Farklı ülkenin torunları

a
a
Cumartesi, 25 Aralık 2010 - 05:00

Belki sizin ailenizde de farklı bir ülkede yaşayan evlat, gelin, damat, torun sahibi olanlar vardır. Bir ses, bir haber, bir resim bekleyenler uzak diyarlardan... Eskiden, varması günler süren mektupların yolu gözlenirdi. Çekmecelerinizde ecnebi ülkelerin pulları ile dolu pek çok zarf olabilir.
Şimdilerde ise, internet var!
Facebook, en birinci hasret giderme mecrası. Özel günlerin veya günlük yaşamın belgesi fotoğraflar, sanal olarak albümlenip Facebook’a konuluyor.
Mesajlar, durumlar, gidişler, gelişleri, hastalıklar, sevinçler oraya ‘statü’ olarak düşülüyor. Babaanneler, anneanneler, dedeler, evlatları ve torunları ile ‘arkadaş’ oluyorlar!
Boş zaman oldukça, özlem arttıkça, açıp açıp bakıyorlar o Facebook sayfasına! Eve gelen misafirlere bilgisayardan gösteriyorlar torunlarını!
Canlı ve heyecanlı sanal buluşmalar için ise; MSN var, Skype var...
Bir küçük kameracık eklenince bilgisayarlara, hem konuşuluyor hem görüşülüyor.
Hafta sonu, belirlenmiş saatlerde, uzaklardaki torunlar ekranda beliriyor!
El sallamalar, sevinç nidaları, öpücük yollamalar arasında; ekrandan da olsa torununu kucaklamaya çalışan büyükler...
Büyükanne ve büyükbabaların yüzleri bebeklerin hafızasına ekrandan geçerek giriyor!
Bu dünyada en az yarım yüzyılını bilgisayarsız, Skype’siz, MSN’siz rahatça geçirmiş insanlar; sırf evlat ve torun hasretine, taksitle alınmış bilgisayarlara ve saatli internet paketine kavuşuyor!
İşi; daha doğrusu açıp kapamayı, bağlanmayı, kullanmayı, ses alıp görüntü vermeyi öğrenene dek; bir stres bir stres...
Amaaaa, ilk yürüme, ilk çıkan diş, ilk tel sarar, ilk kelime ekrana yansıdığında tüm uğraşlara, taksitlere, o yaşta bilgisayar öğrenme telaşına değiyor!
Siz de ‘sanal büyükanne ve büyükbaba’ iseniz; biliyorum hasretsiniz torununuza...
Yine de dünyanın bir yerinde size ait bir ‘can’ var büyüyen... Ve onu internet denilen acayip bir icat sayesinde de olsa, görüyorsunuz, duyuyorsunuz! Mesafelerin var ettiği ve internetin gideremediği eksiklik ise; torunların kokusu ve küçük kollarının sıcak kucaklaması...
Hayatın size, uzaklardaki canlarınıza sık sık sarılabilme fırsatı sunmasını tüm kalbimle diliyorum.

‘Memlekette Demokrasi Var’

‘Memlekette Demokrasi Var’ adlı film adından çok kadrosuyla ilgimi çekti. Tüm köşeler ‘Av Mevsimi’nden bahsederken ‘Birimiz de ‘Memlekette Demokrasi Var’ı izlemeli ve yazmalı’ diye düşünerek salonda yerimi aldım.
aha ilk sahnede Menderes (Emrah Kolukısa) tiplemesi ile karşılaştığımda filmin karakter tasvirleri ile ilgili sorun yaşayacağımı hissettim.
Gerçekten de film boyunca çizilen ‘memleketimin köylüsü’ imajını ‘acımasızlık derecesinde alaycı’ ve ‘köy insanlarına haksızlık’ olarak nitelendirdiğimi belirtmeliyim. Köy halkı içinde gerek demokrasiye, gerek memleket meselelerine ilgi gösteren ‘iki’ kişinin de ‘deli’ olarak senaryolandırıldığı filmde, ‘ikinci deli’, ‘anten’ lakaplı Sümer Tilmaç, filmin oyunculuk anlamında en başarılı ismi. Diğer başarılı rollerde ise Baradan’ı oynayan Müjdat Gezen’in işveli kız kardeşini canlandıran Huriye (Gülçin Şatıroğlu) ve jandarma eri rolünde kısacık görünmesine karşı oyunculuğunun hakkını veren Şafak Sezer var. Bu sanatçıların güzel oyunculuğu bile, ‘senaryo örgüsünün teklemesini’, ‘çekim tekniğinin zayıflığını’, ‘dönemsel film olgusunun oturtulamamış’ olmasını kapatamıyor. Memleketin en acı süreçlerinden birini işlemeye çalışırken köy insanının ‘memleket duyarlılığını’ ‘bana dokunmayan bin yaşasın’ düzeyinde algılayarak ‘ti’ye’ alan filmin ‘mizahi’ bir bakış açısına sahip olduğunu düşünmek bile, bu ‘ciddi’ kusurları görmemeyi mümkün kılamıyor maalesef.
Türk filmlerinin siyasi mizah konusunda az örnek verdiği son yıllarda gerçekten ‘beğenmek’ isteği ile gittiğim film, bende ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

Soğuk, kar ve beyaz

Evlerimiz için en çok şükredeceğimiz günler belki de...
Ocakta kaynayan tencereden buğulanan camı avucumuzla silip dışarı baktığımızda gördüğümüz resim; artık bembeyaz!
Yollarda beyaz, pudra gibi toz toz uçuşan kar, üstünde oynayan çocukların pembeleşmiş yanakları, karın pırıltısını yansıtan göz bebekleri... Yeşil iğne yapraklıların üstüne serilmiş dantel örtü...
Hepsi iyi, hepsi güzel. Ama ya bizler kadar şanslı olmayanların zorlu yaşamı?..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eksi 4 derecede yaptığı bir çalışma ile evsiz vatandaşlar zabıta, ambulans ve polis ekiplerince sokaktan alınarak önceden hazırlanmış spor merkezlerine veya otellere yerleştiriliyor. Soğuk gecelerde çevrenizde tespit ettiğiniz evsizleri polis veya zabıta telefonlarına bildirerek onları donmaktan kurtarabilirsiniz. Geçtiğimiz hafta sadece İstanbul Belediyesi tarafından 3 günde 145 evsiz yurttaşın misafir edildiği göz önüne alınırsa, uzatılan yardım elinin önemi ortaya çıkıyor!
Evdeki eski kazak ve montlarımızı da üstlerine giydirmek ilk elden yapabileceğimiz bir yardım.
Ayrıca sokak hayvanları ve kuşlar, kış şartlarında yemek bulmakta zorlanıyor. Kapınızın önüne koyacağınız yemek kapları ve ağaçlara asacağınız bayat ekmekler, onların bu kışı atlatmasına yardımcı olacaktır. İnanın, sıcak yatağınıza girdiğinizde daha huzurlu bir uykuya dalacaksınız.