Ezel ebediyete göçtü mü?

Cuma, 24 Haziran 2011 - 05:00

Televizyonlarda sezon finalleri kadar finaller de art arda gelmeye başladı. Benim için en önemlisi Ezel’de (atv) giderek kördüğüm haline gelen hikayenin nasıl son bulacağıydı... Hani, kendi fikrimden hareketle mesele biraz havada kaldı. Trende başlayıp yine bir trende biten dizinin geçip giden iki sezonunu düşününce kendimi affedersiniz “trene bakıp kalan dört ayaklı dostlarım gibi” hissettim... Finaldeki o ölüler kompartımanında kim gerçekten ölü, kim ölü taklidi yapıyor kestiremedim desem yeridir...

[[HAFTAYA]]

Anladığım kadarıyla, senaristler “iki yıl biz düşündük, eh biraz da izleyici düşünsün” diye son gollerini çaktılar doksandan... Aradan dört gün geçmesine rağmen hâlâ Can kardeşimize kapıyı açan gölgenin kime ait olduğunu bilemiyorum... Neyse ne, hissiyatıma göre Ezel aradaki boşlukları bir sinema filmiyle kapatacak. Bir de sanırım boş kalan parmaklarda bu yıl Ezel’in yüzüğü rüzgarı esecek... Tıpkı geçen yaz orta parmağına yüzüğü her geçirenin kendini Behlül (Aşk-ı Memnu/Kanal D) sanması gibi...

Kazananı kim hatırlar ki?

Atlayacağımı sanmayın; bu haftanın en sıkı finali Survivor’da (Show TV) yaşandı. Herkes “Nihat, Derya’yı SMS manyağı yaparak ezer geçer” diye düşünürken, telefonun tuşlarına basan parmaklar hep Derya’yı işaret etti... Dolayısıyla Survivor’ın aralıksız kazananı olan Nihat son tahlilde halktan feci bir SMS aldı. Ve muhtemelen o SMS mesajlarında “bir sus kardeşim artık!” yazıyordu...

Neyse ölenle bitenin arkasından konuşulmaz. Ama şu çok netti; Survivor denen işin iki kazananı oldu. Biri Nihat Doğan öbürü de Acun Ilıcalı... Ha, “Derya’ya ne oldu?” diye soracak olursanız, Allah aşkına söyleyin iki sezon önceki Survivor’ın galibini kim hatırlıyor ki!

Sakine Hanım’ın tribünü!

Bir Sakine Hanım var bilirsiniz. Dest-i İzdivaç (TNT) programının tribün karakterlerindendir. Zaman zaman kendisini Açıl Susam Açıl programında da görürüz... Sakine Hanım’a sakin demek kendisini bilenler için çok da mümkün değil. Hani bana daha çok tribün amigolarını andırır çünkü. Fakat yanılmışım... Meğerse Sakine Hanım bizzat tribünün sahibiymiş.

Programda para alarak tribün yapan ateşli izleyicilerin patronuymuş... Bir okurum canlı yayını izlemek için beş otobüs değiştirerek gittiği TNT kanalına (program sunucusunun ısrarına rağmen) Sakine Hanım’dan vize alamadığı için girememiş... Ne diyeyim ki Muharrem ağabey; televizyon star yarattığı gibi yeni endüstriler de yarattı. Ve artık patron deyince akla o endüstrilerde top koşturan elemanlar geliyor. Sakine Hanım da o patronlardan en bilineni işte. Yazık olmuş otobüs biletlerine...

Bu kez kaçırdı...

Leyla ile Mecnun (TRT 1) bir komedi dizisi olarak çok kısa sürede fenomen olma yolunda adımlarını sıklaştırdı... Fakat önceki akşam yayınlanan bölümde kullanılan mizahı anlamak nedense mümkün olmadı. Manşetlere, yerli ve yabancı dizilere gönderme yaparak üretilen mizah bir dönem sonra izleyicisini de her şeyi bilmek zorunda hissettiriyor...

Gönderme yapılan bir diziyi bile sektirirseniz, açıkçası anlatılan hikaye de havada kalıyor. Böyle bir aptallık duygusu içinde “acaba seri göndermelere biraz ara mı verseler” diye sorarak kanalı değiştirdim ilk kez önceki akşam. Ve biline istedim!

Kaç saniye dayanabilirsin?

Sosyal medya denilen şey bir alem. Giderek ekranları da eline geçiriyor. Geçen gün bir internet sitesinde ilginç bir anket gördüm... “TNT televizyonunda yayınlanan Şahin ve Çetesi’ni izleyemeye toplam kaç saniye dayanabilirsiniz?” sorusu üzerinde oylama ve yorum yapılıyordu...

Benim en çok güldüğüm yorum, “Dizinin tamamını izledim, eşim için artık ilah kategorisindeyim” oldu... Allah kimseyi TV eleştirmenlerinin eline düşürmesin diyenlerdendim ama görüyorsunuz beterin de beteri varmış!