Gamzeli sendromların efendisi

Genç müzisyenlerle, sanatçılarla, sporcularla sohbet ettiğimde içim umutla doluyor. Kutsi ile, Rumeli Hisarı'nda Nar Cafe'deki buluşmamızda da aynı sevinci yaşadım

a
a
Pazar, 01 Ağustos 2010 - 05:00


Gamzeli sendromların efendisi

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

Son konserinde yine izdiham yaşandı, genç kızların, aslında her yaş grubunun ilgi odağısın. Müthiş bir duygu olmalı?

Kadın- erkek her yaş grubundan büyük bir sevgi seli oluşuyor etrafımda. Hissettiklerimi anlatabilmeyi isterdim. O kadar inanılmaz bir şey ki!!! Üç yaşındaki çocuktan seksen yaşındaki teyzeye kadar konserlerime geliyorlar ve şarkılarımın neredeyse tamamını ezberlemişler.

Son albümün ‘Bambaşka’da farklı bir Kutsi mi var?

Büyük bir farklılık olduğunu söyleyemem. Bambaşka bir Sinan Akçıl şarkısı. Bu günlerde klibi de dönüyor. Çok değerli müzisyen arkadaşlarımla, çok güzel bir çalışma yaptık. Bambaşka, güzel bir slogan aynı zamanda...

Kutsi, genç kızların cazibe merkezi olduğunun farkında mısın?

Hiç o yönden bakmamıştım kendime. Allah’a şükür bir şeyler söylüyorlar, özellikle gamzelerimle ilgili. Fan club’ımda 15 bin kişi, ‘Gamzeli sendromlar’ ismini koymuşlar kendilerine.

Müziğe tutkun olmanın, genlerinle ilgisi olabilir mi?

Müziğin farkına varma yıllarım çok eskilere dayanıyor. Yirmi yıldır da müzik yapıyorum. Baba tarafından gelen müzikal bir fikir alışverişi söz konusu. Aile içinde müzik hep vardı. Dedem keman sanatçısı, erkek kardeşi udiymiş. Türk Sanat Müziği dinlenir ve konuşulurdu. Evet, genlerimde var... Müzik biraz da ruh işi ve yetenek gerekiyor. İlkokul yıllarından itibaren iç içeydim müzikle ama bu günlere geleceğimi tahmin etmiyordum doğrusu.

Türk Sanat Müziği’ne yeni jenerasyon yakın mı sence?

Çok fazla ilgi olduğunu söyleyemem. Ben Türk Sanat Müziği’ni söylemiyorum ama dinliyorum. Çünkü olağanüstü makamlardan oluşuyor, çok farklı ve çok güzel. Ben bir müzisyenim ve müziğe aşık bir adamım, Türk Sanat Müziği, halk müziği veya pop diye ayırmıyorum. Müzik evrenseldir. Hepsini çalıştım, enstrüman da çalıyorum.

Çok güzel eserlerin var. Bu muhteşem eserler nasıl çıkıyor?

En başta şunu söyleyeyim; ben balık burcuyum duygusal bir yapıya sahibim. Yakın bir arkadaşımın yaşadığı ayrılık ve hasretten tutun, bir annenin çocuğu ile diyaloğuna kadar her şeyden etkilenebilirim. Veya sevdiğim bir insanla tartışmalar veya kötü günler yaşadığımda... Gecenin sessizliği, sabahın cıvıltısı, hemen her yerde ilham gelebilir.

Önce sözler mi gelir aklına, beste mi?

Belli olmuyor. Bazen enstrüman çalarken güzel bir melodi ve slogan yakalayabiliyorum. Slogan bir cümle bulduysam üzerine gidiyorum. Bazen çok güzel sözler, bazen müzik geliyor. Gün içerisinde geçen güzel sohbetlerden etkilendiğim de oluyor.

İlham perisinin nerelerde geldiğini anlatırken, aşkı es geçtin sanki...

Aşk var ama daha çok yapılan şarkılar, aşk acısı ve ayrılık üzerine oluyor. Tabii ki benim de zamanında yaşadığım, hüzünler, tatsızlıklar oldu.

Aşk acısı yaşadığın günlerde yaptığın şarkın var mı?

Olmaz olur mu! Mesela, doğum günü şarkısı.

Aşk acısı ile doğum gününün ne gibi bir bağlantısı var?

Doğum gününde tartıştığımız bir konu vardı, aramız iyi değildi. Ben İstanbul’da tek başınaydım. O gün hissettiklerimle, ona böyle bir doğum günü şarkısı yaptım. Güzel ve kaliteli bir şarkı çıktı.

Çapkın mısın doğru söyle...

Değilim. Bir şarkımda aynı şehirde nefes almak bile yetiyor dedim, bir başka şarkımda aynadaki yüzünün karşılığı benim dedim.

Kime dedin bunları?

Eşime...

Bunca yıl bir müzik adamı ile beraber oldum, benim için yapılan tek bir şarkı hatta söz bile yok. Ne dersin bu işe?

On bir yıl önce tanıştık. Bu süre içinde ayrılıklar da oldu tabii. Bu günler içinde demek ki ben rafa saklamışım hatıraları. Albümleri yaparken, o hatıralardan çıkarıyorum. O zamanda yaşadıklarım, şu zamanda şarkı olarak dönebiliyor.

Arkadaşlarının arasında, çok fırlama olduğunu duydum...

Çok fazla espriye dayalı muhabbetimiz oluyor. Konu müzik olunca ciddi oluyorum ama arkadaş muhabbetlerinde çok neşeliyim. Öyle çok ciddi karizma takılan bir adam değilim zaten. Müzik başka bir şey, onlarla zaman geçirmek ayrı bir şey. Ben müziğin içine girdiğim zaman hayatta her şeyi unutuyorum...

Kutsi nasıl bir adamdır, biraz anlatsana kendini...

Göründüğüm gibi bir adam olduğumu, açık yüreklilikle samimi olarak söyleyebilirim. Duygusal bir adamım. Saygılı, gönüllere önem veren. İşine aşık bir adamım...

Sahi, hep böyle sakin misin?

Çok sakinim, genel olarak yapım bu. Ancak ben de bazen sinirleniyorum tabii. O zaman şaşırıyorum kendime. Her şeyi çok fazla içime atıyorum. Problemlerimi tek başıma çözmeyi tercih ediyorum. Paylaşamıyorum yani...

Duydum ki; olmasını istediğin her şey gerçekleşiyormuş, nasıl oluyor peki?

Önce şunu söylemek isterim; bir şeyi kuvvetle istediğiniz ve olacağına inandığınız zaman gerçekleşiyor. Hayal etmek ve bunu hayata geçireceğim demek, yolun yarısını almak bence.

Şarkılarını yaparken de aynı yolu mu takip edersin?

Mesela bir albüm çıkaracağım, hit bir şarkı yapmam lazım, hızlı veya nostaljik her neyse, bütün gücümle konsantre oluyorum ve çok istiyorum. Sonuç beni de hayranlarımı da mutlu ediyor. Zaten istemeyen ve çalışmayan insan yapmasın bu işi. Olmaz çünkü mümkün değildir. Müzik kalitenizi yükseltmek için, bunları yapmak zorundasınız.

Biraz da senin dizinden, doktorlardan bahseder misin?

Fatih Aksoy bana oyunculuk teklif ettiğinde masadan kalkmıştım. Tabii kalktım derken espri yapıyorum şimdi. Teşekkür ettim, ‘Ben almayayım, alana da mani olmayayım’ dedim. ‘Yahu bir dinle, bir doktor rolü var sana çok yakışacak’ dedi. Sonra düşündüm, niye yapmayayım dedim. Ekrana kendi samimiyetimi yansıttığım zaman başarılı olacağımı düşündüm. Rolüm de, güzel bir kıyafet gibi üzerime tam oturdu. Önemli olan kıyafeti iyi taşıyarak, rolün hakkını vermekti. Gerçekten de olmasını düşündüğüm ve istediğim gibi oldu her şey. Üç yıl devam etti.

Ben de beğenerek izliyordum, peki yeni bir dizi teklifine açık mısın?

Düşünürüm, neden olmasın? Çünkü geri dönüşü olağanüstüydü dizilerin. Ben de çok büyük keyif aldım. Ama yapıma ve kişiliğime uymayan bir rolde oynamak istemem.

Son olarak aşkı sormak istiyorum. Röportajlarımda aşk olmazsa olmaz.

Ben aşkı tozlu bir plağa benzetiyorum. Çok kıymetli, sahip olmak istediğin, mutlulukla ve sevinçle dinlemek istediğin, içinde muhteşem bir müziğin olduğu, tozlu bir plak gibi aşk. Eline geçtiği zaman çok değer veriyorsun, bir an önce pikaba koyup dinlemek istiyorsun, ne var içinde diye merak ediyorsun, plağı çaldığın zaman kendinden geçiyorsun...

Plağın tozlu olmasının hikmeti nedir?

Aşkla karşılaştığın zaman, inanılmaz güzellikteki bir duyguyla karşılaşırsın ya...

O karşına çıkan çok değerli şeyin üzerinde bile toz vardır mı demek istiyorsun?

Yoksa sonradan tozlanacak nasılsa mı? Şöyle bir şey; insan aşık oluyor, aşk yaşanması gereken en müthiş duygu. O muhteşem duygular bazen kaybolabiliyor ve aşk bitiyor. Ayrılıyorsun. Belki de yerini çok büyük sevgiye bırakıyor. Bazen de kendi kendine soruyorsun; nerede o aşk dolu günler diye. Hatıralarda kalıyor. Aşkla ilgili böyle bir açılımım var benim.

Medyada dikkatini çekiyor mu, büyük aşk yaşıyorum diye çıkan birisi, bir süre sonra aynı sözleri bir başkası için söylüyor. Nedir bu böyle, adı aşk mı bunların?

Ben de görüyorum zaman zaman. Herkesin yaşadığına saygım var, ne diyelim. Aşk benim için çok özel bir duygudur, hemen tüketilemez. Gerçek aşkın izi kolayca silinemez. Öyle olmuşsa adı aşk olamaz zaten. Başta da sormuştunuz ya, aşk olmadan şarkılar da çıkmaz. Benim içinde geçerlidir. Üzüldüğüm, hatıralarıma sakladığım çok paragraf olmuş, biriktirmişim onları,