FETÖ’nün kanlı yüzü 15 Temmuz’da görüldü

Cumartesi, 15 Temmuz 2017 - 05:00

Tüm toplumun FETÖ’nün kanlı yüzünü görmesi 15 Temmuz darbe girişimiyle oldu. Fatura ağırdı; FETÖ’nün darbe girişimine tarihte eşine az rastlanır bir cesaretle karşı çıkanlardan 250 kişi şehit, 2 bin 200 kişi gazi oldu.

Bundan 10 yıl önce, 19 Ocak 2007 günü öldürülen Hrant Dink cinayeti bana Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) kanlı yüzünü göstermişti. İnceledikçe Dink cinayeti dosyasını FETÖ’nün polisinin, ‘polis’, savcısının ‘savcı’, hakiminin ‘hakim’, gazetecisinin ‘gazeteci’ olmadığını söylüyordu.



Onlar FETÖ’cüydü, tek inandıkları Amerika’da yaşayan liderleri, tek aidiyatları örgütlerineydi. 2007 ve 2008 yılları hep bu konuda araştırma yapmak haber yazmak ve kitap hazırlamakla geçti. 2009 Ocak ayında ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabımın kapağında ‘cinayet’, ‘istihbarat’ ve ‘yalan’ kelimelerini kullanmam tesadüf değildi.

Gerektiğinde cinayeti yöntem, yalanı da en yıkıcı silah olarak kullanabiliyorlardı. Oysa yıllarca ‘cemaat’ diye bilinen FETÖ, o yıllarda kendisine, ‘Camia’ sonra da “Hizmet Hareketi” denilmesini istiyordu.

Bense örgütün Dink cinayetinin arkasında gördüğüm yüzünü insanlara anlatmak için geceli gündüzlü bir başka çalışma içine girdim. ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabım yayınlandıktan 7 ay sonra 2009 yılı Temmuz ayında, bu kez cinayetin arkasındaki örgütü anlatmak üzere ‘Ergenekon Belgelerinde Fetullah Gülen ve Cemaat’ isimli kitabımı yayınladım.

Tek derdim, Dink cinayeti ve arkasındaki örgütü daha da önemlisi topluma verebilecekleri zararı herkese anlatabilmekti. Başarılı olduğumu sanmıyorum. Benim dışımda da bunu deneyenler oldu ama hepimizin yolu Silivri Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde birleşti!

Her dönemin iktidarına yaslandı


1980’li yılların başından itibaren devlete sızmayı, kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeyi bir strateji olarak uygulayan FETÖ, her dönemin iktidarlarına yaslanarak ayakta kalmayı başaran gerçek iktidar sahibi örgüt olarak varlığını korumayı başardı.

2000’li yıllara kadar devletin tüm kurumlarına sızdı. TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nun deyimiyle özellikle 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla birlikte FETÖ, “Paralel Devlet aşamasına geçti.” 2002-2012 arasında FETÖ devlet içinde öyle büyüdü ki, gerçek güç sahibi olarak, önce 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı’nı tutuklama, ardından da 17/25 Aralık operasyonlarıyla ortaklık yaptığı hükümeti devirmeye karar verdi. 2013’e gelindiğinde 14 bine yakın hakim ve savcının 4 bin 200’ü FETÖ üyesiydi.



81 ilin Emniyet İstihbarat Şubesi müdüründen 74’ü, bu istihbarat şubelerinde görev yapan 7 bin personelin 6 bin 500’ü FETÖ’cüydü. FETÖ ile bağlantılı 5 bin civarında şirket var ve şu ana kadar FETÖ’ye finansal destek sağladığı iddiasıyla TMSF’ye devredilen şirket sayısı da 700’e yaklaştı. İş dünyasında TUSKON isimli çatı örgütü kendisine bağlı 7 federasyon ve bunlara bağlı 211 üye dernekle faaliyet gösterir hale gelmiştir. Üye iş adamı ve girişimci sayısı 2014 yılı itibarıyla 55 bin civarına erişmişti.

FETÖ anaokulları, kreşler, ilk, ortaokul ve liseleri, dershaneleri, üniversiteleriyle eğitimde, televizyon ve gazeteleriyle medyada, hastaneleriyle sağlıkta yani hayatın hiçbir alanında boşluk kalmayacak şekilde yapılandı. AKP kendi eliyle büyüttüğü canavarı görmedi. O canavarın gerçek yüzünü görmesi için 7 Şubat 2012 MİT krizi ve 17/25 Aralık 2013 operasyonlarını yaşaması gerekti.

Bu, iktidarın gözünde ‘Cemaati’ ‘Paralel Devlet’ haline getirdi ama tüm toplumun FETÖ’nün kanlı yüzünü görmesi 15 Temmuz darbe girişimiyle oldu. Fatura ağırdı; FETÖ’nün darbe girişimine tarihte eşine az rastlanır bir cesaretle karşı çıkanlardan 250 kişi şehit, 2 bin 200 kişi gazi oldu.

FETÖ 15 Temmuz’da devleti bu şekilde ele geçirmeye çalıştı. Darbe planlarını buna göre yaptı ama Türk halkının destansı direnişiyle karşılaştı. Tam bir yılda 50 bine yakın FETÖ’cü tutuklandı, 50 bini denetimli olarak serbest bırakıldı. On binlerce darbeci yargı önünde hesap veriyor. Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre hakkında soruşturma başlatılan ve şu ana kadar işlem yapılmayan 33 bin kişi var. Yani FETÖ ile ilgili adli mücadele hala sürüyor ve devam edecek.

Hâlâ tehlike var mı?

En çok karşılaştığım sorulardan biri şu: Peki hala devletin kurumları içinde FETÖ’cü yapılanma tehlikesi var mı? Ben bu yazıyı hazırlarken ajanslar şöyle bir haber geçiyordu; “FETÖ ile iletişimi kopan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli ve örgüte bağlı rütbeli personelle tekrar irtibat kurabilmek için oluşturulan ve ‘ÜMİTÇİ’ diye adlandırılan yapıya yönelik operasyonda, 7 kişi gözaltına alındı.

Yani sorunun yanıtı, evet hala böyle bir tehlike var. İsterseniz, bu konuda Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın tespitlerine bakalım; 2006 ile 2015 arasında askeri okullara alınan 5 bin öğrencinin yüzde 80’i FETÖ ile ilişkili. Bu demektir ki, 10 yıl içinde alınan 50 bin subay astsubayın 40 bini FETÖ’cü.

Bu rakamlara 1986 yılından beri her yıl askeri okullara giren bin dolayınca FETÖ iltisaklı subay astsubayı da eklediğimizde, FETÖ’nün TSK içinde varlığı 70 bin kişiye ulaşıyor. Bu da şu anda 140 bin kişilik subay astsubayın yüzde 50’si demek.

Bugüne kadar TSK’dan sadece 7 bin 500 kişi ihraç edildi. Bu nedenle olsa gerek Ankara Cumhuriyet Savcılığı 1986 yılından itibaren askeri okullara giren tüm subay astsubayların dosyasını tek tek incelemeye aldı. Şüpheli görülenlerin TSK ile ilişkisi kesilecek.