Fotoğrafınıza bakıp kuklanızı yapıyor

İskener Güray bir kuklacı. Evinde İstanbul manzarasına karşı hamurunu şekillendiriyor, sonuçta ortaya insanı gülümseten kuklalar çıkıyor

Pazar, 13 Haziran 2010 - 05:00

Fotoğrafınıza bakıp kuklanızı yapıyor

RÖPORTAJ:Eylem Keskin

eylem.keskin@posta.com.tr

 Fizik mühendisi bir insanın kuklacılığa geçiş öyküsü eminim çok ilginçtir...

Biliyorsunuz çocuklara küçükken hep mühendislik, doktorluk, öğretmenlik gibi meslekler aşılarlar. Ben aslında çalışmayı seven bir öğrenci değildim ama fizik ve matematikte çalışmaya ihtiyaç duymadan da başarılıydım. Lise bittikten sonra İTÜ Fizik mühendisliğini tercih ettim. Bu okulu bitirmek zordu ve bitirmek için çok çalıştım. Mezun olduktan sonra da uzun süre bir firmanın Türkiye temsilciliğini yaptım.

 Sonra?

Fizik mühendisi olmayı ve fizik bilmeyi hep sevdim. Bu birikimi hayatımın her aşamasında kullandım ve kullanacağım da ama masa başı çalışmanın bana göre olmadığını anladım. İstediğim mesleği de yapmıyordum. Bu yüzden psikolojim bozuldu. İşi bırakıp yeni bir hayata başlamak istiyordum ama cesaretim yoktu. Hep yeni bir şeylere başlamak için çok geç kaldığımı düşünüyordum.

Nasıl cesaret ettiniz?

Antidepresan almaktan ve istemediğim bir işte çalışmaktan çok sıkılmıştım. Bir anda her şeyi bıraktım. İlacı ve en önemlisi işimi bıraktım. Ben bunları bırakınca, evliliğe giden ilişkim de bitti. Bu olay, bizim hayata tamamen ayrı köşelerden baktığımızı ortaya çıkarttı ve bana daha güvenli bir hayat beklentisi olduğunu söyledi. Ben güvensiz hayatı, o da bensiz hayatı seçti.  

Ve yeni bir hayat başladı?

Evet, yeni hayatı rayına oturtmak öyle çok kolay olmadı ama ben mücadeleyi sevdim. Başlangıçta kimse benim parasız yapacağıma inanmadı ama yaptım. Hayat standardımı ve alışkanlıklarımı değiştirdim. Ekmek arası şeker yediğim de oldu, buzdolabının bomboş olduğu gün de. Ama sonunda istediğimi yaptım. Evimin bir kısmını atölye haline getirdim. Sonra da kukla ve resim yapmaya başladım...

Kukla merakı nereden geliyor?

Benim yaratmaya hep merakım vardı. Babam hukukçudur. Babamın görevi gereği yazları İmralı adasında lojmanda kalıyorduk. İmralı o zaman yarı açık cezaeviydi. Gönüllü mahkumlar lojmanda, tarlada, bağda bahçede çalışıyordu ya da hayvancılık yapıyordu. Benim içinse orası yazlık, sessiz sakin bir butik otel gibiydi. O zamanlar 7-8 yaşlarındaydım. Mahkumlarla arkadaşlık ederdim. Biri 8 dil biliyordu. Kamptaki duvarlara çok güzel resimler yapıyordu, ben de onu izliyordum. Sonra bana da resim yapmayı öğretti.

Arkadaş ve hocanız oldu yani...

Benim için bir abiydi, 28-30 yaşlarındaydı. Bütün gün fırça darbelerini izliyordum. Bana tuvalde resim yapmayı öğretiyordu. Yaz tatili boyunca onunla resim yaptım, bana resmi o sevdirdi. Hatta bir mahkum da yüzmeyi öğretti. Oradaki herkese, bana öğretildiği gibi saygıyla, sevgiyle yaklaştım. Hepsini sevgiyle anıyorum.

Size resmi sevdiren mahkumun suçu neydi?

Suçunu hiçbir zaman söylemedi, zaten bunlar da mahkumlar arasında konuşulmazdı. Ama siyasi bir mahkum olduğunu biliyordum.

Sizde derin izler bırakmış anlaşılan...

Evet, farkında olmadan hayatıma yön vermiş oldu. Çünkü okuldayken resim, müzik gibi dersler asla meslek olarak görülmüyordu. Hatta yaza doğru daha çok ders çalışalım diye o dersler iptal edilirdi. Ben de fiziği ve matematiği sevdiğim için fizik mühendisliğini seçtim. O mahkum bana resmi, babam da ahşabı sevdirmişti. İkisi birleşti ve ortaya kukla yapımı çıktı.

İmralı’da yaşadığınız, aklınızda kalan bir çocukluk anınız var mı?

Olmaz mı? Bir keresinde yanaşan vapurla iskelenin arasına düştüm. Herkes paniğe kapılmış, ben de yüzerek iskelenin diğer tarafından çıktım. Bir keresinde de İmralı’da sabah uyandım, annem babam evde yok. Ablam içeride uyuyor. Merak ettim çünkü bizi bırakmazlardı ve ablamı uyandırdım. Onları aramaya çıktık, babam deniz kenarında balık tutuyor annem de tek başına plajda oturmuş onu izliyordu. Şafak yeni sökmüştü. Bu aslında benim için mutluluğun resmiydi. Babamın kovasına doğru yaklaştım. 7-8 tane lüfer vardı. Kovanın içine elimi soktum ve müthiş bir acı hissettim. Kova kandan gözükmüyordu. Lüfer elimi kapmış. Bir türlü elimi bıraktıramadık. Balığın kafasını kopardık. Nasıl ısırdıysa düşünün artık elime dikiş attırmak zorunda kaldık!

Ahşapla da mı İmralı’da tanıştınız?

Hayır, daha çok küçüktüm, evimizin bir odası babamın ahşap atölyesiydi. Hobi olarak gemi maketleri ve daha büyük eşyalar yapardı. O ufacık odada kendi eliyle bana ve ablama ahşap birer kitaplık, eve de büfe yapmıştı. Ahşabın kokusu o zaman beynime işledi. O günden beri kendimi bildim bileli elime geçen her türlü malzemeden bozulanlar ve “Söz, içine bakıp kapatacağım” deyip, içini açıp bozduklarımdan, bir şeyler yarattım.

Kararınızı verip atölye kurduktan sonra işler nasıl yoluna girdi?

Aslında hemen girmedi. Önceleri karakalem resim yaparak geçimimi sağlamaya çalıştım. Para kazanabilmek için kafelerdeki dekorasyon işlerinde marangozluk yaptım. Yine bir kafeye sahne yaptım. Arada bir organizasyon işlerinde çalıştım. Kurumsal olmayan her türlü işi denedim. Biraz para kazanmaya başladım. Tabii kendimi geçindirecek kadar.

 Sonra?

Kukla yaparak hayatını idame ettiren iki arkadaşım vardı. Bir süre onlarla çalıştım. Onların yaptığı bir seri işe mekanizma tasarladım. Sonra kendi atölyeme de iş almaya başladım.

Ne tür işler?

İnsan kuklaları. Aslında müşterilerim genelde kadınlar. Kadınlar eşleri, arkadaşları ya da yakınları için kukla yaptırıyorlar. Kime hediye vermek istiyorlarsa onun fotoğrafını getiriyorlar. Ben de kuklalarını yapıyorum. Kukla çok güzel bir hediye bence. Bir kere herkesi gülümsetiyor. Kuklası yapılan kişi de daima gülümsüyor. Düşünün bir kere, bir adamın kuklasını yapıyoruz, ömrü sahibinin ömründen çok daha uzun. Kukla evin bir köşesinde durduğunda herkes ona gülümseyerek bakıyor. Onu gülümseyerek hatırlıyor ve sahibinden sonra da insanlarla bu gülümseten iletişimi kurmaya devam ediyor. Bir büstünüz ya da heykeliniz olabilir ve bu çok daha iddialı bir tavır. Bir kuklanızın olması çok daha sempatik.

İlk kimin kuklasını yaptınız?

Kendi kuklamı yaptım. Başarabilecek miyim diye aynanın karşısına geçtim ve kendi kuklamı yaptım. Sonra bozdum, biraz narsist bir tavır gibi geldi bana ama modele ihtiyacım vardı ve başka kimi bağlayabilirdim karşıma 15 gün boyunca. Sonra fotoğraflardan babamın kuklasını yaptım. Herkes çok beğendi. Ona söz vermiştim, hediye edecektim ama benim evimde duruyor. Sanırım sözümde duramayacağım. Zaten sonra da işler gelmeye başladı. Amacım resim ve heykellerden oluşan bir sergi açabilmek.

Birinin kuklasını ortalama kaç günde yapıyorsunuz?

Bir kukla yapımı ortalama 10- 15 gün sürüyor.

Ücretler nedir?

Fiyatlar kuklanın büyüklüğüne, üzerindeki kıyafete, aksesuara göre değişiyor. 1000 liraya da kukla yapıyorum, 10 bin liraya da.

4