'Gandi' ve 'Recep Bey'li siyasete hoşgeldiniz

Pazar, 23 Mayıs 2010 - 05:00

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki ilk büyük sınavını canlı yayında Akif Beki, Mustafa Karaalioğlu, Prof. Dr. Fuat Keyman ve Tarhan Erdem’le birlikte izledik. Salonun içinden ve dışından çok sayıda kişiyle konuşma imkanım oldu.

Kılıçdaroğlu bu zorlu yarışa günlerdir basında çıkan “Tarihi kurultay”, “İşte Türkiye’nin aradığı lider” gibi başlıklarla giriştiği için çok ağır bir yükle başlamıştı.

Kemal Kılıçdaroğlu, hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Deniz Baykal’la mukayese edileceğini bilerek konuştu. Daha çok Başbakan Erdoğan’ı ve hükümetin icraatlarını hedef aldı. Partisinin bundan sonra gerçekleştirmeyi planladıklarını ise beklendiği ölçüde detaylandıramadı.

İktidara alternatif olan bir partinin yeni ve iddialı genel başkanının hükümeti hedef alması elbette çok doğal. Kılıçdaroğlu’nun, konuşmasında işçilerin sorunlarına değinmesi, yoksullukla mücadele sözü vermesi de önemliydi. Bir sol parti kimliğiyle emekçilerin sorunları normal olarak CHP’nin öncelikleri arasında olmalı. Ancak bunu yaparken 1970’lerin sloganları ve çözüm yaklaşımlarından öte yeni fikirler ortaya koymak gerekiyor. Kılıçdaroğlu’nun bu ilk büyük konuşmasında yeni diyebileceğim çok unsura rastlamadım.

“Daha iyi bir konuşma hazırlanabilir miydi?” diye sorarsanız kesinlikle “evet” derim. CHP’nin bunu yapabilecek kurumsal birikimi ve zenginliği var. Konuşmanın eksik ve zayıf kalan yanlarını, bu işe hazırlık için geçen zamanın darlığı ile açıklamak istiyorum. Kılıçdaroğlu kendisini bir anda bu sürecin içinde buldu. Son birkaç gününü kendisini anlatmak üzere medya kuruluşlarını dolaşarak geçirdi. Bunun dışında kalan bütün zamanını Önder Sav-Gürsel Tekin ve parti örgütü dengesini sağlamakla harcadı.

Kasketin bugün karşılığı yok

Kılıçdaroğlu’nun, kurultay salonuna gelen Rahşan Ecevit’e yakın ilgi göstermesi çok güzel oldu. Eminim ki Bülent Ecevit’e gönül verenleri memnun etmiştir. Ecevit kasketi takmasıyla ilgili olarak ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü o kasket geçmişe dair bir sembol. O dönemde ayrı bir duygusal anlamı vardı. Ancak bugün aynı heyecanı yaratmıyor. Üstelik o dönemde Ecevit ile sembolleşmişti. Mesela şimdi Süleyman Demirel’in fötr şapkasını alıp başka bir liderin başına geçirsek eminim yine çok garip durur.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı ve soyadı birlikte yazıldığında çok uzun bir yer kapladığı için gazete haberlerinde ve yazılarımızda nasıl hitap edeceğimizi tartışıyorduk. Son olarak Mehmet Ali Birand, Kılıçdaroğlu’na “Gandi” yerine “Kemal K.” diyelim önerisi getirmişti. Hangi ifadenin daha iyi oturacağını zaman içinde göreceğiz. Bu hem dildeki kullanım kolaylığı hem kamuoyunun benimsemesiyle ilgili bir şey. Mesela Başbakan hakkında konuşurken çoğunlukla “Tayyip Bey ya da sadece Erdoğan” diyoruz. Ancak kurultayda Kılıçdaroğlu’nun kullandığı “Recep Bey” ifadesi bence çok sırıttı. Bu denemeye gerek de yoktu. Devlet Bahçeli hakkında konuşurken “Devlet Bey” demek nasıl tuhaf kaçıyorsa “Recep Bey” de kulağa iyi gelmiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu daha yolun çok başında. Ekibini oluşturması, kendisini göstermesi ve anlatması için zamana ihtiyacı var. Basının, kamuoyunun ve CHP’lilerin ona bu imkanı vermesi gerekir. Bir partinin bütün programı, hedefleri ve vizyonu tek bir konuşmaya sığdırılamaz. Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinin ülkemiz ve çok sesli demokrasimiz için olumlu sonuçlar getirmesini dilerim.