Evet yaygın

Cuma, 22 Ocak 2010 - 05:00

Gazetelerde dikkatimi çeken bir husus için fikrinizi sormak istedim. Özellikle üçüncü sayfalarda cinayet, yaralama gibi haberlerde ‘birlikte yaşadığı’ ifadesi çok kullanılıyor. Bu tabir evliler için kullanılmıyor zannederim. Nedir bu iş? Artık nikahsız yaşamak asıl, nikahlı yaşamak istisna mı oldu? V.Y.

Benim dikkatimi çeken sadece üçüncü sayfa haberleri değil. Meslek hayatımdaki olayları da buna katmam lazım. Nikahsız yaşama olayı yaygın. Doğrusunu isterseniz aslolan evlilik birliği içinde yani resmi nikahla yaşamaktır. Bu yaşam kişilerin kendi insiyatifine bağlı olup suç da değildir. Sadece dini nikah altında yaşadığını söyleyenler için suç olan resmi nikah yapmadan dini nikah yapmaktır. Medeni Kanunumuza göre aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz. Türk Ceza Kanunu’na göre resmi nikah olmadan dini tören yaptıranlarla yapanlar hakkında hapis cezası verilir. Bizde iki nedenle resmi nikah yapılmadan yaşandığı gerçeği var. Birincisi dini tören yapıp resmi tören yapmayanlar. Bu çok görülen bir evlenme şekli ama bu halde eşler birbirinin mirasçısı olamıyor, doğan çocuğun nesebi hakkında da ihtilaf çıkıyor. İkincisi bizim Medeni Kanunumuzdaki edinilmiş mallara katılma rejimi eşleri nikahsız yaşamaya adeta teşvik etti. Çünkü bu halde malların paylaşımı, miras taksimi, boşanma halinde borçlanma son derece karışık bir sisteme sokuldu. Millet karmaşık birtakım sözleşmeler yapmaktansa nikahsız yaşamayı tercih etti. Dolayısı ile nitelikli birliktelik de böylece yaygın hali geldi.

Olay biraz karışık

Bir daire alımı için müteahhit firma ile satış vaadi sözleşmesi imzaladık. 30.3.2001’de teslim edilecekti edilmedi. 6 Martta noterde bir sözleşme imzaladık, daire teslimi Mayıs 2000’di. Bu da teslim edilmedi. Savcılığa gittik, ‘ihtilaf hukukidir’ diye takipsizlik kararı verildi. Ne tavsiye edersiniz?     T. P.

Okuyucumun problemi tek mi iki mi çözemedim. Yani iki ayrı sözleşmeden ve iki ayrı daireden mi söz ediyor yoksa iki sözleşme de aynı daire için mi yapılmış anlayamadım. Ancak önce genel bilgi sonra özel. Noterde yapılmayan satış vaadi sözleşmesi geçerli değil. Bu sözleşme ile dairenin adınıza tescilini dava ettiğiniz takdirde davanızın reddolması lazım. Olsa olsa elinizdeki belge makbuz mahiyetindedir. Ödediğiniz parayı faizi ile geri istersiniz. İkinci defa yapılan sözleşme geçerli. Bu halde dairenin adınıza tescilini talep etme imkanınız var. Ancak burada da şöyle problem yaşıyoruz. Bir dairenin adınıza tescilini talep edebilmek için bu dairenin müstakil olarak satılabilir olması şarttır. Bu da anayapı üzerinde kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesis edilmesi ile mümkündür. İhtilaf konusu anayapıda kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmamışsa ne olacak? Doğrusu ‘ortada hukuki engel var’ derken Yargıtay bazı dosyalarda karar verdi. Diyor ki: İleride kurulabilecek kat mülkiyetini düşün, buna göre bu daireye düşebilecek arsa payını hesaplat, bu arsa payı oranında arsadan hisse ver. Bu çözüm çok hukuki değil. Zira arsada hisse sahibi olmak farklı, bağımsız bölüme arsa payı vermek farklı. Hesaplama tarzı aynı değil. Dolayısı ile çözüm de çok adil değil. Ancak okuyucumun olayına dönersem, savcılığa yaptıkları şikayette bir noktayı ihmal etmişler gibi geliyor. Zira bahsettikleri yeri sanırım biliyorum, müteahhit zaten cezaevindeydi. Daireyi satıp teslim etmemekten değil aynı daireyi birkaç kişiye satmaktan. Olaya bir de bu gözle bakın derim.