Galatasaray cephesinde değişen bir şey yok

a
a
Pazar, 19 Eylül 2010 - 10:50

Tatsız tutsuz bir maç izledik. Bunun temel nedeni, patates tarlalarını kıskandıracak İzmir Atatürk Stadı'dır. Bu noktada "Galatasaray iyi değildi", "Misimovic ortalarda görünmedi", "Pino saç baş yoldurttu" diyemeyiz.

Çünkü ortada aslında sahaya benzeyen ama futbolcuların attığı her adımda, sanki Veliefendi'de Gazi Koşusu'nde son düzlüğe girmiş atların nalllarından çıkan çimler gibi koca koca parçalar çıkan futbol sahasına sadece şeklen benzeyen bir yer vardı.

İHALESİ 321 MİLYON DOLARLIK LİG

321 milyon dolarlık televizyon ihalesine sahip ligde, böylesi bir zeminde futbol oynanması önce insan ve sporcu sağlığına sonrasında da futbola ihanettir. Nasıl ki, UEFA, Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımların statlarına bazı kriterler getirip, incelemeye alıyor, Türkiye Futbol Federasyonu da böyle bir uygulama içinde bulunmalı. Tabii görünürde var fakat fiili olarak uygulanmıyor.

Senelerdir bu ülkede "İzmir'in neden hiç takımı Süper Lig'de değil?" diye feryat edenlere "İzmir önce kendisine yakışır bir stadın yollarını arasın" diye seslenmek istiyorum.

VAR GİBİ GÖRÜNEN AMA OLMAYAN ORTA SAHA

Dönelim maça. Böyle devam eder mi etmez mi bilinmez fakat şu var ki, Galatasaray'ın oynadığı futbol taraflı-tarafsız izleyen kimseyi memnun etmiyor. Galatasaray'ın da orta sahası aslında İzmir Atatürk Stadı'na benziyor.

Nasıl dışarıdan bakıldığında Atatürk Stadı çimiyle, tribünüyle, kaleleriyle bir stada benziyor ama futbol oynanmaya başladığı andan itibaren tarla görünümüne kavuşuyorsa, sarı-kırmızılı takımın orta sahası da aslında varmış gibi görünüyor. Bir nevi Kapalıçarşı gibi, gelen gidenin haddi hesabı yok. Rakip ister Bucaspor olsun, ister OFK Belgrad, isterse de Eskişehir, değişmeyen bir gerçek halini almaya başladı.

Oysa herkes gayet iyi biliyor ki, Galatasaray'ın en ciddi sorunu orta sahada. Her rakibin bastığı, sertlikle yıldırabildiği, hatta rakip baskı yapmadan bile rahatça top kaybeden bir takım görüntüne ulaştı. Galatasaray, geçen yıldan bu yana garip bir refleks göstermeye başladı rakiplerine karşı.

EZİYETİN BİTMESİNİ UMUTLA BEKLEMEK

Başarılı olduğu her dönemde, sürekli hücumu düşünen yapısı ve gole ulaşma iştahı artık skorun üstüne yatan bir takıma evrilmiş durumda. Evet, kazanana bu ülkede hep haklı gözüyle bakılır fakat papazın pilava iştah kabartmayacağı günleri de görebiliriz.

Hepimiz görüyoruz sahanın içinde olan bitenleri. Bu iş için doktora yapmaya, tez hazırlamaya gerek yok. Bu sezon geride kalan maçları gördükten sonra kim Galatasaray'ın geriye düştüğü bir maçı lehine çevirebileceğini söyleyebilir?

Her izlediğim maçta sıkılmaya başladım. Üstelik aynı senaryolarla kurgulanmış, roman tadında maçlar olmaya başladı. Galatasaray biraz bastırır, bir biçimde öne geçer, golü attığı andan itibaren bütün oyunu sahasında kabul edip, birtaç cılız kontraatak yapar. Alman filozof Nietzsche'nin dediği gibi, "Umut sadece eziyetin süresini artırır." Bekliyoruz, bu eziyet ne zaman bitecek diye.

FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ

Ufuk: Ben de inanmaya başladım, galiba kaleyi alıyorum.
Serdar Kurtuluş: Bu sağ bekte oynayan sakatlanıyor. Aha ben de sakatlandım.
Neill: Umarım Serdar sakatlanıp beni sağ beke geçirmezler.
Servet: Artık farkındayım, taca yollarım topu alkışı alırım.
Insua: Anfield'dan indim İzmir Atatürk Stadı'na.
Mustafa Sarp: Elano, Cana kim var kim yok hepsini yedekledim.
Ayhan: Golü attım artik herkes susar
Kewell: Bugün sahada var mıydım yok muydum anlamadım?
Misimovic: Asist kralıydım, ırgat oldum.
Pino: Neyse ki takım anladı öyle kolay kolay pas vermeyeceğimi.
Baros: Her maçta tek başıma rakip defansın tamamıyla boğuşuyorum yetti.
Cana: Bütün hafta basının malzemesiydim, 10 dakikada da olsa forma giydim.
Aydın: İlk 11'de oynamayı bekliyordum, yıkıldım.
Gökhan Zan: N'oluyor ya, sarı-kırmızı forma ne alaka? Haa doğru ya transfer oldum ama sakatlıktan forma giyemedim hiç