Galiba bir kere âşık olunuyor

Hayatı film yapılmak istenen, Takva'nın başarılı oyuncusu Öznur Kula'yla hayatına dair konuştuk

Cumartesi, 16 Ocak 2010 - 05:00

Galiba bir kere âşık olunuyor

Öznur Kula’yı ‘Takva’daki performansıyla tanıdık. Sonra başka projeler, başka başarılı oyunculuklar onu izledi. Dizilere hiç yanaşmayan, sinemada kariyerini sürdürmeyi hedefleyen Öznur Kula’nın belki de en ilginç tarafı kendi hayat hikayesi. ‘Akıl alır gibi değil!’ dedirten bu hikaye şimdi dizi yapılmak isteniyor.

Kula’nın mesleğiyle ilgili son projesi ise oyunculuğa hizmet veren bir alanda. Menajerlerin yetersizliğini ve hatta oyuncuya verdiği zararı gördükten sonra ‘Oyuncu bankası’ kurmaya karar vermiş! Oyunculara her türlü hizmetin sunulduğu bu bankanın şimdilik 120 müşterisi var!

Oyunculuk bankası da nereden çıktı?

10 yıldır sektörün içindeyim, okulu bitirdikten sonra Takva’yla birlikte bir profesyonellik sürecine girdim. Bu süreçte birçok menajerle çalıştım. Henüz menajerlik sisteminin kişiye artı şeyler kazandıracak şekilde işlemediğini fark ettim. Mesela bana sormadan karar verilebiliyordu. Çok istediğim bir projenin içerisinde olmak istediğim halde olamadığımı gördüm. Olumlu olumsuz yaşadıklarım beni bu ajansı kurmaya itti.

Ajansta tam olarak ne yapacaksınız? Menajerlik hizmeti mi vereceksiniz?

Menajerlik hizmeti ve basın danışmanlığı. Yeni çıkan bir arkadaşımıza ajans olarak muhakkak destek vereceğiz. Menajerlik sistemiyle çalıştığımız 7-8 oyuncuyla birlikte 120 oyuncumuz var. Bütün oyuncularımız konservatuar mezunu. Yeni yüzlerimiz var ama muhakkak konservatuarlı ya da eğitimli.

Konservatuar mezunu olması şart mı?

Aslında şart değil, alaylı olur, iyi oyuncu olduğuna inanırız, oturur, analiz ederiz. Ustalarla konuşuruz, onu nasıl kazanacağımızı düşünürüz. Eğitim alması gerekirse kursa yönlendiririz, bu şekilde bizimle yer alabilir.

İddialı mısınız?

Benim için önemli olan bir baby face (bebek yüz) ya da başrol çıkarmak değil. Böyle bir derdim yok. Bu zaten yanlış bir şey. Tamam ben 8 filmde oynadım, 4’ünde başroldüm ama herkes benim kadar dirayetli olamayabilir. Bir an evvel para kazanmak ya da televizyonda iş yapmak isteyebilir. Bana her zaman “Sen başrol oyuncususun, o işi alma” derler. Ben oyuncularıma tersini söylüyorum: İş geldiğinde yapılacak kalitede ve değerde olduğunu hissediyorsanız konuşalım. Önemli olan rolün büyüklüğü değil, karakterin psikolojik değeridir.

Oyunculara hocalık da mı yapacaksınız?

Hocalık yapacak kadar donanımlı olduğumu düşünmüyorum. Workshoplar düzenleyeceğim. İş görüşmelerine giderken yaptığımız eksikleri ve yanlışları düzelteceğim. Normalde bir proje geliyor, oyuncu isteniyor, kameranın karşısına geçip ismini cismini söylüyorsun. Bu çok korkunç bir şey. Yarışma programına girer gibi bir kuyruk oluyor. İyi oyuncular da böyle durumlarda demoralize oluyor. O işi alabilecek yeteneği olsa bile işi kaybediyor. Biz oyuncularımızın tanıtımlarını yapım şirketlerine gönderiyoruz, projeler için istedikleri oyuncularla toplantı yapmalarını sağlıyoruz. Sonuçta bu işler ancak iletişimle olur. Ben de oyuncumu tanımaları için toplantı ve randevu ayarlıyorum.

Sizi ilk Takva’daki oyunculuğunuzla tanıdık, sonra Benim ve Roz’un Sonbaharı, Kayıp Özgürlük, Yaşamın Kıyısında diye gidiyor, hiçbir dizide göremedik, neden?

Bu benim seçimimdi. İnsan seçimleriyle var oluyor. Kalıcı olmanın yolu bu bence. Bugün gördüğünüz isimleri yarın göremiyorsunuz. Birkaç diziden sonra yok oluyorlar. Röportajlarında da “Şimdi sinema zamanı” diyorlar. Biraz daha zor ve meşakkatli ama benim için doğru olduğuna inandığım bir yol seçtim. Sinemayla başlamak istedim. Artık iyi bir proje gelirse dizide de oynarım. Tiyatro ya da sinemanın üzerine dizi de eklendiğinde yorucu oluyor. Vizyona arka arkaya filmlerim girecek. Bir iş geldiğinde hemen oyuncularımı düşünüyorum.

Oyuncular genellikle dizilerden para kazandıklarını söylerler, siz dizide de oynamıyorsunuz, kazandığınız para yetiyor mu?

Sinemadan çok büyük paralar kazanılmasa da sizi tatmin eden çok farklı duygular yaşıyorsunuz. Hiç kazanmıyorum diye bir şey yok. Türkiye’deki standartları biliyoruz. Kazanıyorum ve bu beni geçindiriyor, emek veriyorum ve emeğimin karşılığını alıyorum. Yüzüm eskimediği için beni istiyorlar, bunun da bir bedeli var tabii. Bir yapım şirketi hayatımla ilgili bir dizi yapmak istiyor. Hayır demedim ama çok sıcak da bakmadım. Espriyle karışık “Telif hakkımı verirseniz olur” dedim.

Yaşadıklarınız reyting rekorları kıran dizileri aratmıyor. 2003 yılında Kuledibi’ndeki Neve Şalom Sinagogu’ndaki terör saldırısında bombanın etkisiyle eviniz çökmüş...

Evet ama çok şükür can kaybımız olmadı. Benim için bir dönüm noktası oldu aslında. Bu yüzden dile getirip kimseyi üzmek istemiyorum. Orada can kaybı yaşayanlara haksızlık etmiş gibi oluyorum. Sadece o psikolojiyi üzerimden atabilmek için yazıyorum. Ben şanslıydım. Can kaybı yaşayanlar, kolu bacağı kopan insanlar oldu.

Nasıldı yaşam sinagog yanında?

Ben o evi en güvenli yer diye tutmuştum. Kaç kişinin evinin önünde güvenlik olur? Benim çocukluğum Kule’de geçti, Kule’ye aşığım. Orada farklı bir kültür var. Düşünsenize evinizde oturuyorsunuz, kiliseden çan sesleri geliyor, biraz sonra camiden ezan. Bunlar çok özeldi benim için. Çocukluğum orada geçtiği için Kule’de yaşamak istedim. Pazar günleri film izler gibi Kule’yi ve ayinleri izlerdim.

Patlamadan sonra nereye taşındınız?

Maslak’a taşındık. 6 kardeşiz biz. Bizim evin eğlencesi hiç bitmez. Her gün bir olayımız var. Sorunlarımız da keyifli oluyor. Birbirimizi çok seviyoruz. Güzel bir aileye sahibim.

‘Takva’da da, ‘Benim ve Roz’un Sonbaharı’nda da cesur sahneleriniz konuşuldu, bu sizi rahatsız etmedi mi?

Hayır etmiyor. Filmin o sahnesine bakarak karar vermiyorum. Konuşulsun önemli değil. Önemli olan filmin bütününde böyle bir sahneye gerek olup olmadığı. Benim içime siniyorsa rahatsız etmez. Oyuncuların çok fazla rol seçme şansı yok. Oyuncunun kuralları olamaz. Ancak senaryoyu beğenmezse oynamaz.

Sevişme sahneleri sizi zorluyor mu?

Bir şey hissetmiyorum. Sonuçta oynadığınız karakter oluyorsunuz. ‘Benim ve Roz’un Sonbaharı’ndaki Berfin zaten sevişemeyen bir kadın, bu yüzden duygunun çıkmaması gerekiyordu. ‘Takva’da çok şuh bir kadın vardı. O da ben değildim. Erkan Abi’nin (Can) düşüydü.

O an ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

O anı düşünüyorum. Hiçbir şey düşünmüyorum.

Sevişme sahnelerinin gündeme gelmesine aileniz ne diyor?

İşim bu benim. Bunu biliyorlar. Annem babam her zaman benim yanımda oldu. Annem “Öznur nasılsa benim kızım. Benim gibi deli. Ona ‘Hayır’ demeyelim” diyor. Zaten ben de yapacağımı yapıyorum. Bizde düzenli olarak aile toplantıları yapılır. Haftada bir toplanır konuşuruz. O günlerde kişisel kararlarımızı da söyleriz. O gün hiç kavga etmeyiz. Onlara danışsam da kendi bildiğimi okurum. Bildiğimi okuduğum için pişmanlık duymam. Çocuğumu da böyle yetiştiriyorum. Çocuğum da hiçbir şey demiyor.

 Kaç yaşında?

9. O da kendi kararlarını kendi veriyor.

Ama ileride belki onun için sorun olabilir...

O büyüyünce zaten bu roller de bana gelmez.

Babası?

Babasıyla ayrıyız zaten. Erken evlendim. Çok aşıktık. 18 yaşında yaşanınca aşktan başka bir şey olmuyor. Çok çocukça bir aşktı. İlk flörtümle evlendim ama yürümedi, yapamadık. Flörtü evlilikte yaşadık. İstenmeyen gelindim zaten. O da oğluna aşık bir annenin çocuğuydu. Ama oğlum aşk çocuğu.

Oğlunuzu birlikte mi büyütüyorsunuz?

Hayır, yeteri kadar oğlunun yanında da olmadı. Sonuçta çocuğu ikimiz de istedik. Oğlumla eskiden ufak oyunlar oynardık. Hediye alırdım, “Baban göndermiş” derdim. Babasına olan sevgisi kırılmasın, kinle büyümesin istedim. Ama artık oyun oynamıyoruz. O da durumu anladı. İleride değişir diye ümit ediyordum ama olmadı. Hem annelik hem babalık yapıyorum.

Ayrıldığınızda oğlunuz kaç yaşındaydı?

Hamileyken ayrıldık. Aileme ayrılacağımı söylemeye gittiğimde hamile olduğumu ama doğuracağımı da söyledim.

Aldır demediler mi?

Dediler, “Hayır doğuracağım ama ayrılacağım da” dedim. Eşref dünyaya geldikten sonra üniversiteye gittim, çalıştım. Çocuğumla birlikte büyüdüm. Annem baktı ikimize de. Şimdi anne olduğumu hissediyorum. Son üç yıldır bana “Anne” diyor. Anneannesine “Anne” diyordu ama dedesine “Dede” diyordu. Baba ağzından çıkmıyordu.

Bu kötü tecrübeden sonra umarım iyi biri çıkmıştır karşınıza...

Bir ilişkim olmadı. Ben belki kırıldığım için böyle bir şeyi deneme cesareti bulamadım. Ufak denemelerim oldu ama devam etmedi.

Issız kadın mı oldunuz?

Zamansız diyelim. İstemezsen olmuyor sanırım. Davet etmiyorsanız zaten gelmiyor. Herkes kankam oldu.

Aşka bakış mı değişti?

Aşk bir kere yaşanır gibi geliyor bana. Sağlıksız bir düşünce olduğunu biliyorum. O aşk o zaman yaşandı, olmadı bitti. Başka birine daha aşık olamayacakmışım gibi geliyor.

Peki nasıl bir adam bekliyorsunuz?

Tarifi yok ki. Bir gün sana kamyon çarpacak diyorlar. O kamyon nasıl bir şey olacak bilmiyorum. Mülayim, insancıl, iyi niyetli bir insana aşık olabilirim.

“Bir daha evlenmem” diyor musunuz?

Eskiden diyordum. Evlilik güzel bir müessese. Yapılması gereken bir şey ama ben bunu yaşadım. İlerisi için böyle bir şey göremiyorum. “Asla evlenmem” demiyorum ama “Evlenirim” de demiyorum. Hem zaten daha oğlum büyüyecek...

RÖPORTAJ: EYLEM KESKİN

[email protected]

6