'Evlenmem gereken insanla evleniyorum'

Pazar, 15 Ağustos 2010 - 05:00

'Evlenmem gereken insanla evleniyorum'

‘Canım Ailem’ dizisi ile hayatımıza girdi, oyunculuğunun gücüne, doğallığına hayran olduk... Kendimizden biri gibi sevdik onu... Şebnem Bozoklu, gerçek hayatta da aynı... Hani bir insan vardır; sıcaklığı, sadeliği, tertemiz yüreği, nezaketi ile sizi sizi büyüler... Öyle müthiş bir çekim gücüdür ki bu; yanından ayrılmak istemezsiniz... Konuştukça hayranlığınız artar, devleşir adeta yüreğinizde... Çok özel bir insanla sohbet edebilmenin sevincini yaşadım onunla. Şebnem ve annesiyle, fotoğraf çekimlerimizi gerçekleştiren iki güzel insanın; Şahver ve Burçin’in stüdyosunda buluştuk. Hayatı, kadınları, ilişkileri konuştuk. Size şimdiden müjdeyi vereyim; ocak ayından itibaren bambaşka bir komedi dizisinde, son derece ters köşe karakterlerde izleyeceğiz Şebnem Bozoklu’yu, Uğur Yücel’i ve ‘Canım Ailem’ dizisinden birçok sanatçıyı. Ben heyecanla bekliyorum, ya siz?

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

‘Para kazanınca, alınacak listesi niye bu kadar kabız bu insanların?’ diye soruyorsun twitter’da. Nedir bu kabızlık meselesi?

Siz de benim gibi düşünmüyor musunuz? Duyduklarım hep aynı. Param olunca şunları yapacağım diyor birisi, bakıyorsunuz diğerinin istekleri de aynı. Bu bana çok acayip geliyor. Hiç farklı hayalleri yok mudur bu insanların? Ya da hep gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri mi istiyoruz? Yoksa hep başkası olmaya mı çalışıyoruz? Bununla çok ilgiliyim ve sevmiyorum herkesin hayallerinin aynı olmasını.

Bir fark koy, bir zeka koy listene mi demek istiyorsun?

Mesela dikkat ediyorum, herkesin dünyada gitmek istediği yerler bile aynı. Nereye gitmek istiyorsun? Paris’e, Paris’e, Paris’e... Neden hiç kimse Antartika’yı merak etmiyor? Birisi de çıkıp, Alaska’ya gitmek, penguen, fok görmek istemez mi? Bir tek ben mi istiyorum bunları? Ben böyleyim de herkes değil gibi bir ukalalık yaptığım sanılmasın ama...

Ne kadar takipçin var twitter’da?

Galiba yirmi beş bin civarında... Hiç beklemedim bu kadar çok insan olacağını. Serbest çağrışım, bilinç akışı. O anda aklıma gelen bütün manasız şeyleri yazabiliyorum. O yüzden takipçilerimin sayısının buralara ulaşacağını sanmıyordum açıkçası.

Canım Ailem dizisiyle, fenomen haline geleceğini tahmin edebiliyor muydun?

Hayır tahmin etmiyordum ve aklımda da hiç böyle bir şey yoktu doğrusu. Zaten konservatuardan mezun olduktan sonra, televizyonda bir iş yapmak için pek çaba göstermedim. Genelde tiyatro yapıyordum. Orada çok daha az insan tanıyor sizi. Hayatıma televizyon girince, başıma gelecekleri hiç tahmin edememiştim. Benim beklediğimden daha hızlı, daha çabuk ve daha büyük geldi her şey.

Şöhretli olmanın, hayatına getirdiği farklar neler oldu?

Hayatımı hiç büyütmedim, hala üniversitedeyken aldığım, 0535’le başlayan hattımı kullanıyorum. Yaşamımı çabuk büyütmekten yana değilim. Sağlıksız buluyorum bunu. Tanınmak, sokakta insanların, tatlı tatlı bir şeyler söylemesi, sevgiyle yaklaşmaları çok güzel. Bunun dışında tek değişiklik taşınmak oldu. Ailemle oturuyordum Anadolu yakasında. Her gün sete gelip gitmem zor olmaya başlayınca, Arnavutköy’e taşındım.

İşin önceliğin değil, anladığım kadarıyla...

Tabii ki değil! Oyunculuk yapmazsam ölürüm diyen büyüklerimiz var. Niye öleyim, asıl değerli olan hayattır.

Hayat nedir senin için?

Ailem, sevdiğim, hep yanımda olmasını istediğim insanlar. Birlikte yenilen güzel akşam yemekleri, arkadaşlarla çıkılan nefis bir tatil. Hayat yani, hayatın içinde olmak. Dert, keder, acı, mutluluk her şeyi ile hayatı yaşamak, benim ilk önceliğimdir. İş ondan sonra gelir. Ben şanslıyım ki, çok sevdiğim bir işi, güzel bir yerinden yapabilme şansını elde ettim.

Sence kadınların güzel görünme istekleri, diğer kadınlar için mi?

Kesinlikle bunun için. Kadınların, asla erkekler için süslendiğine inanmıyorum. Her zaman diğer kadınlar içindir bu hazırlık, her zaman...

Neden acaba?

Benim şöyle bir fikrim var; uzun yıllardır, bize ideal kadın değerleri pompalanıyor. Televizyonlar, dergiler, gazeteler, ideal kadının tanımını yapıyor. Nedir? Beli incecik olacak, selüliti olmayacak, saçları her zaman yapılı, gözleri rimelli, yani çok iyi görünen kadın. Medya ve çevre bize ideal kadını pompaladıkça, sanırım kadınlar kendilerini kötü hissediyorlar. Ama hayat hiç öyle değil aslında... Hiçbirimiz; gözümüzde rimeller, dudaklarımızda ruj, fönlü saçlar, topuklu ayakkabılarla uyanmıyoruz.

Kaşlarda ve gözlerde kalıcı makyaj yapılıyor, haberin yok mu?

Biliyorum, bilmez miyim. Şimdi burada küçük bir ayrıntı var ama çok önemli. Hoş ve güzel olmak bence de önemli, hepimiz için de öyle olmalı. Bakkala giderken bile çok hafif bir makyaj yaparım ben de. Ama bunu hayatının merkezi, olmasa olmazı haline getirmek çok farklı ve çok can sıkıcı bir şey. Çünkü o zaman hayatı kaçırıyorsun. Uyanınca duş yapmak, saçını şekle sokmak, biraz bakım yapmak, iyi hissettirir ve güzeldir. Sokağa da düzgün bir şekilde çıkarsın. Bunların hepsi kırk beş dakikada yapılır. Ama bunun için her sabah beş saatini ayırmak bana garip geliyor.

Sahillerde de aşırı bir şıklık olduğunu düşünüyor musun?

Medyada izliyorum, daha ilginci de var. Bodrum’da iskelede güneşlenmeye, fön çektirip gelen kızlar gördüm! Bunlar on altı yaş civarında kızlar. Bu büyük bir görgüsüzlük aynı zamanda. Güneşlenmeye, denize girmeye, doğayla iç içe olmaya gidiyorsun sonuçta. Suda serinlemek, güneşi hissetmek, hayata bir dur demek ve enerji toplamak istemeli insan.

Saçı bozulacak diye suya girmiyor, güneşin altında kavruluyor desene. Bu acıklı halin bir nedeni de erkekler olabilir mi?

Benim etrafımda, çok iddialı görünen kadınları beğenen erkek yok. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. İnsanın hoş görünmek için, bir şeyler yapmasına hiç karşı değilim. Ama bu şekilde değil.

Etrafta o kadar çok hoş kadın var ki. Belki eşlerini, sevgililerini kaptırmamak için, her an bakımlı ve güzel olmak telaşındalar?

Erkekleri de şöyle yargılayabiliriz. Onların da biraz beyinlerini, kafalarını açmaları lazım. Hayatta aslında neye ihtiyaçları olduğunu, neyin ve kimin onlara daha iyi geleceğini görmeleri lazım. Bu konuda onlarda eksiklik bulduğumu söylemek isterim.

Yanlarında güzel, genç, şık kadın olması onlara daha iyi mi geliyor acaba?

Bence erkekler, çok iyi görünen bir kadınla dolaşmaktan önce, kendilerinin nasıl göründüğüne baksalar çok daha iyi olacak. Var tabii, öyle çiftler görüyorum. Yanlarında çok hoş bir kadın olabilir ama adam beyaz saçlı, biçimsiz, kendini hayata öylesine bırakmış haldeyse, adamda bir problem var demektir. Özellikle de beyni ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Erkeğin görüntüsü ve bakımından çok, güçlü ve zengin olması mı önemli?

Yeni yüzyılda şöyle bir şey var: Erkekler için güç şu anda para, kadınlar için güç güzellik! Bu çok acıklı bir durum. Kimse, akıllı, zeki ve nefis bir insan olmakla ilgilenmiyor demektir. Halbuki akıllı bir kadın çok güzeldir. Çok iyi espri yapan, yüksek bir sempatisi olan, doğru, güzel ve net iletişim kurabilen kadın, değerlidir...

Kendisi ile dalga geçmeyi bilen...

Aynen öyle. Bu kadın güzeldir gerçekte. Ayrıca burada bir hata daha var, yaşlanmak da çok güzel bir şey. Biriyle yirmi beş yaşında da beraber olup, o yaşın tadını çıkarmak, ilerleyen zamanda birlikte yaşlanmak, ne kadar keyifli ve kaliteli olur. Maalesef böyle olmuyor. Yaşlanıp, yanında hava olsun diye genç kadın dolaştırmayı marifet sayan erkekleri sevmiyorum çünkü saygı duyamıyorum.

Kadere inanıyor musun?

Çok kaderci biri değilim...

“Hayatı akışına bırakmalıyız” dedin, bu arada başımıza gelenler kader mi, kendimiz mi davet ediyoruz?

Bazı şeyleri kendimiz yönlendiriyoruz ama unutulan bir şey var; karşımızdaki insan da kendini yönlendiriyor, hayatını değiştirebiliyor. Tek taraflı olsa, oh ne güzel, o zaman kendi gücümüzle bir yere koyabiliriz ama karşıdakinden de bir atak geliyor. Zor olan bu, herkes başka bir tarafından asılıyor yaşama.

Eylül sonunda evleniyorsun, biraz Emre’den bahseder misin?

Emre ile bir yıl iki aydır beraberiz. Gerçekten evlenmem gereken insanla, evleniyorum. Emre ile çok mutlu ve iyiyiz. Onu çok seviyorum, çünkü onun yaşamdaki var olma biçimini seviyorum.

Biraz açar mısın?

Onun insanlarla iletişim kurmasını, hayvanları sevmesini, işine gösterdiği özeni, çalışkanlığını. Karşıdan baktığım zaman, gördüğüm şeyi beğeniyorum. Bir yerde okuduğum şey çok hoşuma gitti. Evlenmek ne kadar anlamsızsa, evlenmemek de o kadar anlamsız. Canımız evlenmek istiyor ve evleniyoruz. İstemeseydi evlenmezdik, o kadar basit.

Kadın olarak ilişkinde nasılsın, yoksa senin de tatlı küçük oyunların, taktiklerin var mıdır?

İlişkide hiç strateji insanı değilim. Tripler, taktikler, numaralar. ...hımmm biraz geç gideyim de merak etsin, aramayayım da, kaçan kovalanır... gibi şeyler yapmam ve doğru olacağına da inanmam. Ama tabii bu biraz Emre ile de ilgili. O da benim yanımda ve yaşamda olduğu gibi görünen bir erkek.

Ne yaptığı belli olan bir adam yani?

Ne yaptığı belli olmayan bir adamla da, hakikaten işim olmaz. Bu tip adamları hiç sevmiyorum. Birtakım numaralar yapan, telefonumu kapatayım, bakayım mesaj atmış mı, beni kıskanıyor mu diye uğraşan erkekler, hiç bana göre değil. Bir de şu var; ilişkiye çok büyük iddialarla da başlamamak lazım, büyük konuşmak da yanlış. Zaman gösterir her şeyi, hepimize. Çocukluğumuzda öğrendiğimiz bütün masallar sonsuza kadar mutlulukla bitiyor. Unutulmasın ki, bu masallar yüzyıllarca önce yazıldı, dünya değişti, insanlar değişti, teknoloji diye bir şey var. Şimdi ilişkileri daha uzun kılmak da biraz zor.

Kıskanır mısın Emre’yi?

Emre hoş bir adam, kıskanabilirim de tabii... Aksi halde sevmiyorum demektir. Aşırı, rahatsız edecek meraklarım yok. Nerede, kiminle gibi veya tuvalete gidince cep telefonunu karıştırmak gibi şeyler yapmayı düşünmem bile. Emre de, ben de boğmayız birbirimizi.

Aynı evi paylaşmak kolay oluyor mu, yalnız kalma ihtiyacı duyar mısın?

Evet, kesinlikle gün içerisinde üç dört saat yalnız kalmam lazım. Yalnızlığı çok severim. Tek çocuk olmakla da ilgili bir şey galiba. Ben dört duvar arasında on gün yalnız kalsam bile sıkılmam, uğraşacak bir şeyler mutlaka bulurum. Kendimle geçirecek zamana çok ihtiyacım var. Birbirimize bu özgürlüğü sağlıyoruz.

Leonardo di Caprio; “Aşk iki kişilik bir rüya” demiş röportajında. Ama aynı rüyayı gören iki kişi. Sen nasıl düşünüyorsun?

İki kişilik bir rüya gerçekten. Ama bir süre sonra birinin istedikleri değişebilir. Sonsuza kadar mutlu yaşamak ancak bir temenni olabilir..