkarlar. Simitleri süzer, 5’li 10’lu alır, susamlar, fırın küreğinin üzerine dizeriz. Kürekteki simitleri sıcak fırındaki közün uzağına yayarız; 12 dakikada pişer.” (Cumhuriyet Mah. Yıdırım Sokak No: 7/A Eskişehir Tel: 0222 233 47 82)

Vinkara'nın Kalecik Karası ve Narince'si
Son yıllarda ciddi bir atılıma geçen Türk şarapçılık kuruluşlarının, yabancı üzüm çeşitleri yerine, önceliği yerli üzüm çeşitlerimize vermesi gerektiğini yıllardır savunagelirim. Bana biraz kızarlar tabii, ‘Sen ne anlarsın ki’ gibisine... Bereket, geçenlerde Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü ‘wine master’ların, başka bir deyişle şarap tadım üstatlarının aynı görüşü destekleyen değerlendirmeleri imdadıma yetişti. Seviniyorum elbet.

Şu sıralarda, Vinkara Doruk’un Orta Anadolu’nun eşsiz Kalecik Karası ve Narince üzümlerinden ürettiği biri siyah öteki beyaz iki şarabın da damağımı sardığını hemen belirteyim. Belki henüz ‘mükemmel’ değiller ama en azından ‘iyi şaraplarımız’ ailesine dahiller. Vinkara’nın Doruk-Narince’si (2009) özellikle, damağımı şenlendirdi.

Yok efendim, ‘Tropik meyve ve papatya aromaları ve ağızda kalıcı tadımı ile zarif bir gövdeye sahiptir’ tarzı tanımlar, ben şarap uzmanı değilim ki böyle övücü sözler söyleyeyim. Naçizane, ‘Valla çok hoşuma gitti’ diyebilirim ancak. Gerçekten de öyle. Tek başına ya da peynir veya makarna ya da benim yaptığım gibi ızgara balık hatta bir dilim lakerda eşliğinde öyle güzel gidiyor ki...
2008 ürünü Doruk-Kalecik Karası’na gelince; yanında Abaza peyniri mi yoksa Bandırma kelle peyniri mi olur, makarna ya da güzel bir kuzu pirzola mı, fark etmez:

Kızılırmak vadisinin esas oğlanı bu üzümden yapılan bir şarap, sizi yarı yolda bırakmaz derim. Bunlar benim ‘cahil’ yorumlarım. Ne var ki, uluslararası üstat Tim Atkin’in de bu ikiliyi pek beğendiğini o günkü gazeteler yazıyordu. Afiyetle tadınız. (İrtibat için: İstanbul, Tel: 0212 252 53 00; Kalecik, 0312 85720 06)