Furkan'ın hesabı İHH'den sorulmalı

Cuma, 18 Haziran 2010 - 05:00

Başbakan, İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik operasyonunu “devlet terörü” olarak yorumlamakta son derece haklı. Türkiye’nin uluslararası bir soruşturma komisyonu kurulması talebi de yerinde. Peki Türkiye kendi soruşturmasını yapacak mı?

Başbakan’ın dilinden düşürmediği 19 yaşındaki Furkan’ın öldürülmesinde İsrail birinci derecede sorumludur.

Peki, İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) hiç mi sorumluluğu yok? İsrail’in, “Gazze’ye giderse vururuz” diye açıklama yapmasına rağmen Mavi Marmara’nın ambargoyu delmek amacıyla bölgeye sürülmesi ölüme bile bile davetiye çıkarmak değil mi?

Gemi neden Komor bayraklı?

İHH, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nden ihale ile aldığı Mavi Marmara gemisinin Türk bayrağını indirmiş, Komor bayrağı çekmiş. İkincisi varış rotasını Kıbrıs üzerinden Lübnan olarak beyan etmiş.

Tam bir minare-kılıf hikayesi!

Peki gemi Türk bayrağı taşısaydı ne olurdu? Sorunun cevabını Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım şöyle veriyor: “Yabancı bayraklı olup olmaması arasındaki fark hukuki yönden etkiler. Statüsü başka olur. Doğrudan bayrağımızı taşıyan gemimiz olsa başka imkanlarımız olur. Ama kendi bayrağımız olması durumunda, fiilen ülkeye yapılmış saldırı gibi algılanabilirdi.”

Lübnan diye yola çıkmış!

Gazze’deki ambargoyu delme amacında olduğu “sağır sultan” tarafından bile duyulmuşken, rotasını Lübnan olarak beyan eden Mavi Marmara’nın uluslararası bir sorun çıkarabileceği hükümet tarafından hesaplanamadı mı?

Bakan Yıldırım bunu da şöyle cevaplıyor:

“Gemilerin çıkışına izin verilmesi eleştirisi anlamsız. Neye dayanarak izin vermeyecektik? ‘Ben Lübnan’a gideceğim’ diye çıkış yapıyor. Nereye gideceğini bilemeyiz ki. Beyan neyse çıkış verirsin. Türkiye’nin seyahati engellemesi diye bir şey olamaz. Aksi durum ‘zorbalık’ anlamına gelirdi.”

Sonucun ne olacağı biliniyordu

Ve sonunda 19 yaşındaki Furkan dahil dokuz Türk vatandaşı İsrailli komandolar tarafından uluslararası sularda vahşice katledildi. Ölenlerden bazılarının yakınları, “Şehit olmaya gitmişti” diye açıklama yaptılar. Yani sonucu ne olacağı biline biline geminin yola çıkmasına izin verildiği açık.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, çıkmış, hükümetin bu işin arkasında olmadığını söylüyor. Eğer samimiyse, geminin bayrağını değiştiren ve varış limanı hakkında gerçek dışı bilgi veren İHH hakkında da bir soruşturma açmalı.

Eğer yapılmıyorsa, Başbakan dahil AKP hükümeti 19 yaşındaki Furkan’ın hayatının baharında toprağa verilen bedenini siyaset malzemesi haline getirmemeli.

Fethullah Gülen’e neden sesiniz çıkmıyor?

Mavi Marmara’da yaşanan katliama Türk basını ilk günden itibaren duyarlılık gösterdi. İnsani dramları kamuoyuna yansıttı. Ancak Başbakan Erdoğan gittiği mitinglerde yine basını hedef göstermeyi seçti. Türk basınını Mavi Marmara’daki gazetecilere sahip çıkmamakla suçladı. Gemi olayı konusunda eleştiri yapanları da “İsrail’deki gazetelerle Türkiye’dekiler aynı başlıkla çıkıyor” diyerek etiketlemeye uğraştı. Ancak nedense Fethullah Gülen’in, “Yardım konusunda İsrail devletinin izni alınmalıydı” açıklamasına hiç tepki göstermedi. IHH Başkanı Bülent Yıldırım, “Hocaefendi’yi severiz yanlış anlama var herhalde” gibi bir şeyler söyledi. Hükümet içinden bir tek Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, “Uzaktan öyle görünüyor” diyebildi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bile Gülen’e hak verdi. Ama hükümet adına Gülen’e cevabın Başbakan Erdoğan tarafından verilmesi gerekmez mi?