'Ev hanımları sermaye ile modacı oluyor'

Cumartesi, 12 Haziran 2010 - 05:00

'Ev hanımları sermaye ile modacı oluyor'

Vural Gökçaylı, haute- couture’ün altın çağında Paris’te Givenchy, Jean Patou ve Yves Saint Laurent’le çalıştı. Audrey Hepburn, Jackie Kennedy gibi gerçek moda ikonlarıyla tanıştı. Şıklığın bir elbiseyle olmayacağını, bir yaşam biçimi olduğunu hayatına kazıdı. Geçenlerde defile yapan Vural Gökçaylı ile “şık olmayı” konuştuk. Ünlü modacıdan kanser nedeniyle iki göğsü alınan eşi Meral Gökçaylı’nın mücadelesinde bir eş olarak neler yaşadığını, nasıl destek olduğunu da dinledik.

Röportaj: Seral CUMALI

Sizin için şıklık nedir?

Şıklık bir yaşam şeklidir. Her şeyin şık olması güzel. Çevre düzeni şık olmazsa şık bir giysi neye yarar?

Şıklık kavramıyla ilk ne zaman tanıştınız?

Paris’te Jean Patou’da asistandım. Dikiş diken kadınlar arasında biri, diğerleri gibi değildi. “Kim bu kadın?” diye sordum. “Bu fakir düşmüş bir kontes” dediler. 60 yaşındaydı. Ben 24. Ama onunla ahbaplık ediyordum. Beni bir gün evine davet etti. “Kontesliğime bakmayın; ne şato ne saray, mütevazı bir evim var. Lütfederseniz gelin” dedi. Gittim; işte orada şık giyimle birlikte yaşam tarzındaki şıklığı gördüm.

Nasıl bir şıklıktı?

Küçücük bir daireydi. Kontes siyah bir elbise giymişti. Sofrada yere kadar elde işlenmiş kolalı keten bir örtü, üzerinde gümüş şamdanlar, porselenler vardı. “Ne kadar muhteşem bir sofra” dedim. “Son kalan şıklığım” dedi. Ve ekledi: “Tanrı’ya şükrediyorum ki bana masa örtüsünü kolalama kudretini veriyor. Doğru dürüst yemeğim de olmasa şık bir sofrada şık bir kıyafet giyip yemek yemek benim için ibadet gibi bir şey.” İşte bunu hissetmezseniz hiçbir zaman şık olamazsınız.

İstanbul’daki şıklığı nasıl buluyorsunuz?

İngiliz gazeteci “Sokakta bir sürü kapalı, garip giyinen hanım var, hautecouture giyinen yok, kime dikiyorsunuz?” diye sordu. İstanbul’da bir köy-kent görünümü var. Modayı da çağdaş giyimi de halka indiremedik. Ben çocukken İstanbul’da herkes çağdaş giyinirdi. Şimdi ise politize olmuş bir giyim var. Sosyal yapının, çağdaş yaşamın içinde modernleşmekten bahsediyoruz, güzel alışveriş merkezleri yapıyoruz ama oraya da şık insan gerekli. Sarıp sarmalayıp, paketlenmiş gibi insanları görmek tabii rahatsız ediyor. “Türkiye’de çağdaş moda ve haute- couture mü yapıyorsunuz?” diye bana sormaları ağırıma gidiyor.

Bu soruyu soranlara ne dediniz?

“O çarşaflılar Arap turistler” dedim.

Politik değişim mi İstanbul’un şık yapısını değiştirdi ya da yok etti?

Eski İstanbul beyefendisi hem doğu hem batı kültürüyle büyümüş kişilerdi. Bu şık insanlar yok artık, hepsi öldü gitti. Bizim kendi kültürümüz var, bizim akrabalarımız İsveçliler ve Macarlar. Araplar değil. Türkler Arap kültürünü alıp paralize olmuştur ve bugün de hala o politika devam ediyor. Şimdi batının da kötü tarafını taklit ediyoruz. Bir gelinlik provasına damat da geldi. Kasketi ters takmış, ayaklarını cam sehpama uzattı. Amerika’da okumuş. Ben de batıda okudum ama böyle dönmedim! Ya Arabın ya Amerikalı’nın ya Avrupa’daki en dejenere insanın peşine takılıyoruz.

Batılı kadınla bizim kadınlarımızın farkı ne?

Takma kirpiği batıda artistler takar, aşırı makyajı normal kadın yapmaz. Paris’te 16. Bölgede oturan bir hanımefendinin makyajı da, giyimide ölçülü ama şıktır. Bizde her şey abartılı. Bu kadar topuklarla jean pantolon giyip yürümeye çalışan genç kız hareketinde bir sürü yaşlı hanım var.

İstanbul’un şık hanımları kimler? Türkiye’de şık hanımefendi sayın kaç tane çıkar. Moda uğruna her gün komik şeyler giyen moda ikonları zaten renkli basının oyuncağı. Her hafta mecmualarda fotoğrafı çıkan aynı hanımefendiler için “Ne kadar şık” diye yazan da yine basın. Moda ikonu olarak gösterilen şarkı söyleyen hanımefendiler var, bunlar moda ikonu olur mu Allahaşkına? Moda eleştirmeni de yok. Çoluk çocuğun elinde o da. Bilip bilmeden yazıyorlar...

Paris’te gerçek moda ikonları ile tanışmış biri olarak size göre kim moda ikonu?

Ava Gardner’ler, Katherin Hepburn’lar, Marlene Dietrich’ler yok ki. Hepsi birer moda ikonuydu. Çok hoş kadınlardı, en iyi moda tasarımcılarının reklam fonundan giyinirlerdi, giydikleri moda olurdu. Ben çalışırken Givenchy Audrey Hepburn’u giydirirdi. Koleksiyonumuzu Audrey Hepburn’a göre çizerdik, mankenlerimizi de ona benzetirdik. Givenchy ona hayrandı zaten. Şimdi var mı onlar gibi moda ikonu?  Sienna Miller, Kate Moss var... Yani...  Neden? Elizabeth Taylor’lar Oscar Ödüllerine ya Christian Dior ya da Yves Saint Laurent giyerdi. Şimdikiler hazır giyimden alıp gidiyorlar. Onların vakitleri yok, iki kuyruk, iki askı, iki de fırfır koydunuz mu tamamdır.

Sizin moda ikonunuz kimdir? Paris’te yaşadığım dönem Catherine Deneuve, Yves Saint Laurent’in giysileriyle muhteşem bir ikondu. Ama çok kötü yaşlandı. Christian Dior’un ikonu ise Grace Kelly’ydi. Grace Kelly gibi zarif kadını bulun bulabiliyorsanız. Kızları felaket. Manken Bettina vardı, Ağa Han’la evlenmişti. Şimdi iki sandık kadar bir kadın. Kalmadılar.

Türkiye’de o dönemin şık hanımları kimlerdi? Mefkure Şerbetçi vardı. Lana Turner gibi çok hoş bir hanımefendiydi. İkinci Dünya Savaşı döneminde bile Paris’e gider Christian Dior’dan giyinirdi. Benim de müşterim oldu. O kadınlar mezardan çıkıp gelirse şıklık geri gelecek. Şimdi Yves Saint Laurent gibi, Givenchy, Christian Dior gibi bir moda tasarımcısı da yok.

Şimdi Christian Dior’u John Galliano yapıyor, sizce nasıl? Christian Dior her zaman şıktır; bir çizgisi vardır. Galliano’ya hiç sözüm yok, fevkalade bir tasarımcı. Ama çağdaş yaşamda onun kreasyonunu giyen bir tek kadın yok. Yaptığı şov, promosyon. Orada çalışan bir arkadaşıma, “Kimler alıyor bu ayakkabıları, elbiseleri?” diye sordum. Galliano’dan beri Christian Dior’un en fazla ciro yaptığı ürünler güneş yağı, krem, kozmetik, parfümmüş. Bir tane Hollywood starının, bir aristokratın üzerinde Christian Dior görmedik. Eskiden Madame Simpson, Grace Kelly en iyi müşterileriydi. Şimdi bu kadınları bulun bana!

Carla Bruni Dior giymiyor mu?

Her dakika değişiyor. Şimdi başka birilerini giyiyor.

Sizi en çok etkileyen modacı Givenchy mi oldu?

Benim ilk ekolüm olduğu için hayranlığım var. Givenchy markidir, soylu bir adamdır. Şimdi 80 küsur yaşında Moskova’da Bolshoy’a kostüm yaparak kendini eğlendiriyor. Givenchy’nin başında bir İrlandalı var, dökülüyor. Türk lokantasına Fransız koymak gibi, iyi bir yemek çıkar mı?

Moda deyimle, ‘Vural Gökçaylı kadını’ eşiniz Meral Hanım mı?

Evlendiğimizde Meral 33 yaşındaydı, bale yapmıştı, incecikti, yüzünün inceliği beni cezbetmişti. O dönem bütün elbiselerimi ona göre yapmaya, mankenlerimi Meral’e benzeyenlerden seçmeye gayret ediyordum. Benim tipim bugün çocuksu yüzlü, ince kadın. Vamp görünen kadından nefret ederim. Fazla makyajlı, göğsünü öne, poposunu dışarı çıkaran, fazla kırıtan kadın sevmem, çağdaş yaşamda bu yok. Manken seçiminde zorlanıyorum.

Neden?

Türkiye’de çok zor manken seçimi. 12 tane mankeni bir araya çok zor getiriyoruz, yok çünkü.

Neresinden tanırız sizin giysinizi?

18 senedir defilemi Afrodisias Vakfı için yaparım. Sevgi Gönül’le o vakfı kurmuştuk. Defilelerimde Anadolu medeniyetlerinden küçük bir etki vardır. Bu sene Selçuk’la Arfodisias’ı evlendirdim. Öğrencilerime de hep “Teknik bilginiz, yaratıcı gücünüz olsun, ama ilhamınızı Anadolu medeniyetlerinden alın. Çünkü Anadolu’dan geçen bütün medeniyetlerin mirasçısıyız” derim. Afrodisias Vakfı’nı kurmaya Ankara’ya gittiğimizde görevli memur “Bu nasıl vakıf ismi Papandreu gibi” dedi. Kağıdı suratımıza attı. Dönemin bakanı Müşerref Taşçıoğlu “Buna başka bir isim bulalım” dedi, ‘Geyre Vakfı’ yaptık ismini. ‘Geyre’ de Rumca’dan geliyor; aynı topraklarda etle kemik gibi olmuşuz, bu husumet nedir?

Siz de çok şık bir erkeksiniz. Sizin kıyafetler kime ait?

Terzim yıllarca Hayrettin Aker’di. Hâlâ onun diktiklerini giyiyorum. Hayrettin Bey vefat ettikten sonra onun yanında yetişen İbrahim Bey’e diktiriyorum. Ben tarif ediyorum, o dikiyor. Coco Chanel’in sağ kolu, o tayyörlerini yapan İbrahim Elmas adlı bir Türk’tü. Coco Chanel’le kavga edip ayrılır, Chanel “Getirin o Türk’ü” derdi. Türkiye’ye döndüğünde bana da çok kostüm dikti, onları da hala giyiyorum.

Günümüzdeki moda tasarımcılarını, genç haute couture’cüleri nasıl buluyorsunuz?

Maalesef Türkiye’de modacılar gökten zembille iniyor. Bir ev hanımı sermayeyle modacı oluyor. Başka birisi “Ben Amerika’da şunu okudum” diyor. Benim, “Ben dişçiyim muayenehane açacağım” demem nasıl olmazsa onların da “Ben moda tasarımcısyım” deyip atölye açmaları olamaz, ama açıyorlar. Ben ne diyeyim, böyle kafaya böyle şimşir tarak!

Paris’ten önceki hikayeniz nasıl? Küçükken hep modacı olmak istedim. Bu nedenle aile içinde devamlı itildim kakıldım.

Neden?

Kötü bakıyorlardı, erkek çocuğun kumaşlarla oynaması hoş karşılanmıyordu. Sene 1946, ben de 3 yaşındayım. Harp bitmiş, babam karaborsadan perde almış. Ben de makasla onu kesip kız arkadaşlarımın bebeklerine etek yapmışım. Kıyamet kopmuş. İtalyan Lisesi’ndeki hocam fark etti; “Sen moda oku” dedi. “Ne diyor bu adam” dedim. Moda’da komşumuz İnci Moran fotoğraf tahsili için Amerika’ya gitmişti, bütün mahalle “Ya fotoğraf çekmeyi öğrenmek için ta Amerika’ya gidilir mi?” demiştik. Ama sonra ben de moda okumaya Paris’e gittim.

Ailenizin karşı çıkması, ‘gay modacı’ olursunuz korkusu muydu?

Oradaki karşı çıkma, bir erkek çocuk neden kız çocuğunun oyuncaklarıyla ilgileniyor durumuydu. Babam vefat etmişti, dayım çok kızardı, “Bir daha görmeyeyim” derdi. Hamur açılırken onlardan ayakkabı, şapka yapardım. Dayım görünce, şak bir tane tokat atardı.

Ailenizin korktuğu olmadı; gay olmayan ender modacılar arasındasınız. Bunun ayrıcalık olduğunu düşünüyor musunuz?

O da bir ayrıcalık. Ama Coco Chanel’e “Hangi erkek modacıyı beğeniyorsun?” diye sormuşlar. “Hiçbirini beğenmiyorum. Çünkü hiçbiri kadınları sevmiyor ve onları çirkinleştiriyor” demiş!

 ‘Meral’i kanserden erken teşhis ve şefkat kurtardı’

Peki evlilik?

En önemli şey evlilikte mutluluğu bulmak. Bu bir sanattır. Ufak şeylerden de mutlu olunabilir. Birçok genç evleniyor, gelinlik dikiyoruz, 6 ay sonra ayrılıyor. Hayat ve evlilik ciddi bir şey. Bir iş ortaklığı gibi. Beraber yaşlanacaksınız, beraber mutlu olacaksınız, sizin arkadaşınız olacak, kardeşiniz olacak, benim annem babam da Meral’inkiler de öldü, zaman zaman o benim annem babam, ben onun anne babası oldum. Bizim müşterek çocuğumuz da yok. Ben eşimin oğlu, o benim kızımdır.

İkinizin ayrı ayrı çocukları var; birlikte neden yapmadınız? Benim iki kızım, Meral’in iki kızı vardı; 4 tane kızımız oldu. Biz çocuk yapmak istemedik. Çocuklar hep babaları gibi eş istiyorlar. Öyle bir eş yok. 

İyi eş sınavını Meral Hanım’ın göğüs kanseri geçirdiği sırada verdiniz. Hastalık haberini aldığınızda ne hissetmiştiniz?

Ankara’da Fransız Sefareti’ne defile yapıyorduk. Defileye giderken Meral, “Göğsümü kontrol ettireceğim” dedi. Onun aileden de bu konuda sıkıntı olduğu için kafayı çok takmıştı, 6 ayda bir kontrol ettiriyordu. “Daha 3 ay oldu, fikrisabit haline getirdin” dedim. “Duşta bir şey hissettim” dedi ve kontrole erken gitti. Ankara’da defileye başlarken raporlar geldi. “Kötü, hemen ameliyat olması gerekiyor” dediler. Ona ilk söylediğim, “A Meralciğim nezle gibi bir şey, geçecek. En iyi doktorlara gideceğiz” oldu. Allah rahmet eylesin Sevgi Gönül de akciğer kanseriydi, artık öleceğini biliyordu, arkadaşlarını da davet etmiş, uçakla Salzburg’a konsere gitmişti. Amerikan Hastanesi’nden öğrenmiş, beni aradı.

Ne dedi?

Biz bir doktordan çıkmıştık, memnun kalmamıştık. Amerika’ya mı gitsek diye düşünüyoruz. Sevgi, “Duydum Meral hastaymış, doktor Meral Demirel’e gidin” dedi. Gittik, güneş gibi bir kadın, gayet bakımlı. Daha önce gittiğimiz Frankenstein gibi bir doktordu, “Göğüs alınacak mı?” diyorum, azarlıyor. Doktor Meral Hanım, “Bir sürü kadın 50 yaşında kanser olmamak için önce rahmini, sonra göğüslerini aldırır, silikon koyar ve ikinci gençliğini yaşar. Niçin üzülüyorsunuz? Dünyanın sonu değil, erken teşhis” dedi. Danışmak için gitmiştik, ben “Siz yapın istiyorum ameliyatı” dedim. Meral şaşırdı, bana baktı. Kararı verdim; oradan çıktık, arabamıza bindik. “Eve gitmeyelim, Park Şamdan’da bunu kutlayalım” dedim.

Ne kutlaması?

Kanserden kurtulacak diye mi? Gittik, Park Şamdan’da Meral hiç hastalanmamış gibi kutlama yaptık.

Meral Hanım’a müthiş moral olmuşsunuz!

Tek göğsü alındı Meral’in. Ona dedim ki; “Herkesin çift göğüsü var, t ek göğüslü olmak daha enteresan.”  Gerçekten de böyle mi düşünüyordunuz, yoksa rol mü yapıyordunuz? Hayır, içimden de öyle düşündüm.

Kendi kendinize kaldığınızda nasıldınız? Çok üzüldüğüm, şu odada ağladığım zamanlar da oldu. Ama hiç kimseye göstermedim ağladığımı. Kimse bilmedi.

Nasıl geçirdiniz o dönemi?

Bir peruk yaptırdık Meral’e. Çok doğaldı, kimse anlamıyordu. Bir davete katılacaktık. Meral kırmızı tuvaletini giydi, ben de papyonumu bağlıyorum. Meral, gözlerine rimel sürerken bir çığlık attı. Kirpikler gitmişti. Ağlamaya başladı. “Ay” dedim “Allahaşkına bu mu dert?” Bir sürü müşterim makyaj yaptırırken takma kirpik taktırıyor. Müşterilerimin makyajını yapan Jerve Hanım’ı aradım, “Yanınızda bol bol kirpik getirin, eşime takacak, makyaj yapacaksınız” dedim. Meral ağlıyor, “Ben gitmem” diyor. “Nasıl gitmezsin, hemen yüzünü sil, şimdi makyajcı gelecek. Mutlaka gideceğiz” diyorum. Neyse ikna ettim. Meral yüzünü yıkadı, bir küçük viski verdim. Jerve muhteşem kirpikler taktı. Bir sene sonra Meral’in kirpikleri eskisinden güzel çıktı. Ama o bir sene boyunca Jerve her hafta başı gelip kirpik taktı Meral’e. Çünkü takılan kirpikler bir hafta dayanıyordu.

“Önemli bir şey gelmedi başımıza” gibi davranmaya mı gayret ettiniz?

Hep öyle davrandım. Sevgililer Günü’ydü. Meral’in küçük küçük saçı çıkmaya başladı. Çok hoştu. Karlı bir gündü, arabamıza yürürken kaydı yere düştü. Peruk kafasından fırladı. Kahkaha ile gülmeye başladık. Yanımızda Hüseyin Avunduk ve karısı da vardı; “Çok hoşsun böyle, peruğunu takma” dediler. Ondan sonra peruğu takmadı zaten.

Meral Hanım’ı kanserden ne kurtardı?

Erken teşhis ve şefkat. O da metin davrandı. Fiziğinden hiçbir şey kaybetmedi. Ben zaten hiçbir zaman eşimi evde bile saçı taranmamış görmedim. Hep bakımlıdır.

Sizin şıklık tanımınıza uyuyor sanırım?

Şıklık sadece şık bir elbise ve mücevher değildir. Şık bir kadın sabahın 9’unda da şık olmalı, gecenin 1’inde de. Çok şık kadınlar vardır. Gece bir davette selam verir, “Kim bu kadın?” diye düşünürüm. Sonra öğrenirim ki, sabah bende provadaymış. Ama tanıyabilene aşkolsun...