Mehmet Ali Birand

Gazeteci de taraf tutar...

Cuma, 30 Nisan 2010 - 05:00

Genelde “Gazeteci taraf tutmaz” denir. Yanlış bir inanıştır. Gazeteci, siyasi parti veya kişiler açısından taraf tutmaz, ancak “temel ilkelerde” taraf tutar. Örneklersek daha kolay anlaşılır.
Gazeteci, Ak Parti veya muhalefetten herhangi bir partiyi tutmaz (veya tutmamalı), ancak bu partilerin bazı politikalarını tutabilir, bazı politikalarını da tutmayabilir.
Bugün medyada yıldızlaştığı ileri sürülen öyle tipler var ki, okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Kimi, Kürtleri adam edebilmek, söz dinletebilmek için dayak atılması veya gözdağı verebilmek için, gerektiğinde ateş altında tutmak gerektiğine dahi inanıyor ve bunu da açıkça yazıyor.
Böylesine faşizan bir yaklaşım sergilediğinde de alkış alabiliyor. Kimi, kendine bağımsız-milliyetçi veya ulusalcı etiketi yapıştırıyor ve fantastik stratejiler oluşturuyor. Komplo teorileri kuruyor ve her konuda fikir sahibi olduğundan dolayı da, başta Avrupa Birliği olmak üzere, Türkiye’nin uluslararası camiada ilk sıraya gelmesini sağlayacak her projeye karşı çıkıyor. Devleti kutsama adına, özgürlükleri hiç önemsemeyebiliyor.
Bunlar, 2000’li yılların insanları değillerdir. Kavruk ve içine kapanık bir Türkiye’yi düşlerler. Onların da mallarını sattıkları ve alkış aldıkları bir kesim vardır.
Bu kişilerin görüşlerine katılmam.
Saçma bulurum. Bana sataşsalar dahi yanıtlamam, zira ciddiye almam. Ancak fikir özgürlüklerini savunurum. Zira ben de taraf tutarım. Bazı temel inançlarım vardır. Parti veya siyasi lider değil, temel inanışlarıma uygun politikaları uygulayan partileri veya siyasi liderleri desteklerim.
Avrupa Birliği projesine inanırım. Bugün için duraklama döneminden geçiyor olsa dahi, önünde sonunda bu ülkenin zenginleşmesinin, laik-demokratik sisteminin korunup kollanabilmesi ve ileride bir din devletine dönüşmemesinin tek yolunun bu projeden geçtiğini benimsemişimdir. Bu projeden yana adım atan her parti veya lideri de desteklerim.
Kürt sorununun, bu ülkenin gelişmesini engelleyen tek unsur olduğuna inanırım. Çözülebilmesi için, ister AÇILIM ister başka bir isim koyun, atılacak her adımı sonuna kadar desteklerim. Hangi lider veya parti bu yönde politika geliştirirse, kalemimle gerekli yardımı yaparım.
Kıbrıs sorununun artık gereksiz bir yük olmaya başladığına ve başka hiçbir gerekçeye bağlanmadan, bu konuda da çözüm bulunması gerektiğine inanırım. Yine bu yönde atılacak adımlardan yana pozisyon alırım.
İnsan hakları ve fikir özgürlüğünden yanayımdır. İster devleti kutsamak amacıyla, ister bütünlüğümüzü tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle, bu özgürlükleri kısıtlayacak her türlü girişime karşı çıkarım. Demokrasi ve özgürlükleri genişletecek her girişimden yana duruş sergilerim.
Laik ve demokratik sistemden yanayımdır. Türkiye’nin bir din devletine dönüşmesine veya dini değerlere göre yönetilmesine kesinlikle karşıyımdır. Bu yönde atılacak her adıma direnirim. Bu politikaların daima karşısında yer alırım.

Gelin 2000’li yılların toplumu olalım...
2000’li yıllara girdik, ancak toplumumuzun büyük bölümü hâlâ eskilerde yaşıyor. İnsanlarımız hâlâ, evrensellikten, uluslararası camiadan uzak duruyor. Kendine özgü kurallar yaratanlarımız var.
Garip bir süreç içinde yaşıyoruz.
Kısır döngüden kurtulamıyoruz.
Toplumu bu yönde koşullandıranlar da, kendilerini “yazar” sanan, oysa hiçbir dünya görüşü bulunmayan, adına gazeteci denen kişilerdir. Oysa, o gazeteciler arasında pırıl pırıl olanlar da var. Türkiye’ye ve dünyaya pozitif bakanların sayısı da az değil.
Bugün sizinle kendi dünyamı ve inandığım temel değerleri paylaşmak istedim.
MHP veya CHP’nin son derece yerindeki yaklaşım veya politikalarını alkışladım, bazı politikalarını da eleştiririm.
Ak Parti’nin alkışladığım nice açılımı olduğu gibi, sert biçimde eleştirdiğim yaklaşımları da var.
Hepimiz bu ülkenin büyümesi için uğraş veriyoruz. Bizleri birbirimizden ayıran, sadece yöntemdir.
Hedefe nasıl varılacağı tartışmasıdır.