Füze Kalkanı'nın düğmesi: Konyalıdan başkasına bastırmam!

a
a
Pazartesi, 29 Kasım 2010 - 21:20

 -Baba bu NATO… FETO, FATO, KETO, MOTTA, TATTOO, TOTO gibi bir şey mi?
 
-Oğlum NATO dediğin Güney Kore’de bir kenttir. Bir adı da Pusan’dır. Burada Türk Şehitliği vardır. Yani NATO, Türkiye’nin üzerine ‘vazife olmayan’ şeyleri yapması anlamına gelir. Bizde NATO’ya, ‘NATO kafa, NATO mermer’ denir.
NATO’nun günümüzdeki açılımı Nazik Aletleri Türkiye’ye Oturttururuz.
 
Bu nedenle kimi der ‘Yolumuz devrim yolu’ kimi de ‘Umudumuz NATO yolu’. NATO yolu, Üsküdar’a, Ankara’ya olduğu kadar İncirlik’e de çıkar. Eski büyüklerimizden Süleyman Demirel, İncirlik için “Üs yok, tesis var” derdi. Buna karşı çıkan Necmeddin Erbakan Hoca’da “Üs yok, testis var” saptaması yapardı.
 
“Ordu’nun dereleri, aksa, yukarı aksa” türküsü sonuç getirmeyince de, bu kez ‘havayı dinlemek’ için de Ünye’ye ‘füze radar tesisleri’ konuşlanmıştı… Bu kadar bilgi yeter, fazlası zarardır oğlum!
 
Nükleer füzelerin ‘kediye yüklenmesi’!
 
NATO’nun Lizbon’daki ‘stratejik konsept’ zirvesi sonuç bildirgesinin sadece kamuya açıklanan kısmında İran, Suriye ya da Kuzey Kore adının geçmemesi, nükleer füzelerin ‘kediye yüklenmesi’(!) anlamını taşımıyor. Fransa’nın 2003 yılında İran’a 10,5 milyar Avroluk sadece silah satışını hafızasından silen, bu ‘altıgen ülkenin’ Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye, Tahran, ‘nankör kedi’ dese hakkıdır.
 
Tehdidin kaynağı Tutsiler
 
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Tehdit kaynağı İran değilse Senegal midir?” örneğini genişletmek gerekir. Tehlikenin ‘Akdeniz’deki foklardan’ kaynaklanma ihtimali nedir?
 
Bu tehdidin menşei Babiller, Asurlar mı acaba? Hurriler ya da Amoritler ile Elamları da unutmayalım ha! Yoksa Perslerden, Medlerden mi çıkıyor bütünbu maraza? Sakın ‘Somalili korsanlar’ olmasın potansiyel tehlike. Tutsilerle, Zuluları atladık bak!
 
AB’nin ‘kuyruğu’
 
Lizbon zirvesinin ardından “Türkiye NATO’da ‘kanat’ ülke olmaktan çıkıp, önemli aktör haline gelmiştir” gibi söylemler, AB’nin de ‘kuyruğu’ olduğumuz gerçeğini kamufle etmeye yetmez. Ayrıca rampa mıdır, kalkan mıdır, durdurucu mudur, susturucu mudur her neyse, ‘füzeperverlik’(!) de Polonya ya da Çekoslovakya’nın önüne geçip dalkavukluğa soyunmanın anlamı yoktur. Gökten yağacak olan ‘nur’ değil, nükleer başlıktır, radyasyondur, felakettir, sondur. Füze sallandı mı ‘one minute’ dinlemez.
 
NATO’dan fazla NATO’cu
 
Çağdaş Türkiye’nin yüzü tabii ki Batı’ya bakar. Bu yüzden hâlihazırda ‘Kuzey Atlantik Paktı’ üyesi Türkiye, sadece ‘NATO’dan fazla, NATO’cu olmamaya’ dikkat etmelidir. ‘Araptan fazla Arapçı’ da.
 
Hükümetin izlediği çok yönlü diplomasi, Afrika’ya, Asya’ya, Uzakdoğu’ya, Kafkaslara, Balkanlara, Arap dünyasına kısaca tüm dünyaya açılımı gerçekten takdire şayan bir durumdur. Ancak çok yönlü siyasetin kuralı, her bloğa eşit mesafede, tam tarafsız durmaktır.
 
Hem İsa’ya, hem Musa’ya
 
‘Ilımlı İslam ülkesi’ diye nitelendirilen bir ülkeden hem İsa’ya, hem Musa’ya yaranmak kolay değildir. NATO zirvesinden sonra ‘Türkiye, Lizbon’da (1 Mart) tezkere bıraktı’ gibi bir sonuç çıkmasın diye Lübnan’da “İsrail’in yaptıkları karşısında susmayacağız” şeklinde konuşan Başbakan Erdoğan ‘Arap Kalkanını’ bir kez daha kullanmış oldu.
 
Kırıkkale tüfekleri
 
İsrail’in, Nazi Almanya’sı döneminde Musevilerin yaşadıklarının bedelini, adeta Arap dünyasından hatta Türkiye’den çıkarmaya kalkışması, insanlık onuruyla bağdaşmayan bir durumdur. İsrail’in Ortadoğu’yu kana bulamaya hakkı yoktur. Bununla birlikte Türkiye’nin öncelikleri, menfaatleri ilk sırada gelir. Devlet denen mekanizma maalesef ki katıdır, duygudan yoksundur, bencildir. Diğer açıdan bu coğrafyalarda Türkiye ile rekabet içinde bulunan ülkelerin İran, Mısır, İsrail, hatta Suriye, hatta hatta Azerbaycan olduğunu da unutmamakta fayda vardır. Otuzu aşkın ülke nükleerleşip, savunma sistemlerini geliştirirken, Türkiye ‘Kırıkkale tüfekleri’ ile yetinecek değildir.    
 
Jüpiter derken Mars’a gidiyorduk
 
1959-1962 yılları arasında Washington’un, İzmir’e yerleştirdiği ‘Jüpiter Füzeleri’ ile Sovyetlerin Küba’da konuşlandırdığı orta menzilli füzelerin yarattığı kriz, Kennedy ile Krushchev’in mektup trafiğiyle çözüm bulmasaydı, 3. Dünya Savaşı’na neden olacak, Türkiye de ‘Mars’a gidecekti. 
Kıtalararası Balistik Füzeleri henüz olmayan Tahran’ın, en keskin Amerikan muhalifleri Küba ya da Venezüella’ya, en gelişmiş 2 bin kilometre menzilli ‘Aşure Füzelerini’ yerleştirebildiğini ‘0 ihtimalle’ düşünecek olursak, ayıkla bu mübarek tatlıdan pirincin taşını…
 
Komşularla 0 sorun politikası
 
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘komşularla 0 sorun politikasının’ suya düştüğü argümanları hiç doğru değil. Maazallah 5…4…3…2…1…0Booom
 
Terör kadar savaş denen vahşetin, katliamın, iğrençliğin, pisliğin karşısına da böyle acımasız esprilerle çıkmak gerekiyor!
 
‘Balta’ olan ‘Çekiç Güç’
 
1991’de Türkiye’ye gelip, kalış süreleri ‘27 kez uzatılan’ ve memlekete ‘balta’ olan ‘Çekiç Güç’ün 2003’te yolcu edilmesine kadarki dönemde çevirdiği herzeleri unutanların, bu uğurda bir suikasta kurban giden Eşref Bitlis Paşa’nın raporuna tekrar göz atmalarında da fayda vardır. Çünkü çekici olanın illaki çivisi vardır. Nereye çakacağı da belli olmaz.
 
Tahran, ‘Şaaap’ (Şahap-3) füzelerini herhalde Türkiye’ye karşı üretmiyor. İran, Amerika’yı ‘şaapacak’ diye de Türkiye’nin, füze altına gitmesinin bir âlemi yok.
 
Düğmeye kim basacak?
 
Füze kalkanına, Türkiye ‘çuval’ giydiremeyeceğine göre, bu zamazingoya münasip bir yer bulunup oturtulacağı, ancak ayağı iyice alıştırdıktan sonra bununla yetinilmeyip yanına sustalı, kama, saldırma ve kılıcın da ilave edileceği kuvvetle muhtemeldir. Hele hele böyle bir aşamadan sonra düğmenin kimin elinde olacağının kıymet-i harbiyesi yoktur. Düğme NATO adı altında Washington’dadır. Fantezi yaparak, bu felaket eylemin Türkiye’ye bırakılacağını bir an için düşündüğümüzde düğmeye basacak kişi, ‘Kurtlar Vadisi Irak’taki üstün başarılarından dolayı ya Polat Alemdar olursa?
 
“Hani de benim 50 dirhem pastırmam,
Konyalıdan başkasına bastırmam!”