Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Filler tepişiyor, çimler eziliyor

Pazar, 18 Haziran 2017 - 05:00

Türk toplumu üçe bölünmüş durumda: dindar muhafazakarlar, laik cumhuriyetçiler ve Kürtler. Dindar muhafazakarların arasında güç ve iktidar kavgası koptu, darbe girişimine kadar gitti iş.

Şimdi dindar muhafazakarlardan oluşan iktidar, hücrelerine kadar sızmış diğer grubu devletten temizlemek için mücadele ederken bu kavgada taraf olmadıkları halde muhalif olan laik cumhuriyetçiler, fırsattan istifade, tokadı yiyor.

Kürtlerin payına da erken kalkıştıkları özerklik ayaklanmasının bedelini en ağır biçimde ödemek düşüyor. Devletin, bekaasına kastedenlerle hesaplaşması elbetteki haklıdır, ancak bu hesaplaşmada gözetilmesi gereken intikam ve öç alma değil, adalet, hukuk ve vicdan olmalı.

KHK’larla sorgusuz sualsiz ve gerekçesiz, işlerinden atılan, açlığa mahkum edilen insanların kendilerini açlıkla ifade etmesinden daha anlamlı bir protesto olabilir mi?

Açlık grevi yapan insanların tutuklanması ve ölüme yaklaşmalarını umursamadan izlemek nasıl bir vicdansızlıktır? Haksız tutuklamalara ve infazların peşin hale getirilmesine daha ne kadar sessiz kalalım?

Yürümeyip de ne yapsaydı?

Kılıçdaroğlu, yürümeyip de ne yapsaydı? Kendisini de almalarını mı bekleseydi? Hukukta çare tükendiği için sokağa çıkıp yürünüyor! Muhalefet partisi, ikinci kez kazanır gibi olduğu sandıkta kaybetti. Birincisinde kendisine iktidar verilmedi.

O zaman yürünmeli, iktidarı istiyoruz denmeliydi! İkincisi, kuşkulu referandum sonuçlarıdır. Bari ondan sonra yürünmeliydi! Onlarca sandıkta onlarca şüphe, imzasız oy pusulası skandalı! Karşı taraf silahlanmıştı, kan dökülür diye sorumluluk alamadık açıklamasını yaptı Kılıçdaroğlu.

Son damlanın bardağı taşırdığı durum, Enis Berberoğlu’nun bir haber yüzünden casuslukla suçlanıp 25 yıla mahkûm edilerek anında kelepçelenip götürülmesidir. Bu bizim oğlana oldu diye değil, ama arkası çorap söküğü gibi gelecek diye! Nitekim dün Cumhurbaşkanı açıkça sıra sende dedi!

Adalet arayan herkese açık

Oyürüyüş, adalet arayan herkese açık. Kürtler diyor ki “Bizim de şu kadar milletvekilimiz tutuklu. Biz de adalet arıyoruz, bizi dışlamayın.” Davetiye beklemeyin. Veysel Baba, 10 aydır tutuklu Hava Harbokulu öğrencisi oğlu ve arkadaşları için bastonuna dayanarak yürüyor.

Erdoğan’ın Hasan abisi, Cemal bile yürüyor! Bir millet yürüyor, siz niye yürümüyorsunuz? Bari ağzından bir adımızı duysak diyorlar! Bir Kürt lafı çıksa? Etnik ayrışma da böyle bir şey işte.

Şirin Tekeli’ye veda etmek

Türkiye’nin teorisiyle, pratiğiyle ilk bilinçli feministi. Doçentlik tezinden vakfettiği tüm servetine kadar herşeyiyle kadın hakları için çalıştı. Şirin Tekeli, hayata veda ettikten sonra kalan tek varlığı, bedenini de bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere, yani kadavra olarak İstanbul Üniversitesi’ne bağışlarken aslında dünyada hiçbir şeyde gözü olmadığını nasıl da güzel anlatıyor!

Tabutu, kadınlar tarafından taşındı. Kurucusu olduğu ve servetini vakfettiği Kadın Eserleri Kütüphanesi’ndeki anma töreninde de çoğunluk kadınlardaydı. Kadın hakları için çıkarılan yasalardan, Mor Çatı’dan Kader’e, kuruluşunda bulunmadığı vakıf, dernek yok.

Onun önderliğinde ilk kez Yoğurtçu Parkı’nda Kadına Karşı Şiddet yürüyüşüne katılmıştım. Anısı hep örnek olacak. Nazan Moroğlu’nun önerisi en güzeli: Üniversiteli kız öğrencilere adını taşıyan sertifikalı kadın hakları semineri. Bilinç tam da şimdi lazım!