Ezel'deki kör bıçak!

a
a
Perşembe, 04 Şubat 2010 - 05:00

Ezel (atv) diye başlamıştı resmen “ezer” oldu. Pazartesi gecesi malum dizideki hikaye öyle karmaşık, öyle içinden çıkılmaz bir hal aldı ki, ekranın başında afallayıp kaldım...

Bu, işin büyük fotoğrafı. Gelin bir de ayrıntılara bakalım. Önce teknik durum. Ezel’i Ezel yapan görüntü kalitesi bu hafta atv standartlarına getirilmişti...

Sesteki sorunlar ortadan kalkmış, dış çekimlerde doğal ses yerine dublaj yapılmıştı. Bunun en basit anlamı; işin yetkilisinin geçen haftadan gerekli dersi alıp, Ezel’i heba etmeyeceğini beyan etmiş olmasıydı...

Bir de senaryodaki sıçramalar olmasaydı, televizyon tarihinin “mega” dizisi Ezel, frekans kaybına uğramayacaktı gönüllerde. Şu belli oldu ki dizide kullanılan bıçakların hiçbiri öldüremiyordu mesela!

Kamil’in peşinden Serdar da aldığı son derece öldürücü 11 bıçak darbesine rağmen minik bir elektro şokla hayata döndü...

Bunun yanında dizideki her kurşun öldürmeden bırakmıyordu hedefini. Dalaktan aldığı tek kurşunla üç saniye içinde mevta olan Eren de bunun kurbanı oldu...

Benim anlamadığım, polis intihar davalarında savcının onayı olmadan işin üstünü örtemez. Hastaneye bir mevta getiriliyor; dalağından vurulmuş...

Hangi aklı evvel kafası ya da kalbi dururken dalağına sıkarak son verir hayatına? Eh, polis de bunu düşünmeyince tasası bizim gibi dış kapının mandallarına düşüyordu...

Size on tane daha akıl dışı gelişme sayabilirim ama biliyorum ki sevgi dediğin hepimizin gözünü kör ediyor. Buna senaristler de dahil!

O kanlı gömlek

O kanlı gömlek habercilik hayatımda gördüğüm her türlü iç kaldıran görüntüden çok daha vurucuydu...

NTV’de Can Dündar’a konuk olan merhum Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi otuzbir yıl öncesinin büyük trajedisini kameralara gösterirken, çok önemli bir travma yaşattı izleyenlere...

Bu ülkede bir şeylerin unutulup gitmesine alışmış olanlar, her zaman uykularını kaçıracak bir sembolün var olduğunu bilmeli artık...

Kanlı gömlek ya da başka bir şey. Önemli olan, unutmaması gerekenlere, görmesi gerekeni göstermek...

Pusi havlamalı...

Elif, genç bir kadın. Geçen hafta evinde boğazı kesilmiş olarak bulunuyor. Suç ve Ceza (Star TV) üç gündür cinayetin üstünde... Elif’in evini bölüştüğü bir de minik köpeği var. Adı Pusi. Zaten cinayetin tek tanığı da o. Programa bir veteriner katılıyor. İddiasına göre Pusi gibi ev hayvanları bir hayli duygusal. Travma anlarını hiç unutmuyorlar...

Yani cinayeti çözebilecek tek tanık dile gelse olay hemen noktalanacak. Ve fakat Pusi konuşamıyor...

Ama görmesi önemli; ona travma geçirten şahsı gördüğü anda huysuzlanacağı için katil zanlısını yakalama ihtimali yüksek kısacası...

Sanırım Suç ve Ceza ekibinin durumundan şüphelendiği isimleri Pusi ile yüzleştirmesi yerinde bir hamle olacak. Benim tavsiyem hızlı davranmaları... 

Organize hüsranlar...

Son bir söz de Show TV yetkililerine gelsin. Bir hafta boyunca pazartesi yayınlayacaklarını duyurdukları Shrek 3 isimli animasyon yerine, Organize İşler isimli filmle karşılaşınca ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım... Bu hüsranda yalnız olmadığımı da koca kanalın prime time izlenirliğinin dibe vurmasıyla gördüm. İzleyici sözün arkasını boş görünce organize olup pardon diyebiliyor bazen böyle.

Bindiğini yeme!

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hayatımıza her şey “dan” diye giriveriyor. Uğur Dündar’ın ortaya çıkardığı at eti rezaleti salgın gibi memleketin her tarafına sirayet etti... Ankara alarmda. Bir iddiaya göre koca bir tır dolusu at eti kentin kasaplarına dağıtılmış resmen... Yemeyen bilmez. Ama uzmanı ayrıntılarını dün HaberTürk’teki Haber Masası’na anlattı. Buna göre, bindiğin hayvanı yemek istemiyorsan öncelikle etinin rengine bakacaksın... Soluk, cansız ve kahverengi görünümlü etlerin at eti olma ihtimali yüksekmiş. Bir de tadı manda ya da deve eti gibi ekşi olabiliyormuş... Bu iki ipucuna rağmen bir şekilde atınızı yediyseniz acilen hazmetmeye bakın. Paniğe de kapılmayın; bu ülkede bize neleri yedirdiklerini düşününce at eti kolayca hazmedilir sanırım...

Yeteneğin ayağına gidilir...

Kanal 7’de sessiz sakin devam eden Yetenek Avcısı, Acun Ilıcalı’nın tersine, yetenekleri ayağa getirmek yerine onların ayağında gidiyor...

Geçen akşam Avanos’ta akıllara ziyan bir ağabeyin evine konuk oldu program. Adam resmen yürüyen mıknatıs gibiydi...

Etrafında metalden cama kadar ne kadar eşya varsa, vücuduna yapıştırabiliyordu. Eski tip koca bir ütüyü göğsünün ortasına yapıştırdığını görünce af buyurun ama “yuh artık” dedim içimden...

Vallahi, avcı dediğin izini bırakmaz avının. Yetenek Avcısı bu anlamda muhteşem bir performans sergiliyor. Her şey iyi dans edebileni bulmak değil. Görülmemişi göstermek de ciddi bir iş...