Ferrari: Türk futbolunda taktik yok

Beşiktaş'ın başarılı oyuncusu Matteo Ferrari TFF'nin Tam Saha dergisine önemli itiraflarda bulundu

Perşembe, 01 Nisan 2010 - 11:08

Ferrari: Türk futbolunda taktik yok

İtalya'ya dönmeyi düşünmediğini belirten Ferrari; Türk futbolunu, Türkiye'de yaşadıklarını şu şekilde ifade etti:

"Bir kere Türkiye artık önemli futbol ülkelerinden biri, bunu söylemek lâzım kesinlikle. İtalya ile karşılaştırdığım zaman ise Türkiye liginin fiziksel açıdan daha zor şartlar sunan bir lig olduğunu söyleyebilirim.

"TÜRK FUTBOLUNDA TAKTİK YOK"

Ancak ülkenizde fiziksel yapı ne kadar güçlüyse, düşünsel oyun ve taktiksel içgüdü o kadar az işin içerisine katılıyor da diyebilirim. Fakat tüm bunların arasında en vahim taraf Türk futbolunda taktik yok. Yani ekol olarak bunun eksikliği gözüküyor."

Ferrari, açıklamalarını şöyle sürdürdü:  "Ne Inter'de ne Roma'da ne de başka kulüplerde oynarken böyle bir ortam yaşamadım. Belki örnek vermem gerekirse geçtiğimiz sezon Genoa'da taraftarla bir hayli uyum içindeydik, ancak asla buradaki gibi değildi.

Burada artık nasıl diyeyim, bir kan uyuşmasıydı belki de, daha ikinci ya da üçüncü maçımda taraftarlar coşkuyla adımı bağırmaya başladı. Bu beni çok mutlu etti, aynı zamanda çok da gururlandırdı.

"O GÜN BİZDEN İYİ OLDUKLARI İÇİN ALKIŞLADIM"

CSKA eşleşmelerine bakıldığında bizi iki maçta da yendiler ve çok az şans verildikleri bir gruptan yollarına devam edebildiler. Ben de bu başarılarından dolayı onları alkışladım.

Galatasaray maçı da bunun bir benzeri. Bizi 3-0 yenmişlerdi ve çok iyi bir futbol ortaya koymuşlardı. Fakat bu "Siz bizden iyisiniz" anlamına gelmez, "Siz bizden bugün daha iyiydiniz ve hak ettiniz" anlamına gelir. Kesinlikle saygıyla alâkalı bir durum.

"GENOA BEN GELMEDEN ÖNCE KÖTÜYDÜ"

Defanstaki bütün arkadaşlarımla büyük uyum içindeyim. Onlara elimden geldiğince maç içerisinde moral vermeye, özgüven kazandırmaya çalışırım. Maça adapte olmalarını sağlamak için uğraşırım. "Ben senin için de savaşıyorum, arkanı kolluyorum" duygusunu onlara vermeye çalışıyorum.

Ben sahadayken onların daha rahat olduğunu görüyorum. Şunu da eklemek isterim; Genoa'ya gelmeden önce Genoa'nın ligin en kötü defans hatlarından birine sahip olduğu söyleniyordu.

Akabinde geçen sezon ben oynarken takımın sınıf atladığı ve ligin en kaliteli savunmalarından biri haline geldiği vurgulandı. Ben ayrıldıktan sonra şimdi Genoa savunması yine ligin en kötü defans hatlarından biri. Bu tam olarak neden bilmiyorum ama bir etkim olduğu aşikâr.

"LİPPİ İLE MİLLİ TAKIM ŞANSIM YOK"

Şu anki milli takım hocası ile bir şansım olduğunu düşünmüyorum. Tek cümle ile ifade edebilirim. Onunla hiçbir şansım yok. İtalya'ya dönmeyi düşünmüyorum

Açıkçası ben İtalya'daki düşünce yapısını çok sevmiyorum. O yüzden de dönmeyi düşünmüyorum. İtalya Milli Takımı'na kendi takımında 6 ay veya 1 sene forma giymemiş oyuncular çağırılabiliyorlar.

Oyuncu uzun süre kendi takımında forma giymeyip sadece iki maçta oynatılıyor ve ardından İtalya Milli Takımı'nda 90 dakika görev yapıyor. Bence bu büyük bir adaletsizlik. Adalet çok önemli bir unsur futbolda. Bakın, İtalya'da en iyi takım hiçbir zaman en iyi oyunculardan kurulu olanı değildir.

"BENİM SAYEMDE MİLLİ TAKIMA SEÇİLDİ"

Ben zaten milli takım hayali kurarak Beşiktaş'a transfer olmadım. Çünkü geçtiğimiz yıl Genoa'da oynarken istatistiksel olarak İtalya'nın en iyi beş defans oyuncusundan biriydim.

Bu şartlarda bile çağırılmıyorsam, bu teknik direktörle bir milli takım hayali kurmanın anlamsızlığını görüp Beşiktaş'a transfer oldum. "İyi değil" diye nitelendirdiğin Genoa defansındaki Domenico Criscito milli takıma seçilirken senin tercih edilmediğini de biliyoruz.

Evet. İşte İtalya böyle bir yer. Kariyerimde bu hep böyle oldu. Genoa'da 20 maç beraber oynadığım Salvatore Bocchetti A milli takıma seçildiğinde bana geldi ve "Teşekkür ederim, senin sayende seçildim" dedi.

"İSTANBUL SENTEZ"

Ben Genoa'dan ayrılıp Beşiktaş'a geldim ve artık Bocchetti milli takımda değil. Bunun bir başka örneğinin de Tomas Sivok olduğunu söyleyebiliriz. Senden önce sadece aday kadroda yer bulan savunmadaki ortağın, şimdi Çek Milli Takım savunmasının temel direği olmuş durumda.

Bana göre İstanbul'un Milano, Paris, New York, Londra gibi şehirlerden hiç bir eksiği yok. Hatta tam tersine içerisinde hepsinden biraz barındıran bir sentez gibi adeta.

İstanbul öyle bir şehir ki, isterseniz tarihi ve doğal güzelliklerini bir turist gibi gezebilir, keyfini çıkarırsınız, isterseniz de şık bir restoranda arkadaşlarınızla güzel bir yemek yiyebilirsiniz.

Astoria, Kanyon ve İstinye Park gibi yerlere gidip nefes alıp biraz eğlenebilirsiniz. İstanbul'un bu bağlamda benim için çok çekici bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Burada yaşamak benim için kültürel anlamda müthiş bir beslenme kaynağı."

İstanbul/DHA

4