Gaye kutsal ama heyecan da lazım!

a
a
Salı, 02 Kasım 2010 - 05:00

Yeni bir dans yarışmasına kavuştuk; Yok Böyle Dans. Show TV’de cumartesi akşamı ilk bölümü yayınlandı. Bir “hayır” işi olduğunun altı çizilerek...

Dilerim amacına kavuşur. Yarışmacı olarak seçilen “popüler tipler” iyi bir aile fotoğrafı verdi ekranda. Hemen her ünlü meseleye “yarışma olarak değil, iyi bir amacı olan oluşumda bulunmak için” katıldığını beyan edince, işin heyecan bölümü sekteye uğradı elbette...

Jürinin yarısının İngilizce konuşuyor oluşunu saymazsak o cephede de bir sıkıntı yoktu. Hatta Sait Sökmen bir hayli sevimli bir TV figürü olabilirdi önümüzdeki günlerde...

Heyecandan çok merakla izlediğim için iki ünlü bana “Yok Böyle Dans” dedirtebildi sonuçta. Biri Azra Akın ki, müthiş bir performans sergiledi, diğeri de Güneri Cıvaoğlu. O da harikulade bir medeni cesaret dersi verdi...

Neyse. Sonuçta programın teğet geçilmemesi gereken bir amacı da reyting almak. Meseleye heyecan katmak için yarışmacıların orada hakikaten bir yarışın içinde olduğunun anlaşılması gerekiyor...

İşin bu kısmını, bir de yardımcı sunucu Hanzade’nin donukluğunu giderebilirse Acun Ilıcalı için bu iş de “tamamdır” kıvamına gelir!

[[HAFTAYA]]

Saat ile konuğu hallederse...

Başlama saatindeki dengesizliği saymazsak son zamanların (zaten kaç bölüm oldu ki başlayalı?) en iyi Kral Çıplak’ı ekrandaydı önceki gece... Kanal D’de Okan’ın Medya Kralı yerine yayına koyduğu bu yeni iş başından beri aksayan bir şeylerle rahat vermiyordu bana... Aksayanın kral sandalyesine oturan tipler olduğunu anlayınca durum değişti. Eğer Okan Bayülgen, birkaç program daha stüdyosuna en az Cemil İpekçi kadar (o ne büyük özgüvendi yahu?) güçlü konuklar getirebilirse bu program da tamamdır... Ama girişi unutmadan lütfen; 23.30 diye duyurulan program mazereti ne olursa olsun 01.00’de başlamazsa...

Üç ay sonranın tarihi nedir?

Telegol (Kanaltürk) bu hafta terörden dizilere kadar uzanan geniş bir çeşitlemede gerçekleşen kahvehane sohbeti gibi bir izlenim bıraktı bende...

Konuların serbest ve bağlantısız şekilde akması mesela futbol konuşulurken bir anda teröre girilmesi oradan çıkıp TT Arena Stadı’nın ne zaman tamamlanacağına ilişkin tezlere sıçranması filan derken zaman akıp gitti...

Ben özellikle son haftalarda harikalar yaratan Gökmen Özdenak’ın matematik bilgisine hasta oldum. Bir ara Serhat Ulueren “İstanbul’daki Arena Stadı’nın 2011 Ocak ayının sonuna kadar bitirilip bitirilemeyeceğini” sordu Gökmen ağabeye... O da çok net bir şekilde yanıtladı; “Yetişmez üç aylık işi daha var oranın”. Yani Gökmen ağabeyin hesabıyla Ocak 2011’de tamamlanacaktı stadyum...

Şimdi soruya tekrar bakın. Anladınız mı, eğlencenin şiddetini?..

Yayınladığınız maçları izliyor musunuz?

Acaba diyorum TRT yöneticileri büyük paralara yayın hakkını satın aldıkları Bank Asya 1. Lig maçlarını izliyorlar mı? Bana göre hayır. Çünkü tersi olsa çekimlerdeki özensizliği görüp bir önlem alacaklardır. Futbol yayıncılığı işi, günlük yayınlamaktan çok maç yayınlama esasında değerlendirilir ve kimse kusura bakmasın maçları çeken eğer TRT kadrosuysa, hepsi dersten çakmıştır! Dilerim kurum Süper Lig için gösterdiği hassasiyeti yayın hakkını bizzat elinde bulundurduğu 1. Lig için de gösterir. Tribünlerin kalabalığını dikkate alarak!

Yeni favorim plaj voleybolu...

Süper Sports kanalında (D-Smart) önceki gün yayınlanan plaj voleybolu karşılaşmaları hakikaten çok heyecanlıydı... Sadece formalarından dolayı demek istemem ama oğlumla ben resmen yapıştık ekrana. Biliyorum, bikinili kızları izlemek mesela topun kimi zaman manasızca ayaklar arasında gidip geldiği bazı futbol karşılaşmalarını izlemekten daha eğlenceli... Ama mesele o değil. Spikerin Çin ile Brezilya arasında gerçekleşen maçı öyle bir anlatışı vardı ki, kendisine “kum sahaların Ertem Şener’i” diyiverdik oğlumla... Diyeceğim o ki, sporun futbol dışındaki dalları ve ekranlarında da çok  şeyler oluyor...

Acilen birilerini gömmeli...

Dizilerin yaşayabilmesi bazen ne kadar risk alabildiklerine de bağlı oluyor. Öyle ki, önemli karakterlerden birinin ani kaybı reytingleri sürünen bir diziyi aniden ayağa dikebiliyor... Ya da çok izlenmesine rağmen uzun zamandır aksiyon olmayan bir diziyi şaha kaldırabiliyor. Yakın zamanda Ezel’de (atv) böyle bir kayıp yaşanacak mesela... Aynı performansı Yaprak Dökümü (Kanal D) ya da Kurtlar Vadisi (atv) gibi dizilerden de beklemeliyiz. Her ne kadar Kurtlar Vadisi’nde Bulut mevta olmuşsa da, birilerinin daha ipinin kesilmesi gerekiyor o hattan... Fatmagül’ün Suçu Ne, Kavak Yelleri, Arka Sokaklar ve henüz çok erken olmasına rağmen Öyle Bir Geçer Zaman ki de (Kanal D) girmeli bu riske. Kusursuz hayat yoktur çünkü!