Euro'nun sonu mu geliyor?

Cuma, 07 Mayıs 2010 - 05:00

Birkaç ay önce Amerikan ekonomisine ilişkin endişeler vardı. O nedenle dünya ekonomi basınında ‘Doların sonu mu geliyor?’ soruları ortaya atılıyordu. Hatta doların rezerv para işlevini yitireceği ileri sürülüyor ve klasik soru bir kez daha gündeme getiriliyordu: Ne olacak bu doların hali?
Şimdi başta Yunanistan olmak üzere Portekiz ve İspanya ekonomilerine ilişkin endişeler nedeniyle euro, dolar karşısında 1.30’ların altına indi. Bu düzey, birkaç ay öncesinde pek kimsenin aklına gelmezdi.

2 yılın bize öğrettikleri

Euro’nun sorununun nereden kaynaklandığı belli... ABD, bir ölçüde sorununu çözdü, şimdi sıra Avrupa’da. Bu, beklenen bir gelişme idi... Boğuşma sırasında dalgalanmalar olması, euro’nun değer kaybetmesi normal. Buradan euro’nun çökeceğini çıkaranlar, 1 dolar tahmini yapanlar var.
Son 2 yıl bize şunu öğretti: Büyük dalgalanmalar sırasında yapılan tahminler, hava durulunca yapılanlarla örtüşmüyor. Avrupa Birliği (AB), kendi geleceği açısından hayati önem taşıyan bu sorunu, zor da olsa aşacaktır.
Euro, geçmişte de böyle zorluklarla karşılaştı. Tabloya bakın, son 6 yılda yaptığı hareketler size bir fikir verecektir.

Nereden nereye geldi?

Yaşanan dalgalanma, bundan öncekilerden daha sert... Ancak, dolarda yaşananlar dikkate alındığında, bunun da bir sonunun olduğunu düşünmekte yarar var. Euro, son 6 yılda 1.17 ile 1.59 arasında gidip gelmiş. Bazen birkaç günde ciddi değer artışı/kaybı yaşamış. Bazen 5 ay boyunca hep yükselmiş. Şimdi ise perşembe günü itibarıyla 155 gündür düşüyor. Bakalım ne zamana kadar bu sürecek?
Bu arada euro’nun 1.18 dolar düzeyinden hayatına başladığını, 26 Ekim 2000’de 0.8228 dolara kadar gerilediğini, sonrasında toparlandığını, merak edenlere hatırlatmakta yarar var.

Kadın girişimciye alkış
Çarşamba akşamı Türkiye’nin Kadın Girişimcileri yarışmasının ödül töreni vardı. Birbirinden başarılı kadınların finale kaldığı yarışmada, ilk 3’e girenler, büyük bir coşkuyla ödüllerini aldılar. Törendeki konuşmamda da belirttim. Türkiye’de kadının üst düzeyde iş hayatına katılımında ciddi bir sorun yok. En azından 500 büyük şirkette kadın CEO (İcra Başkanı) sayısı açısından, Avrupa, ABD, Çin ve Hindistan gibi ülkelerden daha iyi durumda... Yönetim kurullarındaki kadın sayısı, bazı Avrupa ülkelerinden de fazla... Ancak sorun, çalışan kadın sayısında... Orada ciddi bir iyileşmeye ihtiyaç var.

Umut veren kadınlar!

Girişimcilik ise sadece kadının sorunu değil. Türkiye’de girişimciliğin yeterli düzeye geldiği söylenemez. ABD’de birkaç yılda kurulan işletme sayısına, biz 80 yılda ulaşmışız. Türkiye’de 1.2 milyon işletme var, bunların 80 bini kadınlara ait. ABD’de ise 25 milyona yakın işletme faaliyet gösteriyor. Bunlardan 8 milyonu kadınlar tarafından kurulmuş... Girişimci kadınlar 23 milyon kişiye iş sağlıyor, ABD ekonomisine 3 trilyon dolarlık katkıda bulunuyorlar.
Türkiye’de son 50 yılda 1 milyon şirket kuruldu, bunlardan 530 bini ayakta. Küçük işletmelerle birlikte yılda 80-100 bin arası işletme kuruluyor. Bu rakamlarla, girişimcilikte yeni dalga yaratmamız mümkün değil. Kadınların da katılımıyla, yılda kurulan şirket sayısını 200 binlere taşımamız gerekiyor. Ancak, o zaman yeni bir ivme kazanmış olacağız.
Bu, madalyonun olumsuz tarafı... Yarışmada finale kalan, ilk 3’e girenlerin öykülerini dinleyince, geleceğe yönelik bakışlarım daha olumluya döndü. Başarılı bu örnekler, yeni örneklerin yaratılmasına da katkıda bulunacak. O nedenle desteklemek gerekir diye düşünüyorum.

Hugo Boss, çoktan İzmir’i üs seçmiş
Uzunca süredir Amerikan basını Hugo Boss’un Atlanta’daki tesislerinin kapanıp, Türkiye’ye taşınmasıyla ilgileniyordu. ‘Hugo Boss tesisleri taşınmasın’ diye kampanya yürütenler, 2010’a girerken başlattıkları direnişi görünüşte kazandılar.
‘Görünüşte’ diyorum. Çünkü, bu konunun iki tarafı var. Önce son bölümünden başlayalım. Şubat ayı başında şirket, 28 Nisan 2010’da fabrikanın kapanacağı uyarısını yapmıştı. Ancak sendika, kamuoyu ve basının baskıları sonucunda, 15 Nisan’da arabulucu atandı.
Toplantılarda, yönetim, fabrikanın 3 yıl daha yola devam etmesine karar verdi. Sendika, ücretlerin yüzde 25 indirilmesini ve sembolik üretim yapılmasını kabul etti.
İşin diğer tarafında ise ‘üretimin zaten çoktan Türkiye’ye kaydırılmış’ olduğu gerçeği var. Çünkü, 1.3 milyon adetlik takım elbisenin sadece 100 bini Cleveland’da yapılıyor. Türkiye’nin aldığı pay yüzde 40’ı geçmiş durumda. Sadece takım elbise mi? Gömlekte yüzde 45, kadın giyimde yüzde 60 ve jean giyimde yüzde 60’tan fazlası İzmir’deki Serbest Bölge’de bulunan tesislerde üretiliyor. Peki tesis tamamen kapatılsaydı ne olacaktı? Üretimin bir bölümü Türkiye’ye kayacak, makineler de İzmir’e getirilecekti. Bir bölümü ise Doğu Avrupa’da gerçekleştirilecekti.
Konuştuğum yöneticilere göre, Hugo Boss yönetimi, sendika ve kamuoyu baskısı nedeniyle bu kararı aldı. Ancak, İzmir’deki tesisler, özellikle bazı ürünlerde ‘üs olma’ yolunda ilerliyor. Geç de olsa, Amerika’daki üretim ve makineler de İzmir’e doğru yola çıkacak. Bugünden görünen gerçek bunları söylüyor...